Dijital Emek ve Karl Marx

9786059020558

Stokta

44,00 TL

-50%

22,00 TL

- +

Türkçe Yayına Önsöz

Sömürünün Yeni ve “Sevimli” Yüzü: Dijital Emek
Diyar Saraçoğlu

Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz
Biçim veremediğimiz şeylerin
Biçimini alıyoruz.
Şükrü Erbaş

20. yüzyılın son çeyreğinden günümüze geldiğimizde sermaye ve ideologları kapitalizmin artık sona erdiğini, içinde yaşadığımız “yeni dünya”nın enformasyon toplumu üzerine kurulu olduğunu sıklıkla dillendirdiler, dillendirmeye devam ediyorlar. Yaşadığımız dünyayı bir enformasyon toplumu olarak adlandırmak basit bir yanlış tanımlamadan ibaret değildi elbette. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, sosyalizmin “cümle içinde daha az geçtiği” bu dönem kendi düşünsel dünyasını ve ekonomik altyapısını örmek zorundaydı. Mevcut, olası örgütlenme, karşı çıkış biçimlerini engelleyen bu zamanlarda, gelişen enformasyon ve iletişim teknolojileri ve özellikle İnternet’in yaygınlaşmasıyla birlikte enformasyon toplumu söylemi kendisine oldukça geniş bir alan bulabildi.

Enformasyon toplumu söylemine göre maddi üretimler önemini yitirmişti ve artık gücü elinde bulundurmak isteyenlerin enformasyon üretimine önem vermesi gerekiyordu. Enformasyon da bu yeni dönemde alınıp satılan bir şey haline gelmişti, sadece daha çok çalışıp, rekabet edip enformasyon üretenler bu sistemde ayakta kalacaktı.

Gerçekte olan ise farklı sömürü biçimlerini bünyesine ekleyen kapitalist üretim ilişkilerinin halen dünyada egemenliğini sürdürüyor olmasıdır. Aynı dönemde iyice gelişen neoliberalizm her alanı metalaştırdığı gibi enformasyon (ve bilgi) üretimini de metalaştırdı. Bir yandan üniversiteler ticarileştirilirken sertifikalar ve patentle “çitlenen” düşünsel dünyada enformasyon da özel mülk haline getirildi ve kamusal niteliğini kaybetmeye başladı.

Günümüze yaklaştığımızda ise bir yandan farklı gelir düzeylerinde neredeyse her insana ulaşan “akıllı” cihazlar (cep telefonları, tabletler, dizüstü bilgisayarlar vb.) öte yandan herkesin farklı biçimlerde etkileşime girdiği İnternet ve özellikle sosyal medya platformları gibi EİT’lerin yaygın kullanımı ve tüketimi bu alanların daha detaylıca incelenmesi gerekliliğini doğurdu. Bu alanlara dair yapılan çalışmaların büyük bir kısmının piyasa odaklı olduğu ve/veya alana dair tutarlı bir politik hat çizmekten uzak olduğunu göz önünde bulundurursak alana dair hem eleştirel ekonomi politik hattını çizmek hem de bu alanların son yıllarda karşılaştığımız isyanlardaki önemini belirtmek oldukça anlamlı oluyor.

Yeni Emek Biçimleri ve Sömürü Olanakları

1970’lerden günümüze geldiğimizde enformasyon toplumu görüşlerinin aksine kapitalist üretim ilişkileri gücünü koruyup yeni alanlara da sıçrayarak doğa, sağlık, eğitim gibi sayısız yeni metalaşma alanı yarattı. Öte yandan bu yeni alanlara ek olarak artan teknolojik yenilikler ve bilgisayar teknolojisindeki hızlı ilerleyiş yeni tüketim alanları (kişisel bilgisayarlar, cep telefonları, gelişkin bilgisayar sistemleri, İnternet) da yarattı. Haliyle bu yeni alanlarda hangi emek ve sömürü biçimlerinin nesneleştiğini analiz etmek de önemli bir görev olarak karşımıza çıktı.

