Fotoğraf: Seda Öz

OYUNBOZAN - Ahmet ÖNEL

   “Hızla yayılıyor Efendimiz…” dedi Baş Yardımcı. Gözlerini ahşap tavandaki ağaç budağında sabitledi.

    “Çare bulunamıyor mu yani?” dedi Başkan. Tedirgin olduğu her halinden belli oluyordu. Koltuğunda bir öne bir arkaya gitti geldi.

     “Henüz bir çözüm üretilmiş değil.” dedi Baş Yardımcı. Şu anda   büyük salonun dışında olmak için ne çok şey verebilirdi!

      “Peki, Baş Sağaltıcım ne diyor bu işlere?” diye yan tarafına döndü Başkan.  Az ötesinde dakikalardır kıpırdamadan konuşmaları izlemekte olan yaşlı adama baktı. Baş Sağaltıcı, sözün eninde sonunda kendisine geleceğini biliyordu elbette.

       “Ne söyleyebilirim ki Efendimiz…” diye konuştu Baş Sağaltıcı. Sesi hiç mi hiç güven vermiyordu. “Dünyanın en tehlikeli mikrobu ülkemizi tehdit ediyor…” diye devam etti.

       “Ne yapacağız peki?” diye gürledi Başkan. Baş Sağaltıcı’nın daha güven verici şeyler söylemesini bekliyordu sanki.

        “Sabırla salgının yavaşlayacağı, giderek yeryüzünden silineceği günlerin gelmesini bekleyeceğiz.” diye mırıldandı Baş Sağaltıcı.

         “Çok kötü!” dedi Başkan. “Şu musibetin işaretlerini bir kez daha sırala bakalım…”

         “Mikrobu kapan koşulsuz herkesi, her karşılaştığını sevmeye başlıyor…” dedi Baş Sağaltıcı. “Bu hastalık dokunarak, bakarak,  dahası gülümseyerek bile kişiden kişiye geçiyor Efendimiz.”

          “Herkesin herkesi sevmesi tehlikeli…” dedi Başkan. “Sevilmesi gereken biri varsa o da ben olmalıyım.”

           “Haklısınız Efendimiz.” dedi Baş Yardımcı.

           “Bütün ülke şu sevgi dalgasına yakalanırsa beni bile gözden çıkarırlar sonunda. Birbirleri için fedakarlık yapmaya kalkışabilirler ve olan bana, yani bize olur.”

            “Olan bize olur…” diye yineledi Baş Sağaltıcı.

            “Bu konuda elinizden bir şey gelmiyor mu peki?” diye gürledi Başkan.

            “Bir karşı mikrop üstünde çalışıyoruz Yüce Efendimiz.” dedi Baş Sağaltıcı. Yani, herkesin herkesten nefret edeceği bir mikrop üstünde…” diye devam etti. Sesi nasıl da cılız çıkıyordu. “Ama henüz sonuç alabilmiş değiliz…” diye tamamladı söyleyeceklerini.

               “Daha fazla, daha sıkı çalışın!” diye kükredi Başkan. “İçine benden daha çok şey katın! Sözlerimi, bakışımı, öfkemi, düşünce ve imalarımı da dahil edin!”

               “Emredersiniz.” dedi Baş Sağaltıcı.  Temkinli adımlarla arka arka giderek huzurdan ayrıld

 

                “Bu nasıl bir masal girişi böyle?” dedi Öğretmen. Bakışlarını masadaki kağıtların üstünden kurtardı. Genç adama döndü.

                “Beğenmediniz mi yani?”

                 “Saçmalık bütün bunlar...” diye devam etti Öğretmen. “Ülkede sevgi salgını var ve herkes herkesi sevmeye başlıyor, öyle mi yani?”

                 “Masalım böyle başlıyor…” dedi Genç Adam. “Ülkeyi yönetenler de bu durumdan fazlasıyla ürküyorlar…”

                 “Nefret mikrobu bulunacak mı peki?”

                 “Merak ettiniz…” dedi Genç Adam. Belli belirsiz gülümsedi. “Devam etseydiniz öğrenecektiniz. Nefret mikrobu bulunacak elbette. Zaten kaybolmuş değildi ki!”

                  “Böyle düşündün demek.” dedi Öğretmen. Elini çenesinde gezdirdi.

                  “Evet, yoksa masalım inandırıcı olmazdı!”

                   “Masallar inanmak için değildir.” diye diklendi Öğretmen. “Öncelikle hoşluk barındırmalıdır. Düşlemeye olanak tanımalıdır. Okur ya da dinleyici kendini o alemin içinde dolaşırken bulmalıdır…”

                   “Haklısınız ama…” diye mırıldandı Genç Adam. Öğretmen, ona söz hakkı vermeden devam etti.

                    “Başka bir tema bulmalısın evlat! Bu masal, nasıl söylemeli, hiçbir hoşluk barındırmıyor.”

                    “Ancak günümüzde sevgi meselesi çok önemli…” diye bir kez daha direnmeyi denedi Genç Adam. Çabası nasıl da umutsuzdu!

                     “Yeterli değil!” dedi Öğretmen. Daha fazla konuşmaktan yana olmadığı da belli oluyordu.

                      Öğretmen, nefret mikrobunu çoktan bulmuş olmalı diye aklından geçirdi Genç Adam. Başka bir masal üstünde çalışacağını söyleyerek masadan kalktı. Öğretmen ona baktı, ardından gülümsedi.

                     “Ne kadar kolay pes ettin!” 

                      “Efendim?” dedi şaşkınlıkla Genç Adam.

                      “Yazdığını savunmanı beklerdim.” dedi Öğretmen. “Güçlü, güzel bir tema yakalamışsın. Kıskandığımı bile söyleyebilirim hani.  Seni zorladığımı anlamadın mı yani?”

                      “Beni zorladınız demek!”

                       “Elbette. Sanırım böylelikle masalındaki tek eksikliği de ortaya çıkarmış olduk.”

                        “O nedir acaba?”

                        “Yazdığın metnin gücüne inanmalısın evlat! En az sevgi kadar gerekli o da. İnan, bu mikrop tüm yazarlar arasında hızla yaygınlaşmalı.”

                        “Belki de… haklısınız.”

                        “Haklı değil, oyunbozanım ben…” dedi Öğretmen. “Biliyor musun, iyi ki de böyleyim.” diye devam etti. “Bu oyunbozanlığım yakın bir gelecekte güzel bir masal okuyacağımı da fısıldıyor bana.”

                         Genç Adam yanıtlamadı. Baş Sağaltıcı’nın yaptığı gibi yapacak şimdi. Temkinli, küçük adımlarla odayı terk edecek. Allak bullak olmuş aklı ise onu izleyecek. Daha nice güzelliklere kapı aralamak için!

EĞİK ZAMAN - Ahmet Önel

New Account Register

Already have an account?
Log in instead Veya Reset password