Fotoğraf: Seda Öz

AYIN ELEMANI - Aylin Sökmen

Bir, iki, üç, dört, beş… Yirmiye kadar saydım, ellerimi kuruladım. Pozitif çıkarsa pozitiftir, negatif çıkarsa pozitif olabilir. Pozitifse pozitif, negatifse pozitif… Pozitif… Zihnimde tekrarladığım söz öbeği durmayınca tekrar suyu açtım, sıvı sabunu ellerime döktüm, bir iki üç dört... Yirmiye kadar saydım, ellerimi kuruladım, tuvaletten çıktım.

Market kalabalıklaşmıştı. Reyonlar arasında hızlıca dolanıp kaç kişi olduğunu saydım. Bir, iki, üç, dört… On yedi. En fazla on-on iki kişi daha alabilirdik, sonrası yasaktı. Yasak dinlemeyen insanlara yasağı anlatmak ayrı dertti. Anlatamıyordum çünkü yaklaşamıyordum. İki metre uzaktan sesimi yükseltip, açıklama yapmam gerekiyordu: “Sağlığınız için, sağlığımız için lütfen birbirimizden uzak duralım, özellikle sırada beklerken dip dibe gelmeyelim.”

Kasanın bulunduğu tehlikeli bölgeye doğru ilerledim, boynumdaki maskemi yukarı çektim, göz ucuyla otomatik kapıdan baktım. Arabaların arasından yılan gibi kıvrılan kuyruk tüm otoparkı kaplamıştı. Hemen geriye çekildim. Markette henüz çıt çıkmıyordu. Makarna ve bakliyat reyonuna doğru ilerledim, yanından geçtiğim birkaç kişi korkuyla geri adım attı. İnsanların çoğu selamı sabahı bile çoktan kesmişti ama ben yine de umudumu kesmemiştim. Bir gün mutlaka laktozsuz sütün yerini sormadan evvel hal hatır soracaklardı, buna inanıyordum.

Bana bu zor günlerde hatırımı sormayan, birlikteyken bile beni çok umursamayan Nermin’den ayrıldığım, sonra da onun evinden kapı dışarı edildiğim için pişmandım. Zamanlama yanlış olmuştu. Biraz dişimi sıksaydım, karantina günlerimi yalnız geçirmeyecek, onunla bol bol laf dalaşına girecektim. Oysa şimdi, izinli olduğum günler marketin deposundaki küçük odada tek başıma uyumaktan ve takip etmem için beni sürekli dürten haber akışına dalmaktan başka bir şey yapmıyor, iyice korkuya kapılıyordum. Yine de hâlâ bir işim, işimde de uyuyabileceğim bir yatağım olduğuna şükrediyordum. Hayatta bir amacım vardı, karantina sanılan bu süpermarkette yapmak istediklerim. Virüsleri bertaraf edecek, her şeyi tek tek elimden geçirip bütün marketi steril hale getirecektim.

            Saatime baktım, olayların başlamasına biraz daha vakit vardı. Yeleğimin cebinden dezenfektanımı çıkardım, ellerimi ovaladım. Bir, iki, üç, dört, beş… Deterjan reyonuna gidip arap sabunu ve bez aldım, sonra da diyaframdan derin bir nefes. Ciğerlerimi virüse şimdiden hazırlıyordum, ben nefes aldıkça reyondaki sentetik koku tüm benliğimi sarmalıyordu. Koku duyumun iyi oluşunun hayra alamet olduğunu bildiğimden seviniyor, kokladıkça koklayasım geliyordu. Şu anda bulunduğum yerden yaklaşık bir iki metre ileride, deterjan reyonunun hemen arkasındaki cips ve çikolata reyonunda bir kadın bulunduğunu burnuma sızan parfüm kokusundan anlıyordum mesela. Parfümü geliyorsa nefesi de reyonun bir taraflarından sızabilirdi, kimse bunun olmayacağına dair garanti veremezdi. Bu defa cebimden kolonyamı çıkardım, ellerime sürüp burnumu ovaladım. Keskin kolonya kokusunu solumamla, Allah kahretsin, bir anda hapşırdım. Biri gördü mü acaba korkusuyla arkamı dönünce adamın tekiyle burun buruna geldim, ikimizin de suratı asıldı. Tepesine kadar erzak dolu alışveriş arabasını bana çarparak hızlıca yanımdan geçti.

