{"title":"NotaBene Yayınları","description":"","products":[{"product_id":"zirhini-hurdaciya-veren-prens","title":"Zırhını Hurdacıya Veren Prens","description":"\u003cp\u003eBu kitabı merak ettiniz ve arkasına baktınız, hemen hayati bilgiyi vereyim bu kitap bir “zırh çıkarma rehberi.”\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eMasal gibi başlayan ve ilerledikçe her okuyanı kendine ayna tuttuğu bir sokağa çıkaran bu hikaye sadece çocuklar için değil, büyümüş ama içindeki bazı yerleri ona biçilen kalıba sıkışmış kalanlara yazılmış bir metin. En çok da cinsiyet fark etmeksizin “güçlü ol”, “belli etme”, “idare et”, “sus” diyenlere… Ve elbette bir de erkeklere.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“Elalem ne der?” alaşımından yapılmış o görünmez zırh... O zırhı hepimiz bir yerlerden tanıyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“Erkek” olmanın yanlış öğretilmiş versiyonunu usulca söken bu hikâyede M. Emre Battal, bağırmadan, suçlamadan ama hiç de yumuşatmadan derdini ortaya koyuyor. Arel Talu’nun çizgileriyle Battal’ın kelimeleri mizahı bir kalkan gibi kullanarak zırhın altındaki çıplak gerçekliği bir düş dünyasında yeniden kuruyor: “Duygularını bastırarak güçlü olunmaz. Sevmeden koruyamazsın ve kimseyi kurtarmak zorunda değilsin.”\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKimseyi kahraman yapmaya çalışmadan, kimseyi yerden yere vurmadan bir yol gösteren bu rehber; eğer bir şekilde o zırhın ilk kopçasını çözmeye karar verdiysen sana da iyi gelecek. Bil ki yalnız değilsin ve bu kitap sana yoldaşlık edecek. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKeyifli okumalar.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eAslı Alpar\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525277941,"sku":"9786052604649","price":175.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/prens-cover-comp.png?v=1782145772"},{"product_id":"kaos-gl-207-sayi-yeni-bir-yer-kopya","title":"KAOS GL 208. Sayı - 17 Mayıs","description":"\u003cp\u003e“17 Mayıs” dosyamızla merhaba. 17 Mayıs Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel’e açılan dava dolayısıyla bu özel sayımızda 17 Mayıs 1990’ı, LGBTİ+’lara nefret ve baskı siyasetinin dünden bugüne seyrine, utançtan onura lubunya mücadelesinin verdiği ilhamları tartıştık. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÖnümüzdeki sayıda “Hormon Hakkım” diyeceğiz. Transların hormona erişiminin engellenmesini; biyopolitika, beden özerkliği, sağlık hakkı gibi başlıklarla tartışmaya açmak istiyoruz. Her zaman olduğu gibi katkılarınızı \u003ca href=\"mailto:editor@kaosgl.org\"\u003eeditor@kaosgl.org\u003c\/a\u003e adresine bekliyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, üzerimize giydirilmek istenen utanç gömleğini çıkarıp atma çağrısı yapan Çerçeve yazımızla başlıyor. Hemen ardından Levent Pişkin, utançtan onura geçtiğimiz o güzel eylemleri, Onur Yürüyüşlerini hatırlatıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eSinan Ünal, eşcinselliğin hastalık ve suç ikiliğine nasıl sıkıştırıldığını 1800’ler Almanya’sına giderek tartışıyor. Psikolog Ecem Turgut, eşcinselliğin hastalık olarak damgalanmasının karanlık mirası “onarım terapisi” uygulamalarına uzman gözüyle bakıyor. Belgin Günay, intersekslerin hâlâ nasıl patolojikleştirildiğini aktarırken; Klinik Psikolog Alara Şevval Keskin toplumsal damgalamanın nasıl içselleştirilmiş LGBTİ+fobiye dönüştüğünü anlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eZehra Tuğba Atalar, 17 Mayıs’a başka bir yerden bakmaya davet ediyor ve homonormativiteyi tartışmaya açıyor. Çağrı Odabaşı, 17 Mayıs’ın hafızasını çağırdığı yazısında “hastalık, suç ve onur” kavramlarını açıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayıda sizleri dosya içinde mini dosyamız da bekliyor. 17 Mayıs’a emek ekseninden bakan üç yazımız okurla buluşuyor. Queer bir işçi olan F. Yankıer, “Lezbiyen ve Geyler Madencileri Destekliyor” deneyimi üzerinden LGBTİ+ mücadelesinde sosyalist ufkun neden önemli olduğunu hatırlatıyor. KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, LGBTİ+’lara ayrımcılığın neden bir sendikal mesele olduğunu anlatıyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan (TGS) Gülfem Karataş ise toplu iş sözleşmeleri ve LGBTİ+ haklarını tartışıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eToprak Sena Kağnıcı, “Aynı mahallede kesişmek: Romanlar ve LGBTIQA+lar” başlıklı yazısında mücadeleleri aynı potada eritmeye davet ediyor. Dosya röportajımız ise Enes Hocaoğulları’ndan geldi. Hocaoğulları, “terapi” adı altında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini değiştirmeyi hedefleyen işkenceye karşı Avrupa genelinde bir milyondan fazla imza toplayan “Dönüşüm\/Onarım Terapisine Karşı” (Against Conversion Therapy) örgütünden Mattéo Garguilo ile konuştu. Dosyamızın son yazısında Sercan, “dolabımın kapağı aralık kalsın” diyor.\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eGüncel sayfalarda; Ayşenur Sarı’nın Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda birincilik kazanan öyküsü, Efsun Cazu’nun “Örümcekler İçin Felsefe” kitap incelemesi, Can Memiş’in Erinç Seymen’in Sürpriz Tanık serisine yeniden baktığı yazısı ve Burak Altınok’un tezi üzerinden medyada nefret söylemi değerlendirmesi yer alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525343477,"sku":"8STV5HFPG4","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-1.jpg?v=1781018294"},{"product_id":"kentin-politik-tasarimi-mekan-gundelik-hayat-ve-yerel-yonetimler","title":"Kentin Politik Tasarımı\/Mekân, Gündelik Hayat ve Yerel Yönetimler","description":"\u003cp\u003e“Engin Bozkurt, üzerine hem akademik hem popüler mecralarda çokça tartışılan konularda yazıyor. Aslında, iki konu öbeği söz konusu…\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBirinci bölümün iştigal sahasında, genellikle iki tür yazı okumaya alışığız. Bunlardan birinin kaynağı, sosyolojinin klasiklerinden Simmel’den, tabii ki Pasajlar yazarı Benjamin’den, günümüzün üretim hacmi geniş “kent çalışmaları” disiplinine uzanan akademik literatürdür.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDiğeri, son otuz kırk yılda tüketim kültüründe ve hayat tarzı magazininde giderek daha fazla yer kaplayan “kent kültürü” yazılarıdır. Engin Bozkurt yazılarındaki meziyet, bu iki tarzın hudutlarına sıkışmadan, her ikisinin de kurcaladığı meraklara hitap eden yazılar olması. Kent hayatına ve mimarî estetiğe dair bir “zevk” var bu yazılarda - fakat tüketimci ideolojiye mesafeli bir “zevk” bu. Flanör, yani kentli aylak gezgin, hem yine tükenmeyen “serseri” bir merakla etrafına bakıyor; hem de o merak, ekonomi-politik endişelerle ve teorik ilgilerle kanatlanıyor… Kitabın ikinci bölümü, dünyanın değişik köşelerindeki kent siyaseti ve yerel yönetim deneylerine eğiliyor. Özellikle de, sosyalist-komünist deneyimlere...\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu bölümdeki yazılar arasında kibbutz deneyimi hakkındaki denemenin ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum…”\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eTanıl Bora\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525507317,"sku":"9786052604618","price":350.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-3.jpg?v=1781018298"},{"product_id":"ocalan-perspektifine-marksist-elestiriler","title":"Öcalan Perspektifine Marksist Eleştiriler","description":"Türkiye’de Kürt sorunu bağlamında kritik bir tarihsel dönemeçten geçiliyor. Bu süreç ile birlikte Öcalan’ın önceki İmralı yaklaşımlarını yeniden formatlayarak ileri sürdüğü ‘tarihsel sosyoloji’ hipotezleri de solda epey yoğun biçimde tartışılıyor. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eBu kitap, Öcalan’ın manifesto ve perspektifine Marksist eksenden eleştirilerle bu tartışmalara sistematik ve etkin bir katılım göstermekle kalmıyor, bu tartışmalarda Marksizm açısından kurucu bir rol oynama iddiasını da taşıyor.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525605621,"sku":"9786052604632","price":245.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-2.jpg?v=1781018299"},{"product_id":"mahir-cayan-ve-somurge-devrimciligi","title":"Mahir Çayan ve Sömürge Devrimciliği","description":"Mahir Çayan’ın düşüncesi ile eylemi o kadar iç içe geçmiştir ve Kızıldere’de 9 yoldaşıyla birlikte öldürülmesi o denli güçlü ve uzun süreli bir etki yaratmıştır ki kimi zaman onun dünya sömürge devrimciliğinin özgün kuramcılarından biri olduğu göz ardı edilir.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eOysa Çayan’ın devlet zoruyla kimsesizler mezarlığına gömülen naaşının yeri bile bulunmadan suni denge ve silahlı propaganda başta olmak üzere emperyalizmin üçüncü bunalım dönemi, yeni sömürgecilik, sömürge tipi faşizm, çarpık kapitalizm, oligarşi, parti-cephe tarzı örgütlenme, demokratik halk devrimi, birleşik devrimci savaş, politikleşmiş askeri savaş, Türk ve Kürt halklarının birlikte mücadelesi gibi analizleri Türkiye’nin en kitlesel ve en militan devrimci hareketlerinin büyük kısmına rehber oldu. Sonraki yarım asrı geçen yıllar boyunca da düşüncelerinin tümü veya bir kısmı ve elbette eylemi, Türkiye ve Kürdistan’da mücadele veren birçok farklı kesime esin vermeye devam etti.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eBugün de çeşitli tartışmalar ve yayınlar vesilesiyle Mahir Çayan ismi sürekli gündeme gelmeye devam ediyor. Çayancı kuram ve eylem çizgisi birçok farklı yönde gelişmiş olmasına rağmen onun düşüncelerinin Marksist ve genel dünya düşünce tarihi içindeki kökleri yeterince araştırılmamıştır.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eMahir Çayan’ın mezun olduğu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde (nam-ı diğer “Mülkiye”) gerçekleşen bir doktora tezini temel alan bu kitap, Mahir’in biyografisinden ve bütün yazılarından başlayarak sırasıyla milli demokratik devrim ve demokratik halk devrimi, suni denge, silahlı propaganda, halk, emperyalizm ve yeni sömürgecilik ve sömürge tipi faşizm kavramları ekseninde Çayan kuramının dünya düşünce tarihi içindeki köklerini ve onun bu tarihe yaptığı katkıları ele alıyor.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525802229,"sku":"9786052604625","price":455.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-1.jpg?v=1781018302"},{"product_id":"birgazetecinin-yol-defterinden-fragmanlar","title":"Bir Gazetecinin Yol Defterinden: Fragmanlar","description":"Bu kitap ağır bedeller ödeyenlerin, acıdan derman damıtanların ve tıp bir Anka Kuşu gibi kendi küllerinden inatla yeniden doğanların hikayesidir\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eHatırlamak, yüzleşmek ve her şeye rağmen yeniden başlamak için çıkışmış bir umut yolculuğudur. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eYıkıntılar arasından gerçeği iğne ile kazan hafıza işçiliğine ortak olma davetidir. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eUnutuluşun karanlığına inat yarına bırakılan bir tanıklık kayığıdır.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525867765,"sku":"9786052604601","price":280.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site.jpg?v=1781018303"},{"product_id":"devrimciler-de-insandir","title":"Devrimciler de İnsandır","description":"\u003cdiv\u003eUğur Ayken, 1975-76 döneminde ODTÜ-ÖTK’nın ve 1977’de Dev-Genç’in kurucularından birisi. Daha sonrasında TMMOB başta olmak üzere üzere devrimci mücadelenin çeşitli alanlarında yer aldı, 12 Eylül döneminde de Ana Devrimci Yol\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003edavasında yargılandı ve Mamak Cezaevinde yattı.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e“Devrimciler de İnsandır”, Uğur Ayken’in ağırlıkla o dönemlerdeki ve kısmen de sonrasındaki bazı ilginç anılarını sade ve akıcı bir dille kaleme aldığı bir kitap. Kitabı okurken Ayken’in en zorlu anların içinde nasıl ince bir mizahi bakışı\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eyakaladığını göreceksiniz. Bitirdiğinizde ise bir devrimcinin güçlü, özverili, kıvrak ve yaşam sevinci ile dolu yanlarının yanısıra bir taşra delikanlısının hayat karşısındaki acemiliklerini, zayıflıklarını, naifliklerini de göreceksiniz.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBir çırpıda okuyacağınız bu kitap sizde hoş bir duygu bırakacak, ilginç anılar okumanın lezzetini hissettirecek.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247526031605,"sku":"9786052604199","price":308.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/sitee.jpg?v=1781018307"},{"product_id":"kaos-gl-207-sayi-yeni-bir-yer","title":"KAOS GL 207. Sayı - Yeni Bir Yer","description":"“Yeni Bir Yer” dosyamızla merhaba. Toplumsal cinsiyet karşıtlığından, “Perperişan” hallerimize uzanan serüvenimizin son durağında “yeni bir yer” diyerek unutturulmaya çalışılan hayal gücümüzü göreve çağırarak nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi tartışmak istedik. Böylece son 4 sayımız kendi içinde dört başı mamur bir tartışmanın ürünü oldu. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eÖnümüzdeki sayıda, “17 Mayıs” diyeceğiz. 17 Mayıs Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel’e açılan dava dolayısıyla bu özel sayımızda 17 Mayıs 1990’ı, LGBTİ+’lara nefret ve baskı siyasetinin dünden bugüne seyrine, utançtan onura lubunya mücadelesinin verdiği ilhamları tartışmak istiyoruz. Her zaman olduğu gibi katkılarınızı editor@kaosgl.org adresine bekliyoruz. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eGelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, içinden geçtiğimiz fetret devrinin illetlerini tartışan, hayal gücünden yeni bir yere geçişin imkanlarını sorgulayan Çerçeve yazımızla başlıyor. Hemen ardından Karin Karakaşlı, yeni bir yer hayallerinin en çok dibe vurduğumuzda çıktığını hatırlatıyor ve okuru yüzen adalara davet ediyor. Süreyya Karacabey, “başka bir şafağın altında yeniden doğmaya” çağırırken; Emine Köygülü, nefretin karşısında anne olmak diyerek gerçek ailelerin gerçek mekanlarını anlatıyor. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eEzgi Sarıtaş, Pluribus ve The Last Of Us dizileri üzerinden bir ol(a)mayanların izini sürüyor. cloudberry, onurun coğrafyasını tartıştığı yazısında “Hayallerim vardı, hayallerim olmuştu. Hayallerim ölmüştü. Bu onur bana lütuf mu edilmişti?” diye soruyor. Ecmel Deniz ise, yeni bir yeri Kapsama Alanı ve trans laço örgütlenmesi üzerinden yeniden düşünüyor. Dosyamız Öykü Ay’ın mutluluk rejimi dışında yaşamayı tartıştığı yazısıyla devam ediyor. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eArdından Tuğçe Duydu, yeni bir yeri eski bir yerden, Mparntwe’den ilhamla tartışıyor. Kuir Baykuş ve Asosyoloji, ortak yazılarında kırılgan müştereklerin üniversitesinin nasıl olabileceğini hayal ediyor. Oğulcan Özgenç’in Nisan Alıcı ile röportajında yeni bir yer, süregiden “barış süreci” bağlamında ele alınıyor. “Ütopyalar hem güzeldir hem de gerçek!” diyen Özge Özgüner, ihtimallerin peşine düşüyor. Emircan Tiryaki, Poyraz ve Matmazel’e ithaf ettiği yazısında muğlaklığa musallat olmayı tavsiye ediyor. Aynur Yılmaz, kişiselden kamusala uzanan yazısında hep beraber uçmaya davet ediyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eDosya içindeki mini kültür sanat dosyamızda Dilara Güven, Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar’ın The Pond adlı video eserini yeni bir yer bağlamında ele alıyor. Erdoğan Anık, fotoğrafları ve ona eşlik eden manzum metniyle, Mehmet Furkan Ede “Sanatta queer bir gelecek tahayyülü: Nilbar Güreş’in Mayzu’su” yazısıyla dergimizde yer alıyor. Dosyanın son yazısında Gonca Nebioğlu ise, Portekiz ve Türkiye’deki LGBTİ+ örgütlenmeleri üzerine araştırmasını yeni bir yer bağlamında ele alıyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eGüncel sayfalarda ise Selin Güven’in Kürliçe röportajı okurla buluşmayı bekliyor. Bir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247526064373,"sku":"K5ZSJ4M2S4","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/207-kapak.jpg?v=1781018308"},{"product_id":"genc-hegel","title":"Genç Hegel","description":"\u003cp\u003e\u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e nihayet Türkçede de yayınlandı. Böylelikle 20. yüzyılın bir felsefe klasiği Doğan Barış Kılınç’ın yoğun emeği ve ısrarlı çabası sonucu Türkçeye kazandırılmış oluyor. \u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e, Hegelci felsefenin alımlanma tarihi bakımından en önemli eserlerden birisi. Geçen yüzyılın ikinci yarısında özgürlükçü filozof olarak Hegel’e akılla bakmanın yolunu yeniden döşeyen muazzam bir çalışma. Bugüne kadar Hegel’in gençlik dönemine ve \u003ci\u003eTinin Fenomenolojisi\u003c\/i\u003e’ne dair yazılmış en iyi eserlerden. Lukács’ın 1948 yılında, yazıldıktan ancak 10 yıl sonra yayınlanabilen bu klasiği, hem felsefe yapma tarzı bakımından hem de Hegelci felsefenin alımlanma tarihi açısından herkesin bir seçim yapmak zorunda olduğu yol çatında bir yön gösterici.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eLukács, \u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e’i felsefede “irrasyonalizmin ‘klasik’ dönemine karşı olumlu karşı resim” olarak tanımlıyor. Bu dönemin eleştirisini Lukács, \u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e’den dört yıl sonra 1952 yılında yayınlanan \u003ci\u003eAklın Yıkımı\u003c\/i\u003e adlı eserinde ortaya koymuştur. Öyleyse \u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e, Lukács’ın diğer klasiği olan \u003ci\u003eAklın Yıkımı\u003c\/i\u003e’nın pozitif tamamlayıcısı olarak alınmalıdır.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e, Lukács’ın kendi felsefesinin gelişimi açısından da son derece önemli. Eser, elbette Alman felsefi gericiliğinin Hegelci felsefeyi ele geçirme çabasına karşı yazılmıştır; köhnemiş feodal mülkiyetçiliğe karşı Büyük Fransız Devrimi’ni desteklemiş olan Hegel, akıl ve özgürlük filozofu olarak savunulmuştur. Bunu yaparken elbette Hegel’e karşı, yabancılaşma problemi bağlamında olduğu gibi, gerektiğinde ilkesel eleştiriler yöneltmekten de geri kalmamış olsa da Lukács, \u003ci\u003eTarih ve Sınıf\u003c\/i\u003e \u003ci\u003eBilinci\u003c\/i\u003e’nde başlatmış olduğu Hegel’i Marx’ın felsefi kaynağı olarak ortaya koyma girişimini \u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e ile çok daha sistematik olarak sürdürmektedir. Fakat Lukács için bu eseri, aynı zamanda onun uzun zamandan beri sürdürdüğü eski irrasyonel felsefi vicdanıyla hesaplaşmasına sağlam bir temel kazandırmak anlamına da gelmektedir. \u003ci\u003eAklın Yıkımı\u003c\/i\u003e’nda ortaya koyduğu irrasyonalizmin ilkesel eleştirisi şimdi artık bu sağlam zemin üzerinde yapılabilirdi.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eLukács’ın bu iki eseri beraber onun çerçevelemeyi çok arzuladığı estetiğe dair çalışmasını mümkün kılmıştır. \u003ci\u003eToplumsal Varlığın Ontolojisi\u003c\/i\u003e, bize ciltler dolusu fragman olarak kalan estetiğe dair devasa çalışmanın temelini oluşturur. Fakat şimdi artık ufukta etik de belirmiştir. Ontoloji etiğe giriş olarak düşünülmüştür. İçeriğinde ve ereğinde etik olmayan estetik, “güzelin felsefesi” olamamaktadır. \u003ci\u003eGenç Hegel\u003c\/i\u003e, insanlığın özgür yeniden kuruluşunu arzulayan herkesin bu mirası edinmek için başlayacağı felsefi yerdir.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDoğan Göçmen\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247526293749,"sku":"9786052604519","price":577.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-gh.jpg?v=1781018312"},{"product_id":"yekpare-kirilganliklar","title":"Yekpare Kırılganlıklar","description":"\u003cp\u003eYazarın ani kaybının ardından yayımlanan bu ilk kitap, bir öğretmenin ardında bıraktığı düşünsel mirası şiirleri ile okura ulaştırıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eMitolojinin kadim anlatıları, insanlık tarihinin izleri ve doğanın sesiyle örülen şiirler; aşkı, yaşamı ve varoluşu ölümün kıyısında düşünmeye davet ediyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eHer şiir cevap vermekten çok okuru düşündürüyor ve kendi kırılganlığıyla yüzleştiriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu kitap bir sesin kalıcılığına tanıklık ediyor…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247526260981,"sku":"9786052604526","price":231.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site_80558658-f7f3-44a7-a1db-f455a7289e0f.jpg?v=1781018312"},{"product_id":"kaos-gl-206-sayi-perperisan","title":"KAOS GL 206. Sayı - Perperişan","description":"\u003cp\u003e“Perperişan” dosyamızla merhaba. Mabel Matiz’in sansürlenen şarkısından ilhamla hazırladığımız bu sayıda, içimize de sinen ahlakçılık ve muhafazakarlığı sorguluyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBiz dosyayı hazırlarken, 11. Yargı Paketi’nin taslağı düştü önümüze. LGBTİ+’ları hapse atmayı ve transların cinsiyet uyum ameliyatı yaşını 25’e çıkarmayı hedefleyen bu tasarı; LGBTİ+ hareketinin yoğun direnişi sonucu şimdilik geri çekildi. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eTam da bu “şimdilik”ten hareket ederek, bir sonraki sayımızda “Yeni Bir Yer” temasıyla mücadelenin geleceğini, hayallerimizi, arzularımızı, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi tartışmaya açmak istiyoruz. Yazılarınızı her zaman olduğu gibi \u003ca href=\"mailto:editor@kaosgl.org\"\u003eeditor@kaosgl.org\u003c\/a\u003e adresine bekliyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, \u003cb\u003eYıldız Tar\u003c\/b\u003e’ın muhafazakarlaşmayı tartışmaya açtığı çerçeve yazısıyla açılıyor. Tar’ın hemen ardından \u003cb\u003eRemzi Altunpolat\u003c\/b\u003e, genel ahlakın hukuki inşasını, LGBTİ+ düşmanı yasa tasarısı örneği üzerinden tartışmaya açıyor: Kurucu şiddete karşı kurucu özgürlük mümkün mü? \u003cb\u003eYıldız Taghızade\u003c\/b\u003e, toplumsal cinsiyet karşıtlığı sayımızda başlattığı faşizm tartışmasını nefret yasası bağlamında genişletiyor. Taghızade, faşizm bir kez kurumsallaştı mı bundan kimsenin kurtulamayacağını hatırlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eAksu Bora\u003c\/b\u003e, dosyamızda ilham aldığımız Mabel’in “Karakol”u üzerinden güvenlikçi politikaları ve içimizi, bizi sorguluyor; “ayna dünya”nın yalnızca karşımızda gördüklerimiz olmadığını vurguluyor. \u003cb\u003eKarin Karakaşlı, \u003c\/b\u003eaynı tartışmaya “edebiyat ve tekmil sanat” üzerinden dahil oluyor, “muhaliflik terbiyesi”nden bahsediyor. \u003cb\u003eCelal Gündoğdu\u003c\/b\u003e ise, “içselleştirilmiş ahlakçılık” üzerinden çuvaldızı kendimize batırıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eAile Yılı logosundan başladığı yazısında \u003cb\u003eBatıkan Erkoç\u003c\/b\u003e, siyasal iktidarın daha yargı paketi geçmeden adeta uygulamaya koyduğunu ama LGBTİ+’ları “Perperişan” edemediğini söylüyor. \u003cb\u003eMahmut Şeren,\u003c\/b\u003e sansürün yarattığı “erteleme”nin ne anlama geldiğini ortaya koyarken; \u003cb\u003eMehtap Erdem,\u003c\/b\u003e “ama”ların ardındaki karanlığa ışık tutuyor: Mağdurdan mükemmellik beklenir mi?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eÇağrı Odabaşı\u003c\/b\u003e, kırılmanın her zaman da kötü bir şey olmayabileceğini söylüyor ve dağılmanın içindeki direnişe bakmaya davet ediyor. \u003cb\u003eBilge Yerli\u003c\/b\u003e ise kaybettiği arkadaşı Su’nun hatırasına sığınarak, perişan mekanlara bakış atıyor. \u003cb\u003eAli Can\u003c\/b\u003e, ahlaki manipülasyon aracılığıyla heteronormatif kültürel hegemonyanın nasıl yeniden üretildiğini aktarıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eSinan Ünal\u003c\/b\u003e, Aile Yılı’nı heterodoks pratiklerin inşası bağlamında okuyor; habitus ve doksa kavramları ışığında görünürlük mücadelesine değiniyor. \u003cb\u003eÖykü Ay\u003c\/b\u003e, ekofeminist bir perspektifle arzu ve onarımın imkanlarını tartışıyor. Dosyamızın son yazısında \u003cb\u003eFurkan Y.\u003c\/b\u003e ise, The Children’s Hour filmi ışığında ahlaki panik olgusunu tartışırken; “sessizliğin suçuna” dikkat çekiyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGüncel sayfalarda, \u003cb\u003eOğuz Erışık\u003c\/b\u003e çevirisiyle \u003cb\u003eChaaz Quigley\u003c\/b\u003e, Filistin’in silinen kuir hafızasını geri kazanmanın imkanlarını ortaya seriyor. \u003cb\u003eSuay Yüksel\u003c\/b\u003e’in Umami Yayınları’ndan \u003cb\u003eSeçil Epik\u003c\/b\u003e’le söyleşisi; kuir yayıncılığın sessizleştiği dönemlerde bile nasıl direngen olduğuna dikkat çekiyor. Kapak ve umumda eserlerine yer verdiğimiz \u003cb\u003eCan Akgümüş\u003c\/b\u003e ise, \u003cb\u003eOğulcan Özgenç\u003c\/b\u003e’in söyleşisinde sanat ve iktidar ilişkisini ele alıyor. \u003cb\u003eMuhammet Fatih Doğan\u003c\/b\u003e, Türk eğitim sisteminde heteronormativite bağlamında LGBTQ+ öğretmenlerin deneyimleri ve hayatta kalma stratejilerini aktarıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDergimizin kapanışı ise bundan seneler önceki bir başka sansür hikayesi… \u003cb\u003eŞebnem İşigüzel\u003c\/b\u003e, sansürlenen Hanene Ay Doğacak kitabını hatırlatarak; sansür döngüsünü kıran güçlü bir mesajı dergimizle paylaştı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248732811509,"sku":"9770130250156-206","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak.jpg?v=1781039315"},{"product_id":"ozgurlugun-izinde-anilarim","title":"Özgürlüğün İzinde Anılarım","description":"\u003cp\u003eYakup Kepenek ODTÜ’lülerin çok iyi bildiği, okula kimliğini kazandıran önemli bilim adamlarından ve ülkenin önde gelen iktisatçılarından biri. Çok sayıda kitabı onlarca bilimsel makalesi var, binlerce öğrenci artık bir klasik olan ve şu sırada 33. Basımı piyasada \u003ci\u003eTürkiye Ekonomisi\u003c\/i\u003e kitabını biliyor. Yakup Kepenek aynı zamanda 1970’li yıllardan başlayarak CHP’de siyaset yaptı; Kasım 1992’den bu yana, önce Cumhuriyet’te Nisan  2019’dan sonra da Birgün’de  haftalık köşe yazıları yazıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eÖzgürlüğün İzinde - Anılar\u003c\/i\u003e adlı kitabıyla, ODTÜ’lülerin Yakup Hoca’sı, bu kez diğer kitaplarından ayrışan bir eserle karşımıza çıkarak yaşamının tüm ayrıntılarını okurla buluşturuyor. Bu anı kitabının en dikkat çeken yönlerinden biri, açık sözlü olması. Yakup Hoca, yaşamına da bir bilim adamı nesnelliğiyle yaklaşmış. Yeri geldikçe, özellikle CHP’deki serüveninde, çuvaldızı kendine batırmaktan kaçınmamış.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ca\u003e\u003c\/a\u003eKaradeniz’in bir köyünde başlayan ve 1968 atmosferinde New York Üniversitesinde ekonomi doktorasına uzanan eğitim yılları, öğretimi, araştırması ve toplumsal sorumluluğu ile  ODTÜ’deki akademik yaşam ve özellikle \u003ci\u003eTürkiye Ekonomisi’\u003c\/i\u003e yazımı; oradaki iç ve dış kamuoyunu etkileyen güçlü bilim çevresinin, özellikle Cahit Arf’ın varlığı; eşi Nuran’ın kardeşi Cihan Alptekin’in Kızıldere’de öldürülmesinin ağır sarsıntıları; 1977’deki 9 aylık boykot döneminde ODTÜ Öğretim Üyeleri Derneği başkanıyken uğranılan silahlı saldırı; 12 Eylül 1980 baskıcı yönetiminde YÖK eliyle üniversiteden uzaklaştırılma; dönemin demokrasi mücadelesinin en parlak sayfası olan “Aydınlar Dilekçesi”nin kaleme alınış öyküsü; yargı kararıyla 1990’da ODTÜ’ye dönüş; ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikaları Merkezi-TEKPOL’ün  kurulması; gazete yazarlığı ve diğer toplumsal çalışmalar kitapta yer alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eSiyasetten dışlandığında, Magnum Opus‘um diyecek kadar emek vererek yazdığı ve tüm gelirini Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneğine bağışladığı “Cumhuriyet Çağdaşlaşmasından Günümüze Türkiye’nin Değişimi” (2. Basım, Remzi 2024), elinizdeki yapıtın da kalbi olma özelliğini taşıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKepenek’in anılarının en can alıcı kısmı ise kitabın son bölümünü oluşturan CHP’deki politik yaşamı. 