Önce İş Güvenliği! - M. Ender Öndeş

    Tırpan ne ya? Hakikaten, tırpan nedir abi bilmem kaçıncı yüzyılda? Milyon yıllık ritüeller bunlar, eski püskü, köhnemiş gelenekler. Efendim, on bin yıl önce yazılmış bilmem kaç numaralı tebliğ varmış da, fi tarihinden kalma kılık kıyafet genelgelerine uymak zorunluymuş da, estek köstek! Kaç kilo bu tırpan bilen var mı? Yeminle sırtım çürüdü lan binlerce yıldır.Aha bak! İnanmazsan bak göstereyim, şerefsizim yer etti kürek kemiğimin üstünde. O kadar yani! Bir de kirli, bir de paslı, ıyy, iğrenç! Bir yere otururken kıçına batsa tetanozdan nalları dikersin, net! Hayır, o değil de, sanki kafa koparıyormuşuz gibi havalar neyin nesi bilmiyorum ki? Bi defa imaj oluşmuş ya bilmem kaç bin yıl önce, şekil yapıyoruz resmen. Simsiyah kukuleta, gölgelerin içinde görünmez bir surat, sırtta da pis tırpan, ahir zaman hackerları gibi bi havalar bi havalar… Yok öyle bir şey ama!Öyle bir şey yok güzel abim! Aksesuar bunlar! Yoksa işleyiş basit. Herif virüsü kapıyo, biz açıp defterimize bakıyoruz, üstü kırmızı kalemle çizilmiş mi diye. Varsa var, yoksa yok! O kadar basit. Kafamıza göre iş yapmıyoruz ki hemşerim, elimizde bir liste var herhalde.Açıp bakıyoruz, ondan sonra sabahtan akşama o yoğun bakım senin bu acil benim, it gibi dolanıyoruz ortalıkta. 

   Yoruldum ama artık. Tamam, o büyük veba günlerini görmüşlüğümüz var, tam kapasite çalıştığımız zamanlar çok olmuştur o vakitler, eyvallah. Ama gençtik o zamanlar birader. Hey gidi gençlik! Ne günlerdi ama? Enerji fışkırıyordu kukuletamın dört bir yanından. Koca Avrupa’yı tırpan manyağı etmiştik lan! Yedi yirmi dört alım yapıyorduk da bana mısın demiyorduk. Bir de şey vardı daha sonraları, neydi o? Bize fason çalışan Avusturyalı bir onbaşı vardı, adını unuttum şimdi bak, neyse işte, onun zamanlarında da yine işleri vaktinde yetiştirebiliyorduk. Hakkını yemeyelim ayrıca, düzenli çalışıyordu pezevenk. Kaç kişi gaz odasına gitmiş, kaçı tifüsten cortayı çekmiş, kaçı sabun olmuş, hepsini isim isim listeliyordu o herif. Sektörün altın günleriydi resmen! Meslek hayatımın zirvesindeydim. Hiç elini sürme, akşam gel hasılat listesinin bir kopyasını al, git. O kadar kolaydı işimiz.

   Ama dedim ya, yoruldum. Bu kadar karışık, bu kadar yaygın mevzular epeydir yoktu ve biraz da hamlamışım herhalde. Bi de şu tırpan… Taktım bi defa. Ağır güzel kardeşim, hakikaten ağır ya. Yemişim geleneğini bilmem neyini. Anlatamıyorum ki adama, o eski şatafatlı günler bitti artık. Denizleri yardırma, ölüleri diriltme zamanlarında filan değiliz. Her şey değişti. Yok öyle bir dünya abi!

   Öbürlerine göre hava hoş tabii! Hep ense hep ense! Yan gel Osman! 

   Biri postacı. Daha doğrusu kendini öyle sanıyor. Bin yılda bir yeni bir kitap yazılacak da, bizimki aşağıya inip mağaralarda filan kargo dağıtacak. Ölme galaksim ölme! Hayır, öteki de yazmıyor zaten artık. Küstü. Yazdı yazdı bir şey düzelmedi, hevesi kaçtı adamın, bıktı artık. 