İnternet özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren oldukça geniş kullanım olanağı buldu. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasının ardından artan donanımsal yeniliklerle birlikte günümüzde dünya genelinde İnternet’i kullanan kişi sayısı 3 milyarı aştı. Yakın dönemde ise yeni medya uygulamaları (ve özellikle sosyal medya platformları) İnternet kullanım rakamlarını iyice arttırırken kullanım nedenleri ve alışkanlıkları üzerinde de büyük değişiklikler yarattı. O’Reilly tarafından Web 2.0 olarak adlandırılan dönemle birlikte kullanıcıların ürettikleri içerikler de hızla dolaşıma girebilmeye başladı. Facebook, Twitter ve Youtube gibi ticari sosyal medya platformları bu yeni dönemin yükselen yıldızları oldular. Kullanıcı kaynaklı içeriklerin sıklıkla tartışıldığı bu dönemde bu ticari platformların mülkiyet yapıları ve kâr elde etme mekanizmaları tartışmalarından ziyade demokratikleştirici olanakları ve özgürlüğü destekleyen mekanizmaları konuşuldu, konuşulmaya devam ediyor. Bu yaklaşım “Web 2.0”ı kullanıcılarının eşit ve yatay ilişkiler kurduğu demokratik bir alan olarak tarifleyip bir görüngü yaratmakta oldukça başarılı oldu. Büyük şirketlerin, ünlülerin ve gösteri dünyasının egemenliğinin gündelik kullanıcılara kıyasla çok daha yüksek sayıda takipçiye, okuyucuya, seyirciye, dinleyiciye, re-tweetlere ve beğenilere sahip olduğu gerçeği göz ardı edildi. Üstelik ticari platformların devletler ile kurdukları ilişkiler de neredeyse çok az telaffuz edilir hale geldiler.

Ana akım bu görüşlerin aksine İnternet kullanıcılarının ürettikleri içerikler ve çevrimiçi varoluşları nedeniyle sömürüldükleri düşüncesini geliştirenler Dallas Smythe’ın 1970’lerin sonunda öne sürdüğü “izleyici emeği” tartışmasını kendilerine rehber ettiler. Televizyon izleyicilerine benzer bir şekilde İnternet kullanıcıları da serbest zamanlarının büyük bir kısmını İnternet’e bağlanarak geçiriyordu ama birçok konuda kullanıcıların izleyicilerden farklılıkları da söz konusuydu. Geleneksel kitle medyasındaki izleyici metasıyla İnternet’teki izleyici metası arasındaki fark, ikincisindeki kullanıcıların aynı zamanda içerik üreticileri olması, burada kullanıcı tarafından oluşturulan içeriklerin olması ve kullanıcıların sürekli olarak yaratıcı faaliyette, iletişimde, topluluk inşasında ve içerik üretiminde bulunmasıdır. İzleyici ve kullanıcı arasındaki ayrımları kısaca şöyle tarifleyebiliriz:

- İçerik üretimi: Televizyon izleyicileri içerik üretimine katkı sunamazken İnternet kullanıcılarının ürettikleri içerikler hem yayınlanabilir hem de alınıp satılabilirdir.
- Zaman kısıtı: İzleyiciler televizyonlara sadece serbest zamanlarında erişim imkânına sahipken (genellikle iş sonrası saatler) İnternet kullanıcıları için zaman kısıtı farklılaşmış, çoğu durumda ortadan kalkmıştır. İnternet’e erişim mobil cihazların gelişmesiyle birlikte neredeyse tüm güne yayılmıştır.
- Mekân bağımlılık: İzleyicilerin televizyon izleyebilmeleri için sabit bir mekânda (özellikle evlerinde) olmaları gerekirken gelişen mobil teknolojilerle birlikte İnternet kullanıcıları için mekân bağımlılık ortadan kalkmıştır.