1960’ların TİP’inin kapatılmış olması nedeniyle gidilen CHP’de, 1970’li yıllardan bugüne Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Altan Öymen, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlıklarında yaşanan sosyal demokrasinin macerası dile getiriliyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eÖzgürlüğün İzinde,\u003c\/i\u003e ülkede bilim insanı olmanın güçlüklerini sergilemenin yanı sıra ülke siyasetine, özellikle de CHP’nin yakın tarihine ışık tutması açısından da önemli bir belge niteliği taşıyor.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733040885,"sku":"9786052604564","price":462.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-oi.jpg?v=1781039319"},{"product_id":"moda-nin-son-azizi","title":"Moda'nın Son Azizi","description":"\u003cdiv\u003eMert Gürsoy, bu romanında Moda’nın geçmişini, mimarisini, burada yaşamış ve semtte iz bırakmış pek çok kişiyi bugünle yan yana getiriyor. Yazar, Moda’nın her ayrıntısını ince ince işleyerek okuru Moda’nın sokaklarında ve tarihinde bir gezintiye çıkarıyor. Eskiden beri yazarların, müzisyenlerin ve farklı inançlardan, dillerden insanların gözdesi olan semt; romanda tek bir apartmanda buluşan çok sesli bir insan manzarasına dönüşüyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBu tarihi bir roman değil. Gerçekle düş gücünün zaman zaman yer değiştirdiği, sokakların canlandığı, binaların dile geldiği ve geçmişin ruhlarının Moda sokaklarını arşınladığı gizemli ve mistik bir rüya…\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eModa’nın Son Azizi, bir semtin geçmişini ve değişimini anlatırken insanın\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003edeğişmeyen arayışlarını da gözler önüne seriyor: ait olmak, hatırlamak ve kendine bir yer bulmak.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eBir kez daha karşısındaydı taş bina tüm haşmetiyle. Yine tanışamamışlardı. İri, heybetli ve soğuktu. Uzak durdukça ilgiyi arttırıyordu. Ulaşılamadıkça peşinden koşturuyordu. Merak ediyordu hikâyesini gördüğünden beri. Ancak nasıl yeni gelen bir belanın önceki dertleri unutturmak gibi bir faydası varsa hayatta, Alen’in garip tavırlarını çözme dürtüsü, taş binanın geçmişine olan ilgisini perdelemeye başlamıştı.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733073653,"sku":"9786052604571","price":231.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/sitemsa.jpg?v=1781039320"},{"product_id":"haklar-sempozyumu-bildiriler-sunumlar-findikli","title":"Haklar Sempozyumu-Bildiriler, Sunumlar\/Fındıklı","description":"\u003cdiv\u003eMECİ manifestosunun ışığında şekillenen bu eser, hak kavramını yalnızca insan merkezli değil, doğanın ve tüm canlıların yaşam alanlarını kapsayan bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eEkolojik yıkımlardan kentlerin betonlaşmasına, kadın mücadelesinden çocuk haklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, sömürü düzenine karşı onurlu ve eşit bir yaşam talebini yükseltiyor. Kazdağları’ndan Cankurtaran’a, derelerden meydanlara yankılanan bu ses; dünyayı yalnızca kâr aracı olarak gören zihniyete karşı, yaşamı savunmanın en temel hak olduğunu hatırlatan tarihi bir belge niteliği taşıyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eFındıklı Belediyesi’nin öncülüğünde kurulan “İnsan Hakları Kentleri Türkiye Ağı” ile yerelden evrensele uzanan bir dayanışma köprüsü kurmayı hedefleyen bu çalışma, sadece bir durum tespiti değil, aynı zamanda güçlü bir eylem çağrısıdır. Adalet, eşitlik ve barışın ancak örgütlü bir mücadeleyle kazanılacağını vurgulayan satırlar, umudu yeniden yeşertmek isteyen herkesi ortak bir direniş zeminine davet ediyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eKaradeniz’in kıyısından dünyaya yayılan bu inatçı ve kararlı irade, “bir arada yaşam” hayalinin ve geleceğin inşasının yol haritasını çiziyor.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733270261,"sku":"9786052604588","price":245.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-hs.jpg?v=1781039324"},{"product_id":"behcet-in-kir-notlari","title":"Behçet'in Kır Notları","description":"\u003cdiv\u003eSiyasal tarihimizin az bilinen bir kesitine içerden bakış olan Behçet’in Kır Notları- Hanefi Güler Kitabı, Hanefi Güler’e (Behçet) dair tanıklıklardan ve Hanefi Güler tarafından tutulmuş notlardan oluşuyor. Hanefi Güler’in yaşam öyküsü ile paralel ilerleyen tanıklıklar, 12 Eylül öncesinde Diyarbakır’da, Urfa’da yürütülen devrimci mücadeleye odaklanmaktadır.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBizzat Hanefi Güler tarafından tutulan Notlar ise, 12 Eylül darbesine karşı örgütlenen antifaşist mücadelenin özgün denemelerinden birisi olan Devrimci Yolun kır gerillası deneyimine dairdir. Olanakları, sınırları, moral-motivasyon kaynakları ve insanlarıyla kır gerillası oluşturarak mücadele süreci ve sürecin sona erişine dair ilk ağızdan bir anlatım.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e12 Eylül'ün ardından verilen en gelişkin kır mücadelesine dair hamasetten uzak, yer yer duygusal, yer yer eleştirel, öz eleştirel, ama pişmanlık göstermeyen bir anlatım.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733303029,"sku":"9786052604533","price":210.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-bkn.jpg?v=1781039324"},{"product_id":"perdedeki-mucadele","title":"Perdedeki Mücadele","description":"\u003cp\u003eSokaklarda yankılanan sloganlar, fabrikalarda, üniversite amfilerinde yükselen sesler, meydanlarda çoğalan kalabalıklar, duvarlarda “başka bir dünya” talep eden yağlı boya yazılar…\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eTürkiye’nin 1970’li yılları, ülke tarihinin en çalkantılı, hareketli ve fırtınalı dönemlerinden biriydi. Siyasi kutuplaşmalar, sınıf bilincinin, solun ve işçi hareketlerinin yükselişi, derin toplumsal dönüşümler ve belleklere kazınan kitlesel olaylar, yalnızca gündelik yaşamı ve politik atmosferi değil, sanatın da her alanını etkisi altına almıştı. Bu yoğun siyasal – toplumsal iklimden en çok beslenen sanat dallarından biri de kuşkusuz sinemaydı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÖzellikle o dönemde üretilen bazı filmler, doğrudan politik tavırları ve muhtevaları itibariyle “devrimci sinema” örnekleri olarak anıldılar.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003ePerdedeki Mücadele\u003c\/i\u003e, bugüne dek büyük ölçüde politik içerikleriyle ele alınan bu filmleri, bu kez sinemanın kendine özgü yaratım imkânlarından nasıl faydalanıldığı, sinemasal tekniklerin nasıl kullanıldığı, stilistik unsurların filmsel anlamın inşasında nasıl rol oynadığı soruları eşliğinde yeniden değerlendiriyor. Türkiye’nin sinema tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olan 1970’lerin devrimci sinema örneklerini, \u003ci\u003efilm stiline\u003c\/i\u003e odaklanarak inceliyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eO dönemde çekilen \u003ci\u003eArkadaş (1974), Diyet (1974), Bir Gün Mutlaka (1975), İzin (1975), Güneşli Bataklık (1977), Maden (1978)\u003c\/i\u003e ve \u003ci\u003eDemir Yol\/Fırtına İnsanları (1979)\u003c\/i\u003e filmlerini, yalnızca konuları itibariyle değil, çekim ölçeklerinden kurgu ritmine, kamera hareketlerinden mekân kullanımına, anlatı içerisinde bireysel hikâyelerle kolektif mücadelelerin nasıl yan yana getirildiğine kadar uzanan stilistik özellikleri bağlamında mercek altına alıyor. Böylece çalışma, devrimci içerikleriyle anılan yapıtların perdeye aktarılış biçimini anlamaya çalışıyor, sinemanın kendine özgü ifade olanaklarının bu filmlerde nasıl organize edildiğini görünür kılmayı amaçlıyor. Filmlerin yalnızca “ne” anlattığına değil, “nasıl” anlattığına da bakarak Türkiye’nin sinema tarihi içerisinden bu önemli deneyime yeni bir perspektiften yaklaşmayı öneriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÇalışma 1970'lerde üretilen filmlerin stilistik özelliklerinin incelemeleriyle birlikte, aynı zamanda dünyadaki devrimci sinema deneyimlerini ve Türkiye'deki tarihsel gelişimini de kapsamlı biçimde ele alıyor. 1960'lar ve 1970'lerde sinema dergilerinde yürütülen ve bugün belki de büyük ölçüde “unutulmuş” olan devrimci sinema tartışmalarını arşiv belgeleri ışığında bugüne taşıyor, yeniden değerlendiriyor. Türkiye'de devrimci sinema anlayışının nasıl şekillendiğini ve dönemin sinema çevrelerinin kendilerini nasıl konumlandırdığını anlamak açısından bu tartışmalar önemli bir çerçeve sunuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKitap ayrıca, Türkiye sinema tarihi çalışmalarına farklı bir metodolojik perspektif getirmeyi, aynı zamanda Türkiye’nin yakın siyasal ve sanatsal tarihine dair yeni bir bakış sunmayı hedefliyor. Film stili unsurlarını yalnızca gözlemlerle değil, aynı zamanda \u003ci\u003esinemetri\u003c\/i\u003e olarak adlandırılan bir yaklaşımla ele alıyor. Çekim uzunlukları, kamera açıları, çekim ölçekleri, mekân dağılımları ve daha pek çok stilistik unsur ölçümlerle, nicel verilerle inceleniyor. Böylece film stili üzerine yapılan yorumlar somut verilerle destekleniyor. Bu yaklaşım hem kitaba hem de Türkiye’de politik sinema üzerine yapılan çalışmalara yeni ve özgün bir boyut kazandırıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003ePerdedeki Mücadele\u003c\/i\u003e, yalnızca akademik dünyaya değil, daha geniş bir okur kitlesine de sesleniyor. Sinema tarihçileri, akademisyenler ve sinema öğrencileri kadar, Türkiye’nin yakın tarihine, toplumsal-siyasal mücadelelerine ve sinema sanatına ilgi duyan herkes için yeni bir okuma öneriyor.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733532405,"sku":"9786052604540","price":385.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site_faf60edd-103f-4f60-8852-248fc8845ec8.jpg?v=1781039328"},{"product_id":"kaos-gl-205-sayi-toplumsal-cinsiyet-karsitligi-2","title":"KAOS GL 205. Sayı – Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı-2","description":"\u003cp\u003e\u003cb\u003eKaos GL’den\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“Toplumsal cinsiyet karşıtlığı – 2” dosyamızla merhaba. Bu temayı tek sayıda ele almak için yola çıksak da, sizlerden gelen katkılar ve tartışmayı derinleştirme ihtiyacı bu sayımızı da aynı dosya konusuyla çıkarmamızı sağladı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBiz sayıya hazırlanırken, özellikle Mabel Matiz’in başına gelenler sansür gündemini ve esasen içimize de sinen ahlakçılığı ve muhafazakarlığı da sorgulama ihtiyacı yarattı. Bu sebeple 2026’nın ilk sayısında “Perperişan” dosyamızla karşınızda olacağız.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eToplumsal cinsiyet karşıtlığının ilk sayısında, meseleyi kavramsal ve genel boyutlarıyla ele alan yazılarla meseleye bir giriş yaptık. Bu sayıda ise; farklı alanlardaki yansımalarını, teorik ve pratik sonuçlarını tartışıyoruz. Dosyamız, iki sayıyı birbirine bağlayan çerçeve yazımızla açılıyor. \u003cb\u003eYıldız Tar\u003c\/b\u003e; ideolojiden piyasaya, piyasadan siyasete toplumsal cinsiyet karşıtlığını tartışıyor ve toplumsal cinsiyet karşıtlığının nasıl kendi sermaye ve piyasasını kurduğunu ortaya koyuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eHemen ardından \u003cb\u003eBerfu Şeker\u003c\/b\u003e, \u003ci\u003e“doğal düzen kimin düzeni”\u003c\/i\u003e diye sorarak ataerkil aile, faşizm ve Türkiye’de toplumsal cinsiyete yönelik saldırıları ele alıyor; Aile Yılı icraatlarını neoliberal faşizm bağlamında tartışıyor. Geçtiğimiz sayıda ilk bölümünü yayımladığımız \u003ci\u003e“İnkâr, tahakküm ve sosyal mühendislik: İslamcılığın toplumsal cinsiyet karşıtlığı” \u003c\/i\u003ebaşlıklı yazının son bölümünde \u003cb\u003eRemzi Altunpolat\u003c\/b\u003e, başlattığı kuramsal tartışmayı güncel örneklerle zenginleştiriyor. \u003cb\u003eNiyaz Uslu\u003c\/b\u003e ise tam da Altunpolat’ın bıraktığı yerden trans hakları için çalışan yerel siyasetçi \u003cb\u003eShahzadi Rai\u003c\/b\u003e söyleşisi ile Pakistan’da yaşananları aktarıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayıda bir diğer yazarımız \u003cb\u003eÖzgür Sevgi Göral\u003c\/b\u003e, \u003ci\u003e“bizi birbirimize bağlana görünmez bağlar”\u003c\/i\u003e üzerinden toplumsal cinsiyet karşıtlığıyla mücadele ittifakların önemine dikkat çekiyor, \u003ci\u003e“bir ilişki, çatışma ve bağ kurma biçimi olarak dayanışmadan”\u003c\/i\u003e bahsediyor. Dosyadaki bir diğer söyleşimiz, Rusyalı trans aktivist \u003cb\u003eKate Messorosh\u003c\/b\u003e ile. Messorosh, \u003cb\u003eOğulcan Özgenç\u003c\/b\u003e’e \u003ci\u003e“Rusya’da onur talebinin yerini hayatta kalma hedefinin nasıl aldığını”\u003c\/i\u003e anlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyanın, “çuvaldızı kendimize batıran yazısı” ise \u003cb\u003eZeliha B. Cenkçi\u003c\/b\u003e’den geliyor. \u003ci\u003e“Yeterince queer miyim” \u003c\/i\u003ediye soran Cenkçi; queer alanlarda norm üretimi ve toplumsal cinsiyet kimliklerinin metalaşmasını iptal kültürü, şefkat ve sorumluluk kavramları ışığında tartışmaya açıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eElif Ceylan Özsoy,\u003c\/b\u003e Pakistan ve Rusya örneklerini Birleşik Krallık’taki trans karşıtı dalga ile birleştiriyor; bedenlerin kendi kaderini tayin hakkının nasıl engellendiğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eYunus Kara\u003c\/b\u003e, sosyal hizmeti \u003ci\u003e“toplumsal cinsiyet karşıtlığı üzerinden iktidarın aracına dönüşen bir meslek”\u003c\/i\u003e olarak tariflediği yazısında koruma rejimini eleştiriyor. \u003cb\u003eEmir Okul\u003c\/b\u003e, patriyarkal devletin kuruluşuna ve hayatlarımızı kuşatma motivasyonuna kısa bir bakış atıyor. \u003cb\u003eSarphan Uzunoğlu\u003c\/b\u003e