   Düdükçü var bir de. O hepsinden komik. Tek bir konser için milyonlarca yıldır sabah akşam prova yapan başka bir sanatçı var mıdır ya koca evrende? Sanırsın konçerto çalacak! İlgisi yok! Milyar milyar yıl sonra herkes ölecek de, sonra maestrodan işaret gelecek de, bizimki lütfedip şöyle bir düt diyecek, herkes mezarlardan kalkıp zombik zombik bir araya toplanacak! Hepsi bu! Sanatla ne ilgisi var lan bunun? Telefonunun saatini kursan, o da görür aynı işi!

   Ötekiniyse boş ver. Çalışıyor çocuk, tamam, bir sözüm yok. Yağmur filan yağdırıyor arada ama boş işler sonuçta bunlar. Aşağıdakiler çoktan devreden çıkardı onun kerametlerini. 

   Ya ben? Binlerce yıldır kes biç kes biç! Hayır, işin ta en başında yapmışsın iki tane, anladık, tamam, ver kondomu ver kondomu, sen sağ ben selamet! Niye uzatıyorsun işi abi? N’oldu uzatınca bak? Dakka bir gol bir, herif tuttu ‘daş yok mu daş’ diye höykürüp kardeşinin başına çöktü. O zaman da bizimki baktı ki iş kontrolünden çıkacak, çağırdı beni bir sabah, gel bakalım tırpancıbaşı, al sana liste, şu gün şunu, şu gün şunu… Yol yemek yıllık izin sıfır! Bir gün ya, bir gün! Bir tek gün izin yaptım mı ben? Bir Allah’ın günü, abi sen yoruldun, bi otur, biraz da biz kendimiz ölelim diyen oldu mu ya? Kes biç kes biç, nereye kadar?

   Bir de sevilmiyorsun tabii… A, tabii, kim sever ki beni? Öbür üçünün havasından geçilmiyor. Millet çocuklarına onların isimlerini bile veriyor. Bir Allah’ın kulu, hiç benim adımı bebeğinin kulağına üfledi mi lan şimdiye kadar? Bir tek kafa kâğıdında benim adıma rastladınız mı? Kötüyüm çünkü ben, kötü! Sanki kafama göre iş yapıyorum anasını satıyım. Laf başı gelince ‘yazısı öyleymiş’ diyorlar ama yazana tık yok, vur garibana vur garibana! Takdir eden var mı? Tabii ki yok! Eline tırpanına sağlık abi diyen var mı hiç? Ne gezer?

  Adam geceden oturup yazıyor. Bak, bilmeyen vardır diye açık açık anlatıyorum. Adam gece oturup yazıyor kardeşim. Sabahın köründe de vardiya başlangıcında veriyor listeyi elime. Kırk bin kilometrelik koca bir mesafede binlerce adres! Virüs nereye ben oraya! Listeler de bazen güncellenmemiş oluyor ya, herif taşınmış mesela, adres bırakmamış filan, dön Allah dön! Kolay mı öyle? Kukuleta ve tırpanla herhangi bir bakkala adres sorabilir misiniz mesela? Bi deneyin bakalım hadi! 

  Ha, yazıyor da ne yazıyor derseniz orası da karışık, hikmetinden sual olunmaz bin türlü hesabı var adamın. Geçen bi puştun kapısına dayandık mesela, müsait de herif, malın teki. Gelmiş doksan yaşına, yemediği halt yok filan. Tak yukarıdan bi sinyal: Dokunmayın! Üç gün önce bir sabiyi alıp götürürken bir şey dedi mi peki? Hayır. Maden ocağını göçertirken bir şey dedi mi? Hayır. Peki sebep? Çulsuzlar daha mı kolayına geliyor, bilmiyorum ki? 

  Böyle çalışıyoruz biz efendiler, kolay mı sanıyorsunuz? İşin en saçma yanı da, kısa çöpü çeken bana sövüyor, popoyu kurtaran yine dönüp ona dua ediyor. Kanseri yendim diyor herif mesela hastane kapısında zafer işareti yaparak. He, yendin! Listede adın olaydı görürdüm ben seni, tırpanı kodum mu, cart öteki taraf! Ne artistlik yapıyorsun da tahrik ediyorsun beni?

