Fotoğraf: Seda Öz

AZ KALDI - Sevtap Ayyıldız

Açık pencereden ılık hava doldu odaya.  Kalktım, tül perdeyi açtım, manzara tüm güzelliğiyle karşımda. Gökyüzü denizi kucaklamış, aynı mavilik. Uzaktaki iki yelkenli olmasa yerde miyim gökte miyim belli değil. Başımı dışarı uzatıp çiçek kokularıyla tatlanmış temiz havayı içime çektim. Bahar sen ne güzel bir mevsimsin. İçim de, dışım da tazelendi. Mutluyum hem de çok mut…

“Kahvaltı hazır.”

Gözlerimi açtım, yakışıklı kocam tüm karizmasıyla karşımda, mutfak önlüğü ona benden daha çok yakışıyor.

“Tamam hayatım, sen çocukları da kaldır, geliyorum.”

Yatağımızın tam karşısındaki duvarda asılı tabloya bakıyorum, her sabah yaptığım gibi. Uçsuz bucaksız deniz, yelkenliler, bahçe içinde iki katlı beyaz evler, rengârenk çiçeklerle donatılmış… Deniz tatili şimdi çok uzak ihtimal. İçim burkuluyor bir an, haydi kalk yataktan.

Bugün hangi tişörtümü giysem, mavi üzerine kedi desenli olan, epeydir giymemiştim, altına da yeni yıkanan kot pantolon, saçlarına çekidüzen ver, hadi bakalım hazırsın.

Önce oğlanın odasına uğradım, nasıl da havasız içerisi. Yastığı başının üzerine çekmiş, uyuyor numarası yapıyor.

“Hadi ama, baban kahvaltıya çağırıyor, duymadın mı?”

“Kalkmak istemiyorum, bütün gün uyuyacağım.”

“Olmaz, bunu kaç defa konuştuk. Günlük rutinimizi aksatamayız. Hem sen kardeşine örnek olmalısın.”

“Yumurtalar soğuyoooor…”

“Sucuklu yumurtanı soğuk yemek istemezsin değil mi? Kalk, elini yüzünü yıka hadi.”

İkinci uğrak yerim kızımın odası, kalkmış, elinde telefon video izliyor.

“Günaydın güzel kızım. Elini yüzünü yıkamak ister misin?”

“Günaydın annecim, iki dakika izin ver lütfen.”

Aralarında üç yaş var ama şu günlerde kız oğlana göre daha anlayışlı.

Holden geçip mutfağa yöneldim; açık büfe kahvaltı, sınırsız çay. Oh ekmekler de kızarmış.

“Kahvaltıya pijamanla oturma diye kaç defa söyledim?”

“Neden? Bütün gün odamdan çıktığım mı var, ne olur pijamamla otursam?”

İçimden sayıyorum, bir, iki, üç…on. Ergen annesisin, dayanıklı olmalısın. Bu günler geçecek, çayını yudumla.

“Baba kız birlikte bir şeyler yapalım mı bugün?”

“Olur, ne yapalım?”

“Gevşemiş kapı, dolap menteşelerini tamir edelim. Gıcırdayan kapıları yağlayalım. Nasıl fikir?”

“Tamam. Sonra da ben sana kitap okurum olur mu?”

Baba kız konuşurken belli etmemeye çalışarak oğluma baktım, biz de birlikte ne yapabiliriz, belki ona bakınca ilham gelir dedim ama yok. Tabağındakileri hızlıca sildi süpürdü ve odasına gitti.

 Bugün bir değişiklik yapayım dedim, bulaşıkları makineye koymadım, elimde yıkadım. Şöyle iyice köpürterek bol suda. Dünden kalan yemek bugüne de yeter, yanına kereviz salatası ekledim mi çeşit artmış olur.

Bugün sekizinci gün. Daha kaç gün sürecek, salgın ne zaman bitecek? Korkmuyorum, bize kötü bir şey olmayacak. Virüsün aşısı bulunacak, onca gelişmiş devlet var, mutlaka en kısa zamanda… Saçlarını çekip durma, bu salgın bittiğinde kafanda saç kalmayacak, yine çıkamayacaksın dışarı. Çıkarım, kel kalayım, ne olmuş, yeter ki ölümler dursun artık.

Ölüm kaçınılmaz, bir gün mutlaka bizi bulacak. Derdimiz ölümsüz olmak da değil, düşünsene yüzyıllarca yaşıyorsun, sıkılır insan bir yerden sonra. Sadece şimdi olmaz, çocuklarım küçük, henüz güzel günler görmediler. Ölmek için doğru zaman değil!

İşler bitti, kitap mı okusam? Çalışırken yoğunluktan fırsat bulamıyordum. Fena mı her akşam film seyrediyorsun, dergi, kitap okuyorsun; bulunmaz fırsat! Şu kitaplığı da düzenleyeyim bir ara, hangisi, ince olan. Bir de çocuklara kızarsın, kitap okuyun dediğinde sayfa sayısını sorduklarında. Sen de en incesini seçtin ya. Kahve de yapayım kendime, şekersiz, yanında bitter çikolata.

Ah şansıma, şu depresif günlere hiç uymadı kitabın konusu. Okumak gelmiyor içimden. Gözlerim de yoruldu.

Açık camdan içeri toprak kokusu giriyor, radyoda eski Fransızca şarkılar, tarlalarda başaklar boy vermiş, hafif rüzgârla dans eder gibi salınıyorlar. Yollarda olmak, varacağın belli bir yer olmadan sadece yolda olmak…

“Ne çok mezarlık geçtik değil mi? Tuhaf, mezar taşları ne kadar yakın birbirine, sanki iç içe geçmiş, dikey mi gömülmüşler yoksa?” Arabada yan tarafa dönüyorum sürücü koltuğu boş.

“Nerdesin?”

“Bana mı seslendin?”

“Off, rüyaymış. Bir an seni göremeyince çok korktum.”

“Ne okuyorsun sen, Kör Baykuş mu o?”

“Sadık Hidayet okumamıştım hiç o yüzden…”

“Bugünler için uygun olmayabilir. Sana Petterson öneririm. At Çalmaya Gidiyoruz. Beğeneceksin.”

“Tamam. Bunu yerine koyayım, başka zaman artık. Onu alayım.”

“Biliyorsun değil mi, bu kötü günler geçecek, az kaldı.”

“Evet, az kaldı.”

BELLEĞİN BAHAR TEMİZLİĞİ - Sevtap Ayyıldız

New Account Register

Already have an account?
Log in instead Veya Reset password