ise, \u003ci\u003e“Diyet kola bağımlısı teknoloji lordlarının çağında toplumsal cinsiyet ve medya”\u003c\/i\u003e diyerek meselenin dijital alandaki yansımalarına bakıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eAnlatı Gücü İttifakı\u003c\/b\u003e’nın çalışmalarını aktardığı yazısını, \u003cb\u003eSena Kağnı\u003c\/b\u003e’nın kişisel deneyimleri ile siyasal olanı birleştirdiği \u003ci\u003e“Dolaptan ancak çıkarabildiğim birkaç mülahaza: Kadın özgürleşmesi özelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinden korku”\u003c\/i\u003e başlıklı yazısı takip ediyor. \u003cb\u003eSeymen Doğan\u003c\/b\u003e ise, Mabel Matiz ve Manifest’in başına gelenleri toplumsal cinsiyet karşıtlığı ekseninde ele alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eOzan Ulaş\u003c\/b\u003e’ın arkeoloji disiplinine kuşbakışı bir bakış attığı ve Antik Yunan’daki queer deneyimleri ele aldığı yazısı ve \u003cb\u003eMurat Can Akbaş\u003c\/b\u003e’ın \u003ci\u003e“Toplumsal cinsiyetin inkârı: Kurumsallaşan bir fantezinin anatomisi”\u003c\/i\u003e yazısı ile sayımız sonlanıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003ePerperişan hallerimizi tartışacağımız bir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733729013,"sku":"9770130250156-205","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak_8635697d-7845-4ce6-ad30-5489f6ead96e.jpg?v=1781039333"},{"product_id":"alevi-terim-ve-deyimleri-sozlugu","title":"Alevi Terim ve Deyimleri Sözlüğü","description":"\u003cp\u003eDil yaşamın ta kendisidir, kültürün, inancın taşıyıcısıdır. Kavramlar ve terimler, evreni ve dünyayı, yaşamı anlamamızın anahtarlarıdır. Alper Çağlayan hocamız yeryüzü insanlığına büyük kapılar açan Alevilikle ilgili temel kavramları, terimleri, merak edilen ve hemen herkesin sorduğu değerleri oluşturan sözcükleri özlü, sade bir üslupla bir başvuru kaynağı boyutunda halkımıza sunmaktadır. Bu ülkemiz için bir kazanımdır. Emeklerine yüreğine sağlık, var olasın hocam... \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eAyhan AYDIN\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eDoksanlı yıllardan itibaren Alevîlik ve dolayısıylaAleviler Türkiye gündeminde önemli ölçüde gündem oluşturmuştur. Konu ile ilgili çok sayıda kitap, makale, tez ve röportajlar kaleme alınmıştır. Türk toplumu yoğun bir şekilde Alevilikle ilgili konular üzerine düşünmeye ve konuşmaya başlamıştır. Fakat konunun inceliklerini ortaya koyan temel çalışmalar olmadığından dolayı bazı konular ya yanlış anlaşılmış, ya da yanlış ifade edilmiştir. Alevilikle ilgili deyim ve sözcükler \"Yol” içindeki asıl mânâsının dışında değerlendirilmelere tabi tutulmuştur.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu çalışmanın, \"Yol\" içinde uzun yıllar hizmet veren ve \"Yol\"un gereklerini bir hayat tarzı olarak yaşamına aktarmış bulunan Alper Çağlayan'ın kaleminden çıkmış olması büyük önem taşımaktadır. Sözlük incelendiğinde iki husus görülecektir. Birisi, Alevilikle ilgili olarak kaleme alınan eserlerde sık sık geçen fakat yeni nesillerce anlaşılamayan kelimelerin açıklanması; diğeri ise yine Alevilikte sıklıkla kullanılan deyimlerin \"Yol\" içinde ifade ettiği mânâların açıklanmasıdır.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu açılardan bakıldığında Alper Çağlayan'ın bu sözlük çalışması bir başvuru kitabı olarak değerlendirilmelidir. Eserin, kendi sahasında önemli bir boşluğu doldurduğu görülmektedir.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e Yesari GÖKÇE (Dede)\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eAsırlardır Horasan'dan Balkanlar'a pîrleri, mürşîdleri, ocakları, dergâhları, tâlibleri, adabı ve erkânı ile varlığını devam ettiren Alevî Bektaşi Yol'u ideal insan ve ideal toplum modelinin oluşturulmasını temin edecek değerler dizgesine sahiptir. Sevgi, hoşgörü, doğruluk, dürüstlük, şefkat, merhamet gibi kıymet biçilemeyen, Hakk ve halk katında muteber bu değerlerin yaşatılması, onların anlaşılması, açıklanması ve genç nesillere öğretilmesi ile mümkündür. Bir geleneğin açıklanması ve öğretilmesi ise kavramlara, deyimlere, kısacası aslına uygun bir terminolojiye ihtiyaç duymaktadır. Değerli araştırmacı Alper Çağlayan'ın yılların emeği Alevî Deyim ve Terimleri Sözlüğü'nün bu ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte bir eser olduğu düşüncesiyle kendisini tebrik ederim.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eProf.Dr. Osman EĞRİ\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733761781,"sku":"9786052604496","price":252.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-alv.jpg?v=1781039332"},{"product_id":"ali-riza-binboga-yarinlar-bizim-otobiyografi","title":"Ali Rıza Binboğa Yarınlar Bizim Otobiyografi","description":"\u003cp\u003eSert bir iklimde, dağların eteklerinde doğan bir köy çocuğunun zorlu yaşam mücadelesini, azmini yansıtan; o çocuğun yıllar içinde öğretmen, mühendis ve müzisyen olup büyük başarılara imza atışının sürükleyici öyküsü… Ama bu kadar da değil. Köy Enstitüsü iklimini yansıtan öğretmen okulunun idealist öğretmenleri, İTÜ’ye girişteki badireler, 1960’lı yılların gençlik önderleri, atak mühendislik yılları, 1975 Eurovision Yarışması Türkiye elemelerinde halk oyu birinciliğinin elinden alınmasına rağmen müzik dünyasına hızlı giriş; sahne, tiyatro ve sinema çalışmaları ve pek çok ünlü sanatçı ile kesişen yollar, 12 Eylül yıllarındaki sahne yasağıyla birlikte müzik dünyasından uzaklaştırılma, geçim kavgası için zorunlu olarak başlayan ticaret hayatının bir müzik insanına ters doğası, telif haklarının ülkemizde yerleşmesi için girdiği zorlu mücadele ve yol arkadaşı besteciler…\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eAli Rıza Binboğa’nın kitabı akıcı üslubuyla okuru içine çekiyor. Bu otobiyografi sadece yazarı tanıyanlara seslenmiyor, aynı zamanda bugünün gençlerine, sanatçı adaylarına da ilham veriyor. Yeri geldiğinde sanatçı kendisiyle dalga geçiyor; yeri geldiğinde tutkusunu, yaratıcılığını ya da acılarını abartısız bir biçimde gözler önüne seriyor. Alttan alta görünen şey ise mücadeleci bir kişiliğin kendini gerçekleştirmesi… \u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003e\u003cb\u003e\u003ci\u003e \u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eUzun yıllar önce Ali Rıza Binboğa’dan yaşam öyküsünün bazı kesitlerini dinlemiştim. Aslında her bir kesit, romanlara konu olacak kadar ilginçti. Kitabı da yarım bırakılamayacak kadar sürükleyici. Ali Rıza çok coşkulu, çok heyecanlıdır. O coşku ve heyecanını dostlarına da yansıtır. Otobiyografisini okuyunca da göreceksiniz, geçen yıllar, yaşadığı zorluklar onun bu coşkusundan, heyecanından bir şey eksiltememiş.\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003e\u003ci\u003eProf. Dr. İsa Eşme, \u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003e\u003ci\u003eeğitimci, araştırmacı yazar, Yükseköğretim Kurulu eski Başkan Vekili\u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003e \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003e \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eBinboğa’nın Eurovizyon Şarkı Yarışmasında gasp edilen birinciliği konusu günlerce gazetelerin birinci sayfalarında manşet oldu. TRT’den çıt çıkmıyordu. Ama o küsmedi, yılmadı çünkü halkın gönlünde taht kurmayı başarmıştı. Müzik camiasında zirvelere çıktı. “Yarınlar Bizim” hit olup patlamıştı. Arkasından “Baharım Sensin”, “İlköğretmen”, “Türkiyemin Kızları” geldi. Müzik dünyasının, sinemanın kapıları ona birer birer açıldı. Ciddi bir müzik kurumu elinden tutsa, muhtemelen uluslararası bir sanatçı olurdu. Zira müthiş bir ciğeri, 2 oktav sesi vardı, opera sanatçılarına özgü yeteneklere sahipti. Aynı zamanda da şarkı sözü yazarı ve bestekârdı.\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eKitabı okurken gözlerim doldu ve o günleri yeniden yaşadım. Yaşamını akıcı bir dille kaleme alırken geçmişi hatasız biçimde, çok iyi harmanlaması kitaba ayrı bir değer katmış. \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003e\u003ci\u003eErkan Özmen, gazeteci\u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e\u003ci\u003e\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003e \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eSoyadını, eteklerinde doğduğu dağlardan alan Ali Rıza Binboğa’nın, binlerce engeli aşıp öğretmenlikten İTÜ’ye, oradan yüksek mühendisliğe uzanan yolculuğunda yakalandığı müzik tutkusu, onu sanat dünyasının zirvelerine taşıdı. Binboğa’nın öz yaşam öyküsü, sıkıntı ve yokluk dolu bir ortamda doğan bir çocuğun, Cumhuriyet’in sunduğu olanaklarla nasıl yeniden doğduğunun güzel bir örneğini oluşturur. \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003e \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003eAli Rıza Binboğa, yaşam direncini ve sevincini, büyük bir içtenlikle kaleme alıp okunmaya değer bir eser ortaya koymuş.\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003e\u003ci\u003eDr. Turgut Enginoğlu\u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e\u003ci\u003e\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ci\u003e \u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733958389,"sku":"9786052604502","price":315.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/on-kapak-arb.jpg?v=1781039337"},{"product_id":"kaos-gl-204-sayi-toplumsal-cinsiyet-karsitligi","title":"KAOS GL 204. Sayı – Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı","description":"\u003cp\u003eSansür, ev kapatmalar ve nefret saldırıları ile geçen bir yazın ardından Eylül-Ekim sayımızla karşınızdayız. Bu sayımızda, “Toplumsal cinsiyet karşıtlığı” dosyasıyla sizlerle buluşuyoruz. Tek sayı olarak planlasak da hem yoğun ilgi hem de bu meseleyi daha fazla tartışma ihtiyacımızdan dolayı Kasım-Aralık sayımızı da aynı dosya konusuyla çıkarmaya karar verdik.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosya çağrımızda, \u003ci\u003e“Bir ideoloji olarak toplumsal cinsiyet karşıtlığı, “geçmiş güzel günler” fantezisinden beslendiği kadar; şimdimizi ve geleceğimizi de ipotek altına almaya çalışıyor. Bunu yaparken de, toplumsal cinsiyetin kendisinin bir “ideoloji” olduğunu öne sürmekten geri durmuyor”\u003c\/i\u003e demiştik. Bu sayıda tam da bıraktığımız yerden tartışmayı derinleştiren yazılar yer alıyor. Bir sonraki sayımızda ise, farklı tematik alanlarda toplumsal cinsiyet karşıtlığını inceleyeceğiz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyamız, \u003ci\u003e“Krizin fantazması, direnişin gölgesi”\u003c\/i\u003e yazımızla başlıyor. Toplumsal cinsiyet karşıtlığının tarihine, Judith Butler’ın deyimiyle bir ‘fantazma’ olarak nasıl inşa edildiğine, geçmişin hayaletlerinin bugünün krizlerini nasıl maskelediğine değindiğimiz çerçeve yazımız; direnişin açtığı ve açabileceği patika örnekleriyle devam ediyor. Çerçevenin hemen ardından sizleri \u003cb\u003eRemzi Altunpolat\u003c\/b\u003e’ın İslamcılığın toplumsal cinsiyet karşıtlığını incelediği yazısı karşılıyor. Altunpolat, ikinci bölümü bir sonraki sayımızda yayımlanacak bu yazısında \u003ci\u003e‘geri tepme’ \u003c\/i\u003eve \u003ci\u003e‘ataerkil restorasyon’\u003c\/i\u003e kavramları ışığında toplumsal cinsiyet karşıtlığını teorik bir çerçeveden inceliyor. Bu incelemesini, toplumsal cinsiyet karşıtlığının İslam coğrafyasındaki tarihsel ve teolojik temelleri ve güncel durum üzerine örneklerle zenginleştiriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyamızın üçüncü yazısı \u003cb\u003eYıldız Taghızade\u003c\/b\u003e’den geliyor. \u003ci\u003e‘Faşizmin dönüşü’\u003c\/i\u003e diyen Taghızade, toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojiyi bir tür gericilik ya da muhafazakarlığı aşan \u003ci\u003e‘küresel bir faşist ittifak’\u003c\/i\u003e olarak tanımlıyor. Taghızade, günümüz faşizminin ideolojik çekirdeği olarak tanımladığı toplumsal cinsiyet karşıtlığıyla ilgili şu soruyu soruyor: \u003ci\u003e“\u003c\/i\u003e\u003ci\u003eBu faşist ittifakın sembolik yapıştırıcısı neden toplumsal cinsiyet oldu?”\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eOğuz Erışık\u003c\/b\u003e, tam da Taghızade’nin bıraktığı yerden devam ediyor ve \u003ci\u003e‘illiberal rejimlerin yükselişi’ \u003c\/i\u003ebağlamında toplumsal cinsiyet karşıtlığını inceliyor. Erışık, Türkiye’nin özgün konumuna da değinerek, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlere mercek tutuyor. \u003cb\u003eElçin Aktoprak\u003c\/b\u003e ise, bütün bu ideoloji ve hareketleri milliyetçilik bağlamında tartışıyor. Milliyetçiliğin \u003ci\u003e‘iyi\/kötü’\u003c\/i\u003e dikotomisinde kimleri, nasıl şeytanlaştırdığını hatırlatan Aktoprak, İtalya örneği üzerinden toplumsal cinsiyet karşıtlığını teorik ve pratik olarak ele alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eToplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri, feminizme \u003ci\u003e‘karşı saldırı’\u003c\/i\u003e olarak analiz eden \u003cb\u003eZeynep Kıyak\u003c\/b\u003e, Latin Amerika’dan feminist yazar, araştırmacı ve aktivist Verónica Gago’nun \u003ci\u003e‘feminizm hayaleti’\u003c\/i\u003e kavramını inceliyor. \u003cb\u003eDiren Ezel Dinler\u003c\/b\u003e ise, Kıyak’ın bıraktığı yerden devam ederek şu soruyu soruyor: \u003ci\u003eFeminizm neden bir tehdit?\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eSeymen Doğan\u003c\/b\u003e, toplumsal cinsiyet karşıtlığını dışımızdaki bir mesele olmaktan çıkartıp; bu ideolojik saldırının queer bedenlere etkisini inceliyor\u003ci\u003e. ‘Görünmezliğin dayatması’\u003c\/i\u003e, kavramını kullanan Doğan, görünürlüğü adalet mücadelesi bağlamında tartışıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyamızın kapanışında \u003cb\u003eLilith\u003c\/b\u003e, toplumsal cinsiyet karşıtlığını ‘modern cadı avları’ olarak tanımlıyor ve toplumsal cinsiyet karşıtlığının bir ‘siyasal hegemonya kurma çabası’ olduğunu vurguluyor. \u003cb\u003eDefne Ada Yapıcıer\u003c\/b\u003e ise, Édouard Louis’nin eserleri ile Butler’ın kuramsal çerçevesini birbiri ile konuşur hale getiriyor ve \u003ci\u003e‘korkuya’\u003c\/i\u003e odaklanıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGüncel sayfalarımızda \u003cb\u003eSuay Yüksel\u003c\/b\u003e’in KaosGL.org’a sansürün anatomisini çıkardığı söyleşisi, \u003cb\u003eLevent Pişkin\u003c\/b\u003e’in ‘Dayanışma’ sayımızdaki tartışmayı \u003ci\u003e‘şefkat’\u003c\/i\u003e kavramını kullanarak geliştirdiği yazısı, \u003cb\u003eOğulcan Özgenç\u003c\/b\u003e’in gazeteci ve siyasetçi \u003cb\u003eİrfan Değirmenci\u003c\/b\u003e ile söyleşisi, \u003cb\u003eİlker Hepkaner\u003c\/b\u003e’in Sezen Aksu’nun son albümünü incelediği yazısı, \u003cb\u003eYusuf Çelik\u003c\/b\u003e’in \u003cb\u003eCeren Avşar\u003c\/b\u003e’la son kitabı üzerine söyleşisi, \u003cb\u003eAni Nar\u003c\/b\u003e’ın trans kadınların göç ve ev deneyimlerinden yola çıktığı yazısı ve \u003cb\u003eEcmel Deniz\u003c\/b\u003e’in hormona erişim kısıtlamalarını tartıştığı söyleşisi sizleri bekliyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÇerçeve yazımızda da dediğimiz gibi, unutmayalım: toplumsal cinsiyet bir “tehdit” değil. Tam tersine, eşitlik ve özgürlük için kurulmuş en radikal sorulardan biri. Ve bu soruyu sormaktan, hep birlikte, asla vazgeçmeyeceğiz…\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eİyi okumalar,\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eYıldız Tar\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733991157,"sku":"9770130250156-204","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/1.jpg?v=1781039337"},{"product_id":"bios","title":"Bios","description":"\u003cp\u003eÇağımızın önemli düşünürlerinden Esposito'nun çağın klasikleri arasında anılan eseri Bios bugünün en önemli başlıklarını ele alan bir eser. \u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBirilerin yaşaması için başkalarının ölmesi mi gerekir? Yaşamımızın ancak başkasının yok olmasıyla güzelleşebileceği inancı kaynağını nerede bulur? İnsanlığın selameti için hangi yaşamlar kurtarılmalı, hangi yaşamlar yok edilmelidir? Yaşanmaya değer yaşamlar ile değerden yoksun yaşamlar arasındaki çizgi kim tarafından nasıl çizilir? Bu çizgi nasıl haklı çıkarılır? Bütün bu sorular epeydir biyopolitikanın gündemini meşgul ediyor. Bunları yanıtlamaksa politikanın, hukukun ve yaşamın hiç olmadığı kadar iç içe geçtiği, hatta üst üste bindiği günümüzde daha da yakıcı hale geliyor. Kitlesel göçler, sağlık stratejileri, salgınlar, doğum, kürtaj ve öjeni politikaları, güvenlik fetişizmi, faşizm, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, sınırsız süresiz olağanüstü hâl politikaları, savaşlar ve hatta barışlar hep bu eksende anlamını buluyor. Yaşamın zıddı artık ölüm değil, başka bir yaşam, başkasının, başkalarının yaşamı. Böyle olduğunda bir yaşam politikası, bir anda bir ölüm fabrikasına dönüşebiliyor. \u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eYaşam dolaysızca politikaya tercüme olurken politikanın giderek biyolojik bir mizaca büründüğü yerde İtalyan düşünür Roberto Esposito, Michel Foucault ve Agamben’den sonra biyopolitikanın belki de en kuvvetli felsefi hattını örüyor. Felsefi diyoruz çünkü Esposito felsefe tarihinde derinlemesine bir yolculuğa çıkıyor. Platon, Aristoteles, Hobbes, Spinoza, Locke ve Nietzsche bu yolculuğun en önemli uğrak yerleri. Heidegger, Arendt, Merleau-Ponty, Simondon, Canguilhem ve Deleuze gibi isimlerse Esposito’nun çağımızın çıkmaz sokaklarını ve kaçış noktalarını tespit ederken diyaloğa girdiği düşünürler. İtalyan düşünürün bu isimlerle kurduğu temaslar salt teorik bir içerikten oluşuyor sanılmasın. Zira onun derdi, modernliğin beşiğindeki liberal bireycilikten beslenip sırf yaşamı muhafaza etmek, onu olası bütün düşmanlara karşı savunmak uğruna totalitarizme varan ve Nazizm’de hem zirve noktasını hem de kıyametini bulan bir ölüm politikasına karşı; yaşamı gelişip serpilmeye, zenginleşmeye, yaratmaya ve çoğaltmaya teşvik eden bir biyopolitika düşüncesi oluşturmak. Bireyseli değil kolektifi; mülkiyeti, el koymayı değil, armağan etmeyi, kamulaştırmayı savunan; başkasını düşman değil, ortak gören bir düşünce bu. Bu düşünceye kulak veriyoruz çünkü Esposito bir yaşam filozofu. Felsefeyi yaşamın, yaşamımızın tam ortasına yerleştiriyor. En karanlık zamanlarında bile politikadan vazgeçmiyor. Yaşamı politikanın bir işlevi, bir enstrümanı olmaktan çıkarıp politikayı yaşamın ta kendisi kılmak istiyor. Belki de bu yüzden politikanın artık bir ölüm kalım meselesi olduğu bu coğrafyada Esposito’nun karamsarlıktan değil, umuttan ve dirençten beslenen yaşam felsefesi ahvalimizi kalbinden yakalıyor.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734187765,"sku":"9786052604472","price":399.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/adsiz-tasarim.jpg?v=1781039341"},{"product_id":"veli-lok","title":"Veli Lök","description":"\u003cp\u003eVeli Lök insanlığa adanmış bir ömür olarak yaşamını anlamlandırabilen istisnai insanlardandır. Onun için yaşamda temel yol gösterici bilimdir. O  mesleki deontolojiye bağlı iyi bir hekim, akademik özgürlüğe ve tıp eğitimine önem veren iyi bir akademisyendir. Hekimlik onun için bir yaşam biçimi, tıp ise aynı zamanda bir sanattır. Veli Lök Türkiye’de artroskopinin tanınmasına ve yaygınlaştırılmasına öncülük etmiştir. Üniversiteden uzaklaştırıldığında çok sevdiği akademiden ve öğrencilerinden koparılmış, açtığı muayenehaneyi bir bilim mabedine dönüştürmüştür.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÜnlü patolog Rudolf Virchow, “\u003ci\u003eTıp sosyal bir bilimdir ve politika geniş ölçekte uygulanan tıptan başka bir şey değildir.\u003c\/i\u003e” der. Veli Lök de sağlığın siyasetiyle yakından ilgilenmiştir. 1968 Ege Üniversitesi Asistanlar Sendikası kurucularından; 1977-79 İzmir Tabip Odası (İTO) Başkanı; 1979’daysa TİP senatör adayıdır. Aynı zamanda Aydınlar Dilekçesi imzacısı, Barış Davası sanıklarındandır.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eO insanı merkeze alır, insanı yüceltir. İnsan hakları açısından uluslararası bilime katkı sunar, ülkemizde uygulanması için çaba gösterir. İşkencenin belgelenmesinde kanıta dayalı, alternatif tıbbi raporlara öncülük eder. Verdiği tıbbi raporlar nedeniyle sık sık devletle karşı karşıya gelir, yargılanır. İşkencecileri bilimsel mücadelesi ile zor durumda bırakır. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eTüm yaşanan olumsuzluklara karşı sakindir, dingindir, sabırlıdır, rasyonel akılla hareket eder.  İnsan hakları alanında verdiği alternatif raporlarla, ortopedi alanında mesleki çalışmalarla iyi bir insan, iyi bir sosyalistin nasıl olması gerektiği konusunda rol modeldir. Elinizdeki kitap tüm yönleriyle Veli Lök’ü ele alan, onu ve değerlerini tüm kuşaklara  tanıtan bir eserdir. Kolektif  hafızamıza katkı sunması dileğiyle...\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734253301,"sku":"9786052604489","price":350.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/adsiz-tasarim-2.jpg?v=1781039341"},{"product_id":"kasabanin-devrimi","title":"Kasabanın Devrimi","description":"\u003cdiv\u003eKaradeniz coğrafyası devrimci mücadelenin zirve yaptığı 1975-80 döneminde sosyalistlere çok önemli atılımların yaşandığı bir zemin sundu. Bunda Kızıldere’nin etkisi oldukça önemliydi ve THKP-C ardıllarının 1975 sonrası gelişimi açısından da Karadeniz coğrafyasında yaşananlar nispeten ayrıksı bir yer tuttu. Bu coğrafyada Devrimci Yol ve Kurtuluş ağırlık kazanırken aralarındaki siyasal rekabet büyük şehirlere kıyasla yumuşak yaşandı.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKaradeniz’de 1975-80 döneminde ön plana çıkan Fatsa Yerel Yönetim Deneyimi oldu. Oysa Fatsa’nın hemen yanında devrimcilerin ciddi bir kitlesel zemin elde ettikleri Bulancak da vardı. Kasabanın Devrimi Karadeniz’deki THKP-C ve DEV-GENÇ sempatisinin nasıl biçimlendiğine, Kurtuluş hareketinin bölgedeki gelişimine ışık tutarken esas olarak Bulancak üzerinde yoğunlaşıyor. Bulancak’taki devrimci mücadelenin yerel dinamikler üzerinde geliştiğini anlatırken Kurtuluş hareketinin merkezi etkisinin Bulancak’ta oldukça sınırlı oluşuna da işaret ediyor. Yereldeki devrimciler ilçede önemli bir kitleselleşme sağlamayı başarıyorlar. Kitapta bu başarının seyri ve yerel özgünlüğün arka planındaki dinamikler ele alınıyor. Ancak bu kendiliğinden gelişimin başarıları irdelenirken bir noktadan itibaren kendi sınırlarıyla da yüzleşiliyor. Fatsa benzeri bir kitle etkinliğinin sağlandığı Bulancak’taki devrimci mücadelenin neden benzer bir sıçrama gösteremediği sorgulanıyor. Fatsa’daki yerel yönetim anlayışının değeri teslim edilirken demokrasi konusundaki kimi eksik ve hatalara da işaret ediliyor. Bulancak’taki yerel özgünlüğün zamanla nasıl evrildiği, yerelin ötesi görülmeye başlandığında karşılaşılan sorunlar ele alınıyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKitap bu yönleriyle o dönemin anlaşılması açısından kayda değer veriler sunarak geçmiş mücadelelere ilişkin külliyatta kendine özgü bir yer tutuyor.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734449909,"sku":"9786052604458","price":269.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-kd.jpg?v=1781039347"},{"product_id":"lgbti-kultur-yasam-203-sayi-aile","title":"KAOS GL 203. Sayı – Aile","description":"\u003cp\u003e“Aile” yalnızca bir toplumsal yapı değil, aynı zamanda güçlü bir ideolojidir. Kimin kimle yaşaması gerektiğine, kimin kimi sevip destekleyeceğine ve hangi yaşam biçimlerinin meşru olduğuna dair uzun ve sessiz bir uzlaşmanın adıdır çoğu zaman. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDevletin 2024 yılını “Aile Yılı” ilan etmesiyle birlikte, bu ideolojik çerçeve daha da sertleşti. Aile, artık yalnızca korunması gereken bir yapı değil; toplumun kimliğini, inancını ve cinsiyet rejimini muhafaza etmekle görevli bir kale olarak tarif ediliyor. Devletin düzenlediği, dinin kutsadığı ve hukukun sınırlarını çizdiği; bu yolla toplumsal normların bekçiliğini yapan bir yapı olarak yaşamlarımıza sirayet ediyor. Siyasetçilerin kürsülerinden medyanın haber diline, eğitim müfredatından sosyal politika belgelerine kadar her yerde karşımıza çıkan bu mabul aile tanımı, çoğumuzu yok sayan, bazılarımızı ise açıkça hedef alan bir düzene işaret ediyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayıyı hazırlarken sormak istedik: Aile kime denir? Kimler aile sayılır? Ve biz bu kavramı nasıl yeniden sahiplenebiliriz?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eAile, pek çoğumuz için bir aidiyet değil, bir kopuş anıdır. Kimimiz evden kovulduk, kimimiz görünmez kılındık, kimimiz susturulduk. Ama hepsinin ardından yeni ilişkiler kurduk. Seçtik. Kimi zaman aynı evi paylaştıklarımız, kimi zaman yalnızca birlikte ağlayıp gülebildiklerimiz oldu ailemiz. Bazen tek bir dost, bazen bir sokak eylemi sırasında omzumuza dokunan el… Seçilmiş ailelerimiz, hayatta kalmanın ve iyileşmenin yollarını gösterdi bize. Ve gösteriyor hâlâ.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL’nin bu sayısında, devletin aileyi bir kontrol mekanizmasına dönüştürme çabasını, bu çabanın geçmişte ve bugün nasıl direnişle karşılandığını inceliyoruz. Seçilmiş aile deneyimlerinden kişisel anlatılara, queer kuramın aile eleştirisinden hukuki tartışmalara uzanan metinlerde, çok sesli ve çok katmanlı bir “aile” resmi çiziyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKeyifli okumalar\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734613749,"sku":"9770130250156-203","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-203.jpg?v=1781039347"},{"product_id":"guvenligin-ilgasi","title":"Güvenliğin İlgası - Bir Manifesto","description":"\u003cdiv\u003eBurjuva toplumunun en yüce kavramı olarak güvenlik, mevcut tüm iktidar yapılarının temelini oluşturur. Güvenlik, yalnız olduğumuz ve kıt kaynaklar üzerinde rekabete mecbur kaldığımızı, özel mülkiyetin doğal bir hak olduğunu, küçük özel yaşam adamızı başkalarının tehdidine karşı korumamız ve bunu yapmak için otoriteye boyun eğmemiz gerektiğini söyleyen canavarca düşüncedir. Güvenlik, insan olsun olmasın, bu gezegeni paylaştığımız her canlıyla dayanışma içinde olmak yerine, Leviathan'a saygı duymamızı ve boyun eğmemizi talep eder. Güvenlik bize, birbirimizin özgürlüğünü gerçekleştirmek yerine, onun önünde engel olduğumuzu söyler.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eAnti-Güvenlik Kolektifi, 2010 yılında kurulmuştur ve polis gücünün radikal bir eleştirisine kendini adayan, sermaye altında güvenliğin hem maddi hem de ideolojik hegemonyasına meydan okuyan bir grup akademisyen ve aktivistten oluşur. Mark Neocleous'un çalışmalarından esinlenen proje, güvenliğin analitik ve politik olarak parçalanması için kavramsal araçlar sağlamaya adanmıştır. Mark Neocleous, Londra Brunel Üniversitesi'nde Eleştirel Ekonomi Politik Profesörüdür. Savaş Erki, Polis Erki (2014); A Critical Theory of Police Power (2021); The Politics of Immunity (2022); ve Pacification (2025) gibi çok sayıda kitabın yazarıdır.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734712053,"sku":"9786052604465","price":252.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-gi.jpg?v=1781039351"},{"product_id":"arafta-kalanlar","title":"Araf'ta Kalanlar","description":"\u003cdiv\u003eÖzelliklede günümüzde, insanların kafasının en çok karıştığı konulardan birisidir inanmak. Karıştığı kadar, son derece de istismar edilen bir konu. Güncel mevcut siyasi yaşamın dahi neredeyse belirleyicisi haline gelmiş olan\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eyanlış inanç geleneklerini ve anlayışlarını sorgulamadan durabilmek mümkün mü? Ve yine bu sorgulamayla birlikte inanmanın ne olduğunu, inançlı olduklarını iddia edenlerin ne derece doğruyu söyleyip söylemediklerini ve hatta kendilerinin ne kadar inançlı olup olmadıklarını da?