  Bir de yazı her şey değil öyle. O kadar basit değil bu işler. Vakti gelmiş gelmemiş filan, durun bakalım bir. Onca yıldır bu işlerin içindeyiz, bizim de kendimize göre küçük numaralarımız var herhalde. Tamam, adam yazıyor yazmasına da sonra dönüp isim isim kontrol mü ediyor sanıyorsunuz? Yıprandı yıprandı! O da yıprandı! Yediniz lan adamı, yediniz! Binlerce yıldır kırk tane kitap indirdi, bi tane sınavı geçemediniz; en düzgün adamlarını, hatta şahsen bizzat oğlunu gönderdi, tutup elini ayağını çivilediniz. Ömrünü yediniz adamın, ömrünü!Her yerde anlatmam bunları ama bazen bir tuhaf oluyor o da. Bir efkâr yapıyor durduk yerde, sıyırıyor bildiğin, koyveriyor her şeyi, karadeliklere vuruyor kendini. O arada, benim de listelerde küçük oynamalarım oluyor haliyle. Eklediklerim oluyor, çıkardıklarım oluyor. 

  Ha, oluyor da n’oluyor? Hiç! Küçük kaprisler yalnızca.Kendimi daha iyi hissediyorum biraz, kişisel tatmin gibi bir şey… Yoksa herif kırk saatlik ameliyattan çıksa, elini açıp yine bana değil ona dua ediyor. Lan ben duruyorum başında, ben! Canım istemiyor o anda, canım! İstesem o uru seksen yere metastaz yaptırırım! Yapmıyorum. Hastane kantininde bayat çay eşliğinde geyik yapan akrabalar da car car konuşuyor bu arada: “Demek vadesi gelmemişmiş.” Geldi lan geldi! Geldi de ben çeki kırdırmıyorum, bu kadar basit!

  Neyse, iş zamanı şimdi. Bu bereketli günlerde kimseyle çene çalacak vaktim yok. Zaten tuhaf bir halsizlik çöktü üstüme, ateşim de var sanki ama iş iştir. Vadesi gelenler için yoğun bakımlara doğru bir uzanmam gerekiyor; listeye bir bakmak lazım ama acillerde de birkaç müşterim var bildiğim kadarıyla. Bir de şu karşı köşede termostan çay yudumlarken, “kompilo bunlar hep kompilo” diyen amca var, on dört gün sonraki listenin en başında ismi yazılı ve henüz haberi yok. 

  Hakikaten ya, ateşim mi yükseliyor? Tuhaf bir sıcaklık var alnımda, ciğerlerim parçalanıyor sanki öksürürken. Maske de kaç günlük kim bilir, yırtılıp gitmiş iyice. Neyin tasarrufunu yapıyorsa bizimki artık? Bir milyon yıllık adamınım ben senin ya, beni korumazsan kimi koruyacaksın kardeşim? Düşüp kalsam şurada küt diye, kim yapar yaptığım işi?

Belki de… A, yok, biliyorum, ateş yüzünden sayıklıyorum. Tabii ki ateş yüzünden… Aklım karışıyor bazen. Zihnim bulanıyor...

Ama belki de… Belki de şu bizim ufaklık…Üvey kardeş, çatal kuyruklu olan…Haklı mıydı acaba gerçekten? Haklı olabilir mi?

Yok, hayır, hayır…Hayır, düşünmemeliyim bunları. Böyle düşünmem yanlış. Çok yanlış. Hep ateş yüzünden oluyor, ateş yüzünden... Saçmalıyorum.

Ateşim yükseliyor bir yandan ama.Gerçekten yükseliyor…

Alnım yanıyor, göğsüm daralıyor ve yoğun bakımda da bi sürü işim var daha.

Yırtık, boktan bir maskeyle üstelik…

Ve tırpan… Ağır lan! Çok ağır, çok…

New Account Register

Already have an account?
Log in instead Veya Reset password