Öte yandan yeni medya teknolojilerinin ve özellikle de sosyal medya platformlarının kapitalizmin kriz anlarında baş gösteren son ayaklanmalardaki rolü de tartışmaların özgürleştirici potansiyelini öne çekilmesini başka bir hatta biçimlendirmiştir. Şurası bir gerçektir ki Arap dünyasında yaşanan ayaklanmalar, İspanya’daki Öfkeliler hareketi, Occupy, Gezi Ayaklanması ve daha nicesinde sosyal medya platformları (ve daha genel olarak yeni medya) etkin bir alan ve araç olarak varlık göstermiştir. Ancak bu hareketlerin ortaya çıkış nedenini ve gelişmesini açıklayan koşulları sosyal medyayı merkeze alarak açıklamak son derece sorunlu bir yaklaşımdır. Bu alana dair bir diğer yanılsama da bahsi geçen ayaklanmalarda sosyal medya kullanımının tamamen yatay örgütlenmeleri doğurduğudur, Paulo Gerbaudo’nun söz ettiği gibi bu platformları, ilgili hesapları yöneten kişiler yeni bir tip önderlik, liderlik pozisyonunu doğurmuşlardır ve bu da tamamen yatay bir çizginin oluşmadığını kolaylıkla göstermektedir.

Dijital Emek ve Karl Marx
Son olarak, kullanıcının telefonunda, kişisel bilgisayarında ya da dizüstü bilgisayarında İnternete bağlanabilmesi için gerekli olan çeşitli EİT emeği biçimleri maden çıkarma, donanım imalatı ve montajı, yazılım mühendisliği, hizmet işi ve kullanıcıların üretken tüketimi gibi birçok çeşitli emek biçimlerini ihtiva etmektedir. Tüm bu emek biçimleri, tek bir EİT cihazında nesneleşmiştir ki bu, EİT’lerin karmaşık mekânsal ve zamansal bir üretim geçmişi olduğunu göstermektedir.

Dijital Emek ve Karl Marx’ta, Christian Fuchs dijital emek alanını Marksist bir perspektiften ve uluslararası dijital işbölümünü göz önünde bulundurarak inceliyor. Dijital emek ile ilgili bugüne dek yürütülen tartışmaların büyük çoğunluğunda dijital emek, sosyal medya kullanıcıları tarafından sarf edilen karşılığı ödenmemiş emeği niteleyen bir terim olarak kullanılmıştır. Aksine Fuchs, sosyal medya üretketiminin dijital emeğin sadece bir biçimini teşkil ettiğini, bu biçimin dijital medyanın varlığını sağlayan küresel sömürü ekolojisini beraberce oluşturan diğer biçimleriyle bağlantılı ve onlara bağlı olan bir biçim olduğunu vurgulayıp bu alandaki emek süreçlerini tarif etmeye çalışıyor. Fuchs, “dijital emek” terimini dijital medyanın var olması, üretilmesi, yayılması ve kullanılması için gereken karşılığı ödenen ve ödenmeyen tüm emek biçimlerini içerecek şekilde genişletmeyi öneriyor. Böylesi bir fikirsel çıkış cep telefonlarında ve bilgisayarlarda kullanılan madenlerin Afrika’da kölelik koşullarında çıkartılması, uzak doğudaki montaj sanayisi, 18. yüzyılın sanayi işçilerinin koşullarını aratmayan çağrı merkezi çalışanları, Silikon Vadisi’ndeki koşullar, Hindistan’da yazılım geliştirilmesi ve sosyal medyada kullanıcı emeği gibi birçok farklı alanı ve farklı sömürü biçimlerini içeriyor hale geliyor.
Dijital emek üzerinden böylesi bir tanımlamaya elbette çok sayıda itiraz gelecektir ama bu tanımlamanın ötesinde sermayenin hareketliliği, uluslararası sömürü mekanizmaları, yazılım alanındaki sömürü ve çalışma koşulları, İnternet ve sosyal medya kullanıcılarının emeği tartışmalarını bütünlüklü olarak incelemek önemli bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Fuchs’un Smythe’tan devraldığı “izleyici emeği” tartışmalarını da İnternet için bir adım öteye taşıması da alana dair Marksist bir müdahale açısından önemli bir çaba olarak beliriyor.