\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBugüne kadar inançları ve insanları hep egemen sınıflar ve ilahiyatçılar yönlendirmeye çalıştı, ama sonuç her türlü inanç edebiyatlarına rağmen günahların hayatın her alanında daha çok artmasından başka bir işe yaramadı. İnançların kutsal iddialarıyla mevcut olumsuz panorama arasındaki derin uçurum, bize inançların gerçek köklerinden ne kadar uzaklaştırıldığını, ilahiyatçıların hiçte doğruyu söylemediklerini ve inançları yanlış yönlendirdiklerini kanıtlamaktadır. Farklı olması da beklenemezdi zaten, zira inançlar tarihte olduğu gibi bugünde mevcut siyasal yapılanmaların egemenlik kurumu ve aleti haline getirilmiş ve ilk ortaya çıkışlarındaki doğru ve asli köklerinden bilinçli olarak sürekli uzaklaştırılmışlardır.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eO zaman günlük yaşamın asli belirleyicisi haline gelmiş olan mevcut inanç gelenekleriyle, kendisini temsil ettiklerini iddia ettikleri inançlarının asli kökleri ve kaynaklarına kadar inerek orada bir hesaplaşma içerisine girmek\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eve inançları birde bu kökler üzerinden objektif bir incelemeye tabi tutmak mutlak bir zorunluluk taşımaktadır. \"Araf'ta Kalanlar\" kitabı inananlar için son derece gerekli ve lazım olan işte böylesi bir sorgulamayı yapıyor ve inançları bir bütün olarak ameliyat masasına yatırarak, inananları gerçek bir inanç ve inanışa götürecek olan yolların kapılarını aralıyor.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734908661,"sku":"9789755032320","price":577.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kllnmlk-ak.png?v=1781039354"},{"product_id":"namlunun-ucundaki-sendika-aster-is","title":"NAMLUNUN UCUNDAKİ SENDİKA Aster-İş","description":"\u003cdiv\u003eNamlunun Ucundaki Sendika gerçekten de namlunun ucunda yer alan, askeri iş yerlerinde çalışan işçilerin örgütlenme çabalarını ve karşılarına çıkartılan engelleri anlatan bir kitap. Örgütlenmesi en zor\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003esektörlerden birinde faaliyet yürüten Aster-İş Sendikasının 1975-80 döneminde, ordunun en merkezi yerinde, Ankara’daki son derece başarılı örgütlenme macerası işçi sınıfı tarihi açısından da özgün bir\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eboyutttur. Yazar bu örgütlenme çalışmasının en önündeki kişidir ve konuyla ilgili kitaplarda yer almayan özgünlükleri yansıtırken alana ilişkin bilinmeyen, farkında olunmayan, hataya düşülen konulara da\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eaçıklık getirmektedir.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e“Tarihsel başarı hikayeleriyle paradoksal bir ilişki içinde karşımıza çıkan, altında kaldığımız kümülatif enkaz açısından ve günümüz penceresinden bakıldığında meselenin o kadar da basit olmadığı\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003egörülecektir. Doğru yaklaşım, zamanın “şeyleri” değiştirerek sürüklediği bu noktada, bu çok boyutlu değişime gereksindiği önemi vererek, meseleleri yeni ve mümkünse farklı bir bakış açısıyla mevcut kakofoni\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003earasından titizlikle ayırıp rasyonel, özgün bir perspektifle ortaya koymaktır. Bu ise enkaza bakıp vaveyla koparmakla değil, olmuş olanla olması gerekeni aynı düzlem üzerinde yayıp, geleceği kurgulamakla\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eyapılabilir ancak. Bunun dışında herhangi bir çabanın, ne kadar iyi niyetle başlamışsa başlasın, nasıl devam ederse etsin self-tatminin ötesine geçmesi beklenmemelidir.”\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734974197,"sku":"9786052604434","price":252.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-nus.jpg?v=1781039355"},{"product_id":"dili-yabana-surmek-g-deleuze-f-guattari-nin-izinde-latife-tekin-de-minor-edebiyat","title":"DİLİ YABANA SÜRMEK - G. Deleuze \u0026 F. Guattari’nin İzinde Latife Tekin’de Minör Edebiyat","description":"\u003cdiv\u003eBu kitap Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin görüşleriyle minör edebiyatın nasıl bir devrimci potansiyeli ve sınırsızlığı taşıdığını anlatmakla beraber yalnızca edebiyatseverlere değil, dil ve iktidar arasındaki ilişkiye merak duyanlara da hitap eder.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e“Her yazarın dille bir meselesi olması gerektiğine inanıyorum” ya da “Yazabilmek için insanın evinden kopması gerekir” ifadeleriyle Latife Tekin, Deleuze’ün “ana diline yabancı gibi yazmak” sözlerine adeta karşılık vermiştir. “Edebiyatın sınıfsal niteliği” ifadesi ve geleneksel dil\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ekurallarını, kolektif bir azınlık olan yoksulların dilsizlikleriyle bozma çabası; farklı temaları ve çoklukları bir araya getirerek dilsizlerin sesini duyurmaya yöneltmiştir. Bu süreçte, kullanılan dile karşı bir savaş açarak, temsili edebiyat biçimlerini tahrip etmiş böylece minör edebiyatın ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eLatife Tekin; Ulus Baker, Proust ve Deleuze’ün üzerinde durduğu anadiline yabancı gibi yazma düşüncesini, “Gerçi yazabilmek için insanın evinin dilinden kopması gerekir. Dili dışarıdan seyredemeyen kişilerin yazabileceklerine pek inanmıyorum” söylemiyle yansıtmıştır.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735203573,"sku":"9786052604441","price":252.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-dsy.jpg?v=1781039360"},{"product_id":"kaos-gl-201-sayi-calisma-hayati","title":"KAOS GL 201. SAYI- Çalışma Hayatı","description":"\u003cp\u003eİş yerlerinde görünmez olmaktan, açık kimlikle var olmaya; ayrımcılıkla mücadeleden dayanışma ağları kurmaya… LGBTİ+ çalışanlar, özel sektörde ve kamuda hangi deneyimleri yaşıyor? İşyerlerinde karşılaştıkları engeller neler, hangi politikalar hayatlarını kolaylaştırabilir? Sendikalar ve kurumsal mekanizmalar LGBTİ+’lar için nasıl bir rol oynuyor?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL Dergisi’nin yeni sayısında, LGBTİ+’ların çalışma hayatındaki haklarını, mücadelelerini ve dayanışma pratiklerini birlikte tartışmaya açtık.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735138037,"sku":"9770130250156-201","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-201.jpg?v=1781039359"},{"product_id":"kaos-gl-200-sayi-kelimeler-ve-izler","title":"KAOS GL 200. Sayı -  Kelimeler ve İzler","description":"\u003cp\u003eKaos GL Dergisi’nin 200. Özel sayısı “\u003cb\u003e\u003ci\u003eKelimeler ve İzler\u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e”  dosya konusuyla yayınlandı. Derginin editör yazısı şu şekilde:\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“\u003cb\u003eDergi:  \u003c\/b\u003eBir dergi, sadece basılı kâğıtlardan oluşmaz; bir dergi, bir topluluğun haykırışının, umutlarının ve mücadelelerinin yansımasıdır. \u003cb\u003e\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir dergi, bir arşivdir; ama yalnızca geçmişin değil, geleceğin de arşivi. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir dergi, bir itirazdır; ama yalnızca mevcut düzene değil, aynı zamanda umutsuzluğa karşı. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eVe bir dergi, bir yolculuktur; bir kişinin hikayesinden bir toplumun ortak rüyasına doğru.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDergi, unutturulmak isteneni hatırlatır. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eSusturulanların sesini duyurur. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGörmezden gelineni görünür kılar. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL, yıllardır tam da bunları yaptı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eHer sayısında yeni bir kapı açtı, her kelimesinde umut dolu bir dünya tasarladı. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayfalar, kimliklerimizin, direnişimizin ve hayallerimizin kâğıda döküldüğü birer tanıklık oldu.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL Dergisi, tam 200 sayıdır, 30 yılı aşkın süredir LGBTI+ mücadelesinin tanığı ve dönüştürücüsü olarak bu coğrafyada var oluyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL Dergisi, bir düşün filizlendiği, bir hareketin büyüdüğü, seslerin bir araya gelip yankılandığı bir platform olarak LGBTI+’ların özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini dile getirdikleri, hikayelerini yeniden yazdıkları bir bellektir.”\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735334645,"sku":"9770130250156-200","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-200.jpg?v=1781039363"},{"product_id":"ulusotesi-tarimsal-hareketlerin-siyasi-dinamikleri","title":"Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri","description":"\u003cp\u003eUMUDU VE MÜCADELEYİ KÜRESELLEŞTİRMEK\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e90’ların ortasından beri küresel kapitalist sistemin içerisinde mevcut imkanları zorlayarak bir araya gelen, ulusötesi şirketlerin belirlediği tarımsal politikalara karşı mücadele amaçlarını, söylemlerini ve örgütlenmelerini küreselleştiren toplumsal hareketler var.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eTarımsal alanda bunların en etkin ve en bilineni olan La Via Campesina, kırsal sınıfların, yerli toplulukların, göçerlerin, kadınların, gençlerin tarım, avcılık, toplayıcılık faaliyetleri yaparak yaşadıkları yerlerde kalmaya, geçinmeye, umut etmeye, mücadele etmeye ve yaptığı her şeyi yerel düzeyden ulusötesi düzeye kadar taşıyabilme kapasitesi geliştirmesi açısından örnek bir hareket. Brezilya’da topraksız kır işçilerinin düzenlediği bir etkinlikte La Via Campesina sloganları atıldığını görebileceğiniz gibi, farklı ülkelerden emekçilerin katıldığı uluslararası bir toplantıda da La Via Campesina’nın fikirlerinin, söylemlerinin, aktivistlerinin etkin bir şekilde yer aldığını görebilirsiniz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eElinizdeki kitap, başta La Via Campesina olmak üzere dünyayı sarsacak türde küresel çapta örgütlenerek ulusötesi tarım-gıda sistemine karşı mücadele eden hareketleri eleştirel bir şekilde değerlendiriyor. Tarımsal sınıfların kendi içindeki farklılaşmaların yanı sıra, farklı ülkelerdeki rekabet halindeki örgütlenmeleri, bu örgütlenmelerin karşılaştığı zorlukları ve bunlarla başa çıkmak için yürüttükleri mücadeleleri ele alan bu kitap, dolayısıyla kırsal dönüşüme, tarımsal sınıflara, yerel, bölgesel, ulusal ve küresel ölçekli örgütlenmelere yönelik fikir yürüten herkesin ilgisini çekecek, yeni bakış açıları sunan bir özellik taşıyor. Ayrıca, Türkiye’de çiftçilerin hak arayışlarının ve eylemliliklerinin arttığı bir döneme denk gelmesi kitabın içeriğini daha da anlamlı kılıyor. Ulusötesi hareketleri çok yakından takip eden ve bu hareketlere çeşitli düzeylerde katkı sunan iki aktivist-araştırmacının hazırladığı bu kitabın Türkiye'de tarımda yaşanan neoliberal dönüşüme karşı mücadele umudu taşıyan herkese katkı sunmasını diliyoruz\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735564021,"sku":"9786052604410","price":262.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-uo.jpg?v=1781039368"},{"product_id":"denizlerin-idamina-bir-baska-bakis","title":"Denizlerin İdamına Bir Başka Bakış","description":"\u003cp\u003eDenizlerin idamına evet oyu veren CHP milletvekilleri kimlerdi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eCHP’liler evet oyu vermese idamlar durdurulabilir miydi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eCHP, daha önce idam kararını durdurmak için Anayasa Mahkemesine başvurup idamları durdurduğu halde, ikinci oylamadan sonra neden Anayasa Mahkemesine başvurmadı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eMecliste ve Senato’da oylama sırasında neler yaşandı?  Milletvekilleri ve senatörler arasında idamları onaylama konusunda farklılık var mıydı? İdamları durdurmak için hangi vekiller ve senatörler çaba harcadı? Demirel, İnönü, Ecevit, Erbakan, Türkeş, Aybar, Feyzioğlu, Bölükbaşı nasıl tavır aldılar?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eKadın milletvekilleri, Kürt milletvekilleri, Alevi milletvekilleri oylamada farklı oylar kullandı mı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eParti kararına rağmen Denizlerin idamına oy vermeyen tek Adalet Partili kimdi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eBirkaç senatör daha imza verse idamlar durdurulabilir miydi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eMecliste, Senatoda, Askeri Yargıtay’da idam kararına muhalefet şerhlerini kimler yazdı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eDenizlerin idamlarının durdurulması için başlatılan imza kampanyasını kimler örgütledi, kimler kampanyaya imza verdi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eİmza kampanyasına katılanlardan kimler öldürüldü?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eİdamların durdurulması için yapılan eylemler (İsrail Elçisi Elrom’un rehin alınması, Nurhak, Kızıldere, Boğaziçi uçağının kaçırılması, Jandarma Genel Komutanı Kemaletttin Eken’in rehin alınması girişimi) nasıl sonuçlandı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eSovyetler Birliği idamların durdurulması için çaba harcadı mı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eİngiliz gizli belgelerine Kızıldere Katliamı nasıl yansıdı? MİT görevlisi Mehmet Eymür Kızıldere’yi nasıl anlattı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eHalit Çelenk dışında Denizlerin avukatları kimlerdi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eİsmet İnönü idamları durdurabilir miydi?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eBaşbakan Nihat Erim, ‘balyoz harekatını’ neden başlattı? Erim’e suikasti kimler yaptı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eHukuka uygun yargılansalar Denizler nasıl ceza alırlardı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eŞarkışla’da nasıl yakalandılar? Şarkışla Ağıtı nasıl ortaya çıktı?