Bulunduğum reyondan başlayarak hemen işe koyuldum. Tüm ürünleri tek tek arap sabunuyla ovalayıp yerlerine koymaya başladım. Sonra sırasıyla kuruyemiş ve atıştırmalık, içecek, şarküteri bölümlerini hallettim. En sonunda da meyve sebze bölümüne geldim. Limon, kivi, portakal, elma, göbek salata, domates, soğan, ıspanak, ne varsa hepsinin üzerine çaktırmadan dezenfektan sıktım, kurumaya bıraktım. Birkaç kişinin şüpheli bakışlarla beni izlediğini gördüm, müdahale eden olmadığı için rahatladım. Balık reyonuna geldiğimde, tek tük kalmış sarıkanatlara dezenfektan sıktığım an kadının teki yanımda bitti.

            “Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?”

Daha cevap veremeden birkaç kişi daha yanaştı. Sosyal mesafemi koruma altına alamadan adamın biri sırtımı sıvazlayınca irkildim.

            “Teşekkürler!” dedi ve kadına döndü. “Yapsın tabii, doğru yapıyor. O balıklar buraya ulaşana kadar kaç kişinin eline değdi biliyor musunuz?”

Tartışmanın başlamasına fırsat vermeden dezenfektanı önce adamın sonra kadının üstüne başına sıktım.

Çığlık çığlığa yanımdan uzaklaştılar.

İçki reyonundan yükselmeye başlayan uğultuyla olayların başladığını anladım. Her gün, marketin en yoğun olduğu akşamüstü saatlerinde aynı şey oluyordu. İnsanlar kalabalıktan önce tedirgin oluyor ama bir kere sosyal temas başladı mı, battı balık yan gider mantığıyla tam teşekkül sosyalleşiyorlardı. Reyonun ortasındaki boş alan dans pistine dönüşüyor, gençler yüzlerinde maskeleri, kulaklarında kulaklıkları kasa kasa biraların, şarapların arasında dans ediyor, süt ve yumurta raflarının önünde daire biçiminde oturan çocuklara masallar okunuyor, unlu mamul reyonunun önüne masalar kuruluyor, iskambil kâğıdı turnuvaları düzenleniyordu. Benim görevimse, karantina bölgemde insanların sosyal mesafeyi korumasını sağlamaktı. Önüme gelene dezenfektan sıkıyor, gruplaşmış insanların kıyafetlerine de arap sabunu döküyordum. Bir kısmı korkuyor, bir kısmı da ya şoktan ya da bu sosyal sorumluluk eylemime artık alıştığından sesini çıkarmıyordu.

Tuvalet kâğıtlarının bulunduğu rafa gelene kadar her şey tıkırında gitti. Oraya varmamla içimi bir ürperti kapladı. Mal eksildiği için sorumluluk hissediyor, insanlara açıklama yapmaktan yoruluyordum. Yine tek bir tuvalet kağıdı kalmamıştı, raflar bomboştu. Artık ben de yorulmuştum. Raflara uzanıp uyuduğumu, marketin bütün insanlardan arınıp steril bir hale geldiğini hayal ederken bana gülümseyerek bakan genç bir kadın fotoğrafı gördüm. Orta rafın ucuna seloteyple yapıştırılmış dosya kâğıdına yanaştım. Fotoğrafın üstünde telefon numarası, altında da kısa bir açıklama vardı:

Karantina partnerim olur musunuz?

Yaş: 37

Buzdolabı stoku: Tam

 

Birkaç kişi etrafımda toplanmış bana bakıyor, ben ise söylenenleri bölük pörçük işitiyordum: Evet buydu, bu sıktı dezenfektanı, terbiyesiz, aklına susamış… İnsanlar gittikçe çoğalıyor, çevremdeki çember sosyal mesafemi delerek üzerime üzerime geliyordu. Nefes almam gerekiyordu, nefes… 

Kâğıdı kopardım, cebime sıkıştırdım, yerdeki arap sabunlu bezi ve dezenfektanımı kaptığım gibi koşa koşa marketten dışarı çıktım, kalabalığın arasına karıştım.

New Account Register

Already have an account?
Log in instead Veya Reset password