Sosyal medya kullanıcılarının emeğinin sömürüsü haricinde örgütlenme olanakları da Fuchs’un incelediği alanlardan biri. Kitabında Occupy hareketi bu anlamda incelemeyi tercih ettiği hareket. İnceleme anlamında ağırlıkla istatistiklerden yararlansa da kuramsal zeminin kurduğu dijital emek tartışmalarında örgütlenme olanaklarını incelemesi de oldukça yerinde bir tercih. Üstelik ticari sosyal medya platformları (Facebook, Twitter, Youtube vs) haricinde diğer özgür platformların da (diaspora*, Occupii, N-1 vb.) varlıklarını ve etkinlik durumlarını incelemesi de alana dair iyi bir yaklaşım. Böylelikle işçi sınıfının kendi özgür ağlarını kurabilmesi için de önümüze bir hedef koymamız gerekliliği de ortaya çıkıyor, aksi halde gerçekten biçim veremediğimiz şeylerin biçimini kolaylıkla alabilmemiz hiç de zor olmuyor.

Hazırladığımız kitaplarda kolektif üretim sürecini benimsemeye çalışıyoruz. Bu kitabın çevirisinde Christian Fuchs’un çeviride tercih ettiği referans sistemi ve kullandığı dil bizi zorlasa da altından hep beraber kalkabildiğimizi düşünüyoruz. Bu kitap, NotaBene Bilişim / Janus’un Çehresi dizisinden çıkan üçüncü kitabımız. Sırada Christan Fuchs’un Social Media: A Critical Introduction [Sosyal Medya: Eleştirel Bir Giriş] kitabı var. Yakında yeniden karşınızdayız.

(ARKA KAPAKTAN)

Dijitalleşmenin kapitalist biçimde gerçekleştiği dünyada emek nasıl değişiyor? İnternete girerken, bilgisayarları ve akıllı telefonları kullanırken veya bir çağrı merkezi temsilcisiyle konuşurken bunların arkasında gittikçe görünmez hâle gelen emek “ağ”larını ve üretim ilişkilerini düşünüyor muyuz? Christian Fuchs, Dijital Emek ve Karl Marx kitabında bunları görünür kılıyor ve bizi düşünmeye çağırıyor. Bilgisayarların üretiminde kullanılan madenlerin çıkarılmasında köleleşen işçilerden, sosyal medya kullanıcılarının sonsuz şekilde sömürülmesi ve metalaştırılmasına kadar EİT endüstrisinin eleştirel ve karşılaştırmalı bir analizini bulduğumuz bu kitapta Marksist ekonomi politiğin günümüzü yorumlamadaki aydınlatıcı rolünü yeniden anlıyoruz. Kitabı okurken sosyal medyaya aslında hapsedilmiş olduğumuzu görüyor, kendimizi bir anda Kongo’da çatışmalara neden olan madenlerin içinde köleliğin tam ortasında buluyor veya çağrı merkezlerinin ev işine dönüşen emek sürecinde patriyarkanın rölünü görürken kapitalizmin giderek karmaşıklaştırdığı üretim ağlarını üzerimize nasıl ördüğünü ve bundan nasıl çıkacağımızı tartışırken buluyoruz.

Senem Oğuz


Enformasyon teknolojilerini her kullandığımızda hatırlayacağımız şekilde bu ürünleri bize ulaştıran ve ömürleri kan ve ter içinde geçen işçileri ve köleleri anlatıyor; sosyal medyayı kullanırken metaya dönüştürülen kişisel verilerimizle aslında karşılığı ödenmeyen bir emek gücü olduğumuzu tartışmaya açıyor. Fuchs, Smythe'nin izleyici emeğinden ve çağdaş kültürel çalışmalardan başlayarak deneysel verilerle, yoğun sömürü ve kölelik örnekleriyle günümüzdeki teknolojinin oluşumunu anlatıyor. Kitap, Marksist çözümlemenin günümüzü anlamakta olgun ve başarılı bir kullanımını da gösteriyor. Bütün bu sömürü, kölelik anlatımını sadece çözümlemeyle, anlatmayla bırakmıyor, alternatif, sömürünün olmadığı ve ortak mülkiyete dayalı bir dünya kurmanın olası araçlarını da tartışıyor, sorguluyor.

Tahir Emre Kalaycı

Henüz hiç okur yorumu eklenmemiş. İlk yorum yazan siz olun!

Yorum yaz!

Dijital Emek ve Karl Marx

Dijital Emek ve Karl Marx

Yazar:Christian Fuchs