\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eVe daha idam sürecinin bilinmeyen pek çok yönünü bu kitapta bulacaksınız.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735760629,"sku":"9786052604427","price":322.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-di.jpg?v=1781039372"},{"product_id":"sona-dogru-akp","title":"Sona Doğru Akp","description":"\u003cp\u003e1970’li yıllardan bu yana Türkiye ekonomisi üzerine yazan İktisatçı Mustafa Sönmez, bu kez AKP’nin tüm serüvenini ele aldı. AKP’ye ilişkin birçok yazı ve kitabı olan yazar, bu kitabında AKP’nin iktisadi politikalarını ele alırken kitabın ana tezini de bu politikaların aslında İslamo-faşist bir rejim inşası açısından bir araç olarak kullanıldığı olarak belirliyor. Bu perspektif ışığında kitap iktisadi vurguların ötesine geçerek siyasal bir boyut kazanıyor. AKP’yi çeyrek asırlık tarihi içinde değerlendiren kitap; bu rejimin inşasında iktisadi olarak neoliberal politikaların nasıl kullanıldığını, yeri geldiğinde bunlardan nasıl sapıldığını, bu serüvenin yaşadığı tökezlemeleri, giderek iflasa sürüklenme olasılıklarını ele alıyor. Bu noktada kritik vurguyu da muhalefetin izleyeceği\/izlemesi gereken politikalara yapıyor.\u003c\/p\u003e\n \n\u003cp\u003eAKP’nin serüvenini ele alırken 19 Mart 2025 sürecini de değerlendiren kitap, güncel boyutlarıyla ufuk açıcı özellikler kazanıyor.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735727861,"sku":"9786052604397","price":301.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-sda.jpg?v=1781039372"},{"product_id":"degisen-sinema-degisen-seyirci","title":"Değişen Sinema Değişen Seyirci","description":"\u003cp\u003eFilm festivallerini anlatan kitap ‘‘Değişen Sinema Değişen Seyirci, Film Festivalleri ve Alternatif Arayışları’ raflarda.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eİşçi Filmleri Festivali’nin 10. yılında Funda Başaran’ın editörlüğünde İşçi Filmleri ve Öteki ‘Sinemalar’ kitabı yayımlanmıştı. Festivalin 20. yılında ise Önder Özdemir editörlüğünde ‘Değişen Sinema Değişen Seyirci, Film Festivalleri ve Alternatif Arayışlar’ kitabı çıktı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e2000’lerden itibaren sinema teknolojilerindeki yeniliklerle beraber sinema salonları ve film izleme alışkanlıkları değişti. Bu kitapta sinemadaki ve seyircideki değişimin izleri sürülmekte. Bu kitaba katkı veren yazarlar Türkiye’deki ve dünyadaki film festivallerini farklı yönleriyle ele aldılar. “Küreselleşme ve Festivalizm” kavramları ile neoliberal hegemonik kültür endüstrisine “alternatif” bir festivalin olasılığını değerlendirdiler. Türkiye’de film festivallerinin değişen yapısı, festivallerde görünmeyen emek; festivallerdeki sansür mekanizmaları üzerinde durdular. Hem festivallere uygulanan hem de festivallerin uyguladığı sansürü farklı örnekleri ile gösterdiler. Sinemaların krizini ve bu krize çözüm olarak alternatif arayışlarını, başka coğrafyalardaki festivalleri; dünyadaki festivallerin yapısını; Türkiye’deki seyircinin değişen profilini; festivalleri düzenleyenlerin ve yönetmenlerin görüşlerini okuyacaksınız.  \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e2006 yılında ilk kez düzenlendiği günden itibaren yarışmasız, ücretsiz ve sponsorsuz olma ilkesiyle başlayan İşçi filmleri festivali tamamen gönüllülerin emeğiyle hayata geçirilmektedir. Festivali düzenleyenler sinemanın yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda bir dayanışma ve mücadele aracı olduğunu vurgulamaktadırlar. Bu yönüyle, bu gibi bağımsız festivaller, birbirinin kopyası olan ve büyük sermaye gruplarının desteğiyle yürütülen festivallerden ayrışırlar. Devletten destek ve büyük şirketlerden sponsorluk alan, dolayısıyla seçkilere zaman zaman oto sansür uygulayan festivallerin aksine bağımsız ve özgür bir platform olmayı amaçlamaktadırlar. Bu yolda İşçi Filmleri Festivali yalnız değil. Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED), Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, Hangi İnsan Hakları? Film Festivali ve Pembe Hayat KuirFest gibi festivaller de görünmeli, gösterilmeli, tanıtılmalı ve daha çok insana ulaşmalı. Bu kitap aynı zamanda bu amaçla hazırlandı. Okuyacağınız yazılar Türkiye’deki ve dünyadaki film festivallerini farklı yönleriyle ele alıyor ve bağımsız festivallere, bağımsız sinemalara ve alternatif arayışlara vurgu yapıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu kitabın az bilinen, görünmeyen, gösterilmeyen ve film endüstrisinin temsilcisi olmayan film festivallerinin daha fazla tanınmasına katkı sağlayacağını ve önemli bir boşluğu dolduracağını umuyoruz.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735924469,"sku":"9786052604403","price":500.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-ds.jpg?v=1781039376"},{"product_id":"abone-ol","title":"Abone Ol!","description":"\u003ch4\u003eAbonelik Hakkında\u003c\/h4\u003e\n\u003cdiv\u003e2010’dan bu yana binlerce kişi NotaBene’ye abone oldu. Abonelerimiz sadece avantajlı koşullarda kitap edinmekle kalmayıp, bir yandan kuramsal\/politik\/edebi eser ve tartışmaları daha düzenli bir biçimde izleme olanağına kavuşurken, diğer yandan da alternatif bir yayın kurumunun gelişimine destek vermiş oldular. Kendini her daim yenileyerek sürecek olan NotaBene’nin bu ortak yolculuğuna katılmak herkes için çok kolaydır.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eNotaBene’nin abone sistemi 2010’dan bu yana sürüyor. Başlangıçtan beri düzenli abonelerimiz arasında akademisyenler en başta gelirken, onları öğretmenler, avukatlar, doktorlar ve diğer meslek grupları takip etmektedir. Hatırı sayılır ölçüde öğrenci abonemiz de bulunmaktadır. Çocuk aboneliği dahi başlatma düşüncesindeyiz. Sayıları birkaç bini bulmuş olan abonelerimiz sadece kitap almakla yetinmemekte, eleştiri ve katkılarıyla NotaBene’nin gelişiminde rol almaktadırlar.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eAbone sistemimiz yıllıktır ve her yıl abonelikler yenilenmektedir. Her abone aylık (bir ile beş arasında) istediği kadar kitap için abone olabilir. Abonelerimize 2-3 ayda bir e-posta gönderilmekte ve kotalarına uygun sayıda kitap tercih etmeleri istenmektedir.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eAbonelerimiz yayınevinin web sitesinden kitapları incelemekte ve e-posta yoluyla tercih ettikleri kitapları bize bildirmektedirler. Tercihte bulunmayan abonelerimize kendilerinin öncelik verdiği konulara uygun kitaplar yayınevimiz tarafından gönderilmektedir.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eSizleri, şahsi adreslerin ortaklaştığı bu kolektif düşün ve bilgi üretim mekânında görmeyi arzuluyor, NotaBene dostları arasına katılmaya davet ediyoruz.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003cstrong\u003eAylık 2 Kitap - Yıllık 24 Kitap - Aylık Ödenecek Para 470 TL\u003c\/strong\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003cstrong\u003e \u003c\/strong\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003cstrong\u003eAylık 3 Kitap - Yıllık 36 Adet Kitap - Aylık Ödenecek Para 690 TL\u003c\/strong\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003cstrong\u003e \u003c\/strong\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003cstrong\u003eAylık 4 Kitap - Yıllık 48 Adet Kitap - Aylık Ödenecek Para 920 TL\u003c\/strong\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e \u003c\/div\u003e\n\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Aylık 2 - Yıllık 24 Kitap","offer_id":48248738742517,"sku":"UYZXARQXQR_27615","price":5640.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true},{"title":"Aylık 3 - Yılık 36 Kitap","offer_id":48248738775285,"sku":"UYZXARQXQR_72517","price":8280.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true},{"title":"Aylık 4 - Yıllık 48 Kitap","offer_id":48248738808053,"sku":"UYZXARQXQR_705","price":11040.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/abonelik-gorsel.jpg?v=1781039420"},{"product_id":"veri-gaspi","title":"Veri Gaspı","description":"\u003cp\u003eBu kitap, günümüzün teknoloji devlerinin veri çıkarıcı uygulamalarının sömürgeciliğin devamı olduğuna dair ikna edici bir argüman ve kolektif direniş için önemli bir rehber sunuyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eMeta, Amazon ve Alphabet gibi büyük teknoloji şirketleri, e-postalarımızı kontrol ettiğimizde, adımlarımızı saydığımızda, çevrimiçi alışveriş yaptığımızda ve işe gidip gelirken bilgi toplayarak günlük hayatlarımıza eşi benzeri görülmemiş bir erişime sahip. Büyük teknolojinin gözetimi ve insanlar üzerindeki etkileri oldukça kapsamlı ve ciddi sonuçlar doğuruyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eUlises A. Mejias ve Nick Couldry'nin bu ufuk açıcı kitapta gösterdiği gibi, bu muazzam veri birikimi hızla büyüyen bir endüstrinin tesadüfi sonucu değildir. Tıpkı ulusların haksız yere zenginlik ve hakimiyet için toprak ve maden çalması gibi teknoloji şirketleri de hayatlarımız için önemli olan kişisel verileri çalıyor. Mejias ve Couldry, bu soygunun tüm kapsamını ancak sömürgecilik çerçevesinde kavrayabileceğimizi savunuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGeçmişteki toprak gaspları gibi günümüzün veri gaspı da verilerimizi kendi çıkarlarımıza karşı şirket kârı elde etmek için hammaddeye dönüştürüyor. Tarihsel sömürgecilik gibi günümüzün teknoloji şirketleri de yeni bir sosyal ve ekonomik düzen inşa eden, iş güvencesizliğine yol açan ve çevreyi bozan sömürgeci bir iş yapma biçimi tasarlıyorlar. Bu yöntemler küresel eşitsizliği derinleştiriyor, şirket zenginliğini Küresel Kuzey'de yoğunlaştırıyor ve ayrımcı algoritmalar ortaya çıkarıyor. Peki başka bir seçeneğimiz var mı?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003ca\u003e\u003c\/a\u003e\u003ci\u003eVeri Gaspı\u003c\/i\u003e böyle bir seçeneğimiz olduğunu savunuyor: Sömürgeciliğin bu yeni biçimine karşı koymak için önceki direniş biçimlerinden öğrenmemiz ve tamamen yeni direniş biçimleri hayal etmek için birlikte çalışmamız gerekiyor. Mejias ve Couldry, sömürücü teknoloji uygulamalarına başarıyla karşı koyan seçmenlerin, işçilerin, aktivistlerin ve ötekileştirilmiş toplulukların hikayelerini paylaşıyor. Dünyamızı dönüştüren dijital medyanın keskin bir tartışması olan bu kitap, internet çağında mahremiyet, kendi kaderini tayin ve adalet konusunda endişeleri olan herkes için okunması gereken temel bir eser.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248738840821,"sku":"9786052604373","price":402.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-vg.jpg?v=1781039420"},{"product_id":"kelebekler-sessiz-ucar","title":"KELEBEKLER SESSİZ UÇAR","description":"\u003cp\u003e\u003ci\u003eKelebekler Sessiz Uçar\u003c\/i\u003e, yazarın yaşamının tüm evrelerinden ziyade Filistin’de mücadele içinde geçen kısımlarını ön planda tuttuğu bir anılar seçmesidir.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÇocukluk arkadaşı Hamdi Gezmiş’in abisi Deniz Gezmiş’in idam edildiği gece Gezmişlerin evinde yaşanan dramla biçimlenen yaşam, Ankara SBF’de okurken dönemin birçok tanınmış siyasi aktörüyle birlikte öğrenci hareketinin ön saflarında mücadele, Kurtuluş hareketi içinde yer alıp hızla öne çıkış ve sonrasında ülkenin en çok arananlarından biri haline geliş ve ardından Filistin…\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e1982’de İsrail’in beş ay süren Beyrut kuşatmasında arkadaşlarıyla birlikte Filistin için savaş gibi tehlikeli, Sabra-Şatilla katliamı gibi dramatik ama bir o kadar da renkli Filistin  günleri; Filistin kamplarında dünyanın dört bir yanından gelen devrimciler, Ermeni ASALA örgütünün faaliyetlerine yakından tanıklık gibi nice ilginç olaylar... \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDört yıl süren Filistin macerasının ardından gizlice ülkeye dönüş ve süren faaliyetler, Kurtuluş hareketinin merkez komitesine seçilme, yeniden gidilen Filistin’in iç ayrışmalarında Yaser Arafat taraftarı olmakla suçlanarak Suriye tarafından bir yıl süreyle tutuklanma ve Sednaya Cezaevi, beş yıllık Filistin macerasının ardından merkez komiteden istifa ve fikir birliği ettiği arkadaşlarıyla birlikte ülkede ayrı siyasi faaliyet… \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e2023 yılında kızını kaybeden yazarın yaşadığı iç hesaplaşma, sessizce kaybedilen mücadele arkadaşları, 2024 Ocak’ında Gazze’de başlayan soykırım girişimi ve gizlice İsrail’i destekleyen iktidarın yalanları ve tümünün çakışmasıyla ortaya çıkan travma ve öfke, bu kitabın hazırlanmasının tetikleyicileridir. Kelebekler gibi sessizce aramızdan ayrılanlara adanmış bir metinle karşı karşıyayız. Mücadele ile duyguların iç içe geçtiği bu anılar silsilesi okuru sarsıcı bir tanıklığa sürüklüyor.     \u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248739168501,"sku":"9786052604380","price":322.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-ksu.jpg?v=1781039424"},{"product_id":"uc-acidan-kuba-politik-katilim-egitim-kadin-erkek-1","title":"Üç Açıdan Küba - Politik Katılım, Eğitim, Kadın\/Erkek","description":"Küba'yla ilgilenmemiş, Küba Devrimi'ni merak edip hiç olmazsa bir iki kitap karıştırmamış bir aydın yoktur herhalde Türkiye'de. Fidel'i, Che'yi herkes tanır. Ancak 1959 devriminden bu yana bu küçük adada nelerin olup bittiğini merak eden, ada insanının yaşamında ne gibi değişikliklerin olduğunu anlamak isteyen pek bulunmaz; Buna sol cenah da dahildir.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248739070197,"sku":"9786055513306","price":21.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/134-uc-acidan-kuba-politik-katilim-egitim-kadinerkek.jpg?v=1781039425"},{"product_id":"artik-hepimiz-prekaryayiz","title":"Artık Hepimiz Prekaryayız","description":"Bu kitap «uçurumun kenarında olanlar için yazıldı. Bir başka deyişle hayatın pek çok alanında güvencesiz ve yalnız olduğunu düşünenler için. Ya güvencesizliğiniz ve yalnızlığınız size özgü değilse? Ya şu an hissettiklerinizi tanımadığınız milyonlarca hatta milyarlarca başka insan da yaşıyorsa? Bu kitap gündelik hayatta herkesin ortak deneyimlerinden ve hislerinden yola çıkarak yeni bir toplumsal sınıfla “Prekarya” ile karşı karşıya olduğumuzu söylüyor. Prekarya iş bulmakta zorlanan, iş yerinde yöneticileri karşısında güçsüz olan ve yöneticilerinin sözünden çıkamayan, hedef performans sistemi altında stresle boğuşan, aylık geliri harcamalarına yetmeyen, krediyle yaşamak zorunda kalan, vergilere tepki duyan, tatil yapamayan, siyasetçilere güvenmeyen, stres ve öfkeyle yaşamak zorunda bırakılan, aldığı eğitimle yaptığı iş arasında dağlar kadar fark olan ve en nihayetinde kendi hayatı üzerinde kontrole sahip olamayanların oluşturduğu bir sınıf. Yazara göre siyasal prekarya, kendisine dayatılan politikaları reddeden, yeni ve adil bir dünyayı talep eden küresel bir aktör olmaya aday. Kitap son dönemde yaşanan Sarı Yelekliler gibi sosyal patlamaların yeni bir dünyanın habercisi olduğunu vurguluyor ve sizi bir yolculuğa davet ediyor. Kim bilir belki bu yolculukta anlatılan sizin hikayenizdir. Bu yolculuğa var mısınız?","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248739496181,"sku":"9786052602263","price":371.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/ahp-site.jpg?v=1781039431"},{"product_id":"emegin-prokrustes-yatagi-sinif-mucadelesi-ve-emek-denetimi","title":"Emeğin Prokrustes Yatağı Sınıf Mücadelesi ve Emek Denetimi","description":"\u003cp\u003eKapitalist ve kapitalizm öncesi üretim tarzlarına içkin üretim ilişkilerinin sorunsuz bir şekilde yürütülmesini sağlayan en önemli araçlardan birisi emek denetimi uygulamalarıdır. Emek denetimi, kapitalist sınıf tarafından işçi sınıfı mücadelelerine karşı kullanılan bir yönetim stratejisidir. Emek denetim aygıtlarının gelişim ve değişim süreçlerine yön veren temel etken de işçi sınıfı mücadelesidir. Bu bağlamda, çeşitli emek denetim araçlarından bahsetmek mümkündür. Emek denetimine ve bir bütün olarak işletme yönetimine dair fikirlere ve uygulamalara yön veren işletme yönetim teorileri bunlardan birisidir. F. W. Taylor’ın 1800’lü yılların sonuna doğru esaslarını oluşturduğu Bilimsel Yönetim Yaklaşımı’nın (Taylorizm) ilk örneğini teşkil ettiği ve sonrasında birtakım bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya konulan ilkelere göre oluşturulan diğer yönetim teorileri işletme yöneticilerine bu konuda yol göstermektedir. Öte yandan, işçi mücadelesi ve emek denetimi arasındaki ilişki tarihsel bir düzlem üzerinden takip edilebilir. Örneğin; Bilimsel Yönetim Yaklaşımı 19. yüzyılın sonuna doğru büyüyüp güçlenen Amerikan işçi sınıfı mücadelelerinin; İnsan İlişkileri Yaklaşımı, işçi sınıfı tarafından Bilimsel Yönetim uygulamalarına yöneltilen tepkinin ve Birinci Dünya Savaşı ile 1929 Ekonomik Bunalımı’nın sonucu olarak ABD ve Avrupa’da ortaya çıkan huzursuzluğun; Toplam Kalite Yönetimi Yaklaşımı ise (Neo-Taylorist Japon Yönetim Yaklaşımı) fordist üretim ve yönetim rejiminin yarattığı yıkımdan dolayı 1960’lı yılların sonuna doğru tüm dünyayı baştan başa saran grevlerin, kitlesel eylemlerin ortaya çıkardığı yaklaşımlardır.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBenzer bir düzlem, Batı ülkelerinde olduğu gibi belirgin nitelikler sergilemese de, Türkiye örneği üzerinden de tanımlanabilir. Bu anlamda, özellikle 90’lar sonrasında yaygınlaşan Toplam Kalite Yönetimi uygulamalarının, 70’li yılların sonlarına doğru güç kazanan; 12 Eylül 1980 darbesiyle engellenen ve 80’li yılların sonuna doğru tekrar canlanan işçi sınıfı mücadelelerine karşı sermaye sınıfı tarafından getirilmiş bir cevap olduğu düşünülebilir. Bu çalışmada amaçlanan, emek denetimi ve işçi mücadelesi arasında kurulan ilişkiye dair kuramsal bir çerçeve çizmek ve bu çerçevenin Türkiye koşullarında ne şekilde oluştuğunu ortaya koymaktır. Mücadele-denetim ilişkisinin kolektif işçi sınıfı hareketlerinin yanı sıra, daha mikro bir boyutta ve makro boyuta ek olarak, işletmeler düzeyinde ne şekilde gerçekleştiğini ve geliştiğini göstermek amacıyla da bir saha çalışması yapılmış ve bu saha çalışmasının bulguları metne eklenmiştir.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248739528949,"sku":"9786052601525","price":301.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/adsiz-tasarim-2_4e0f478a-f37f-4af9-bdbd-bd3d765df537.jpg?v=1781039432"},{"product_id":"sinifin-yeni-gorunumleri-ve-bilisim-sektoru-maddi-gayri-maddi-emek","title":"Sınıfın Yeni Görünümleri ve Bilişim Sektörü - Maddi-Gayri-Maddi Emek","description":"\u003cdiv\u003eİşçi sınıfı; neoliberal onyıllar boyunca, işini, statüsünü, iş güvencesini olduğu kadar sosyal teorideki yerini de kaybetti. Kaybettirenler bu duruma nesnellik atfederek, mutlaklık zırhı giydirmeyi ihmal etmediler. Buna göre, üretimin teknolojik tabanı köklü değişime uğramış, bilgi ve teknoloji iç içe geçmiş, üretim ise ulus aşırı bir karakter kazanarak, işçilerin örgütlenme ve mücadele kapasitelerini boşa çıkartan bir işleyişi yerleştirilmişti. Henüz 1980’li yıllardan söz ediyorum. Neoliberal sermaye programının çok yönlü bir şekilde seçeneksiz ilan edildiği, bu yola giren ekonomilerin “mucize” ön ekiyle adlandırıldığı yıllardan… Sosyal teorinin tozlu raflarına atılan, şimdilik işçi sınıfının kendisi değil, örgüt ve mücadele konusundaki tarihsel birikimiydi. 1990’ların sonlarına doğru bu da oldu; öznellik, mutlak görelilik ve olumsallıkla yeniden harmanlanan sosyal teori standında, çeşitlenen, farklılaşan eyleyiciler listesinde yok, yoktu; tek istisnası işçi sınıfıydı…\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eÖzetle sosyal teorinin çağdaş tarihi, işçi sınıfının, dolayısıyla da sınıflar mücadelesinin toplumsal ilişkilerin açıklanmasındaki kritik yerinin (ki o yer devrimci eleştirelliktir) yadsınması tarihidir. Bu dışlama, 40 yıldır küresel çapta fasılasız şekilde devam eden sermaye taarruzunun sosyal teorideki etkisi ise, bu taarruza direnen ve sosyal teori düzleminde -deyim yerindeyse- adeta “gerilla savaşı” vererek, ana akım hatlarda gedikler açan entelektüel çabalar da hep oldu. Elinizdeki kitabın kritik önemi bu hususla ilgilidir. Bu kitap, işçi sınıfını, dolayısıyla sınıflar mücadelesi kavrayışını sosyal analize yeniden dahil etmeye dönük son 30 yılın en önemli katkılarını, tarihsel arka planlarına da göndermede bulunarak değerlendiren son derece geniş bir hacime sahiptir. Öyle ki son derece güncel Sanayi 4.0 tartışması bile kendisine yer bulmuştur.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eGeleneksel ve çağdaş toplumsal sınıf literatürünün; maddi\/gayri-maddi, üretken\/üretken olmayan emek ve sınıf oluşumu temaları ile sistemli bir şekilde değerlendirilmesi, bu kitabın en dikkat çeken özelliklerinden biridir. Öte yandan kitap, bir doktora tez çalışmasının ürünüdür; geniş çaplı literatür değerlendirmesiyle ortaya konan kavramsal çerçeve, Bilişim ve İletişim Teknolojileri alanındaki saha çalışması ile bir analiz çerçevesi hüviyeti de kazanmıştır. Yazar kendi çabasını işçi sınıfını sosyal teoriye yeniden dahil etme girişimlerinin bir parçası olarak tanımlar. Bu çabanın kavram ve olgu bağlantısı kurulmak suretiyle gerçekleştirilmiş olması, son derece önemlidir. Üstelik bu bağlantı, gayri-maddi emek gibi, işçi sınıfını yerinden eden post ön ekli teorilerin en güçlü oldukları bir alanda kurulmuştur. Kitap post teorileri aşil topuğundan yakalamıştır. Onların parçalanma dedikleri yerde farklılaşma yaşandığını, dolayısıyla da, “işçi sınıfı çözüldü” denilen yerde, sınıfı içi farklılaşmalara duyarlı birleşik bir işçi sınıfı hareketi olasılığının bulunduğunu, ortaya koymuştur.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHacimli ve titiz çalışması ile Türkiye’de toplumsal sınıf çalışmalarına güçlü bir referans kaynağı kazandırdığı için Dr. Güven Savul’u kutlarım.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740020469,"sku":"9786052036228","price":441.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/adsiz-tasarim_68dda4cc-2bdc-4848-9e91-20b2a634625e.jpg?v=1781039436"},{"product_id":"sermayeyi-beslemek-bireysel-emeklilik-sistemi-ve-emekliligin-finansallasmasi","title":"Sermayeyi BES'lemek - Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması","description":"Bu kitabın amacı 2017 itibariyle tüm 45 yaş altı özel ve kamu sektörü çalışanları için katılımın zorunlu hale getirildiği Bireysel Emeklilik Sistemi’nin detaylı bir incelemesini sunmaktır. Kitap BES’in tarihsel gelişimi, emeklilik fonlarının işleyiş mantığı, risk ve getiri düzeyleri, kesinti oranları, faizli\/faizsiz seçeneklerinin anlamı, sistemden emekli olma ve devlet katkısına hak kazanma koşullarının yanı sıra BES’ten neden ve nasıl cayılabileceğini anlaşılır bir dille okuyucunun hizmetine sunmaktadır. Kitap bu yönüyle ve her bölümde giriş ile sonuç kısımlarında yaptığı geniş özetlerle konunun teknik detaylarına boğulmak istemeyen okuyucuları gözetmektedir.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740086005,"sku":"9786059679992","price":224.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/bes-site.jpg?v=1781039437"},{"product_id":"sinifin-suretleri-emek-surecleri-ve-karsi-hareketler","title":"Sınıfın Suretleri - Emek Süreçleri ve Karşı Hareketler","description":"2000’li yıllarda Türkiye’de sosyal bilimler alanının, emek\/sınıf çalışmaları olarak isimlendirilebilecek bir mecranın oluşumuna tanıklık ettiğini söylemek mümkün gözükmektedir. Bu mecranın; ilk ve orta kuşak araştırmacıların eserlerinin yanında genç kuşak araştırmacılar tarafından da oluşturulduğunu belirleyebiliriz. Okumakta olduğunuz derleme kitap da orta ve genç kuşak emek ve sınıf araştırmacılarınca hazırlanmış çalışmalardan oluşuyor. Bu çalışmaları bir tür haritalandırma denemesi olarak da yorumlamak mümkün. Özellikle kapitalizmin 2008 krizi ve dünya çapındaki toplumsal hareketlerin de etkisiyle sınıf temalı çalışma ve tartışmalar akademide yeniden görünür olmaya başlamıştır. Bu gelişim süreci, postmodern yaklaşımların ivme kaybetmesiyle de ilişkilendirilebilir. Bu önermeyi, bir parça daraltarak belirginleştirmek gerekirse, özellikle son 10 yıllık zaman dilimi içerisinde, Türkiye’de emeğe ve sınıfa odaklanan eser sayısının, farklı akademik disiplinler ve bilim dallarından beslenerek arttığını söyleyebiliriz. Yine de bu olgunun sosyal bilimlerin sosyal politika, sosyoloji, iletişim gibi başat disiplinlerinde ana akımlaşmış bir eğilim halinde olmadığını da belirtmek gerekiyor. Elinizdeki kitapta emek ve sınıf çalışmalarına ilişkin haritalandırma denemesinde, “sınıfın suretleri”ni, Türkiye toplumuna ait bir sınıf kompozisyonu içerisine yerleştirmeye çalıştık. Gezici mevsimlik tarım işçileri dışarıda bırakılacak olursa, kitap kentsel işçi sınıfının farklı dilimlerinin kuramsal ve olgusal bilgisini içeriyor. Bu olgusal dünya içerisinde, Türkiye’de işçi sınıfının kadim ve yeni üyeleri var. Bu üyeleri bir toplumsal sınıf kompozisyonu içerisine katarak değerlendirmek gerekirse, Korkut Boratav (2004) ve Serdal Bahçe, Ahmet Haşim Köse ve F. Günaydın (2011) tarafından türetilmiş şemaların, kitapta kuramsal ve olgusal dünyası incelenen emek gruplarını, toplumsal sınıf düzleminde yeniden tanımlayıp bu düzleme yerleştirebilmek bakımından uygun kavramsal araçlar sunduğunu söyleyebiliriz. Buna göre, ilgili toplumsal sınıflar ve emek gruplarını, Boratav’ın toplumsal sınıf ve alt gruplara ait şemasına göre, meslek ve emek sürecindeki pozisyonları bakımından, tarım işçisi (gezici mevsimlik tarım işçileri), yüksek nitelikli ücretli (cerrah, bankacı, avukat, mühendis, mimar, reklamcı, İKY müdürü), beyaz yakalı ücretli (büro çalışanı, öğretmen, mağaza müdürü, mağaza müdür yardımcısı, uzman satış danışmanı, satış danışmanı), niteliksiz hizmet işçisi (ev işçisi, güvenlik ve temizlik işçileri, çağrı merkezi çalışanı, kasiyer), mavi yakalı işçi (madenci) şeklinde sınıflandırabileceğimiz bir kompozisyon ortaya çıkmaktadır. Bahçe vd.’nin toplumsal sınıf türetimlerine baktığımızda ise sayılan emek gruplarının, kentli profesyoneller, kentli nitelikli emekçiler, kentli emekçiler ve tarım emekçileri şeklindeki sınıf oluşumlarına ait bir kompozisyona dahil edilebilecekleri görülmektedir….","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740315381,"sku":"9786059679954","price":245.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/ss-site.jpg?v=1781039441"},{"product_id":"dunden-bugune-uluslararasi-sendikal-hareket","title":"Dünden Bugüne Uluslararası Sendikal Hareket","description":"\u003cdiv\u003e“İlişkiler, tartışmalar ve çelişkiler ışığında uluslararası sendikal harekette son örgütlülük modelleri ve ortaya konulan yeni örgütlülük eğiliminde, eskinin izleri…”\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKüresel kapitalizmin etkisini arttırmasıyla, işçi sınıfının uluslararası örgütlülüğünün her zamankinden çok daha önemli hale geldiği görülür. Sermayenin küreselleşmesi, sendikal hareketin uluslararası anlamda oluşturacağı bütünleşmeyi bir gereklilik haline getirir. Rekabet gücünden beslenen sermaye karşısında, emek hareketinin dayanışmadan güç alıyor olması bu durumu daha anlaşılır kılmaktadır. Böyle bir dönemde uluslararası sendikal hareketin yeni bir oluşum çabası içine girmesi ve ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik sendikal strateji arayışları son derece anlamlıdır. Bu tartışmalarla eş zamanlı kurulan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), uluslararası sendikal hareket içindeki birliktelik tartışmalarında önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eUluslararası emek hareketinin bütünleşme çabası yeni değildir. Uluslararası sendikal hareketin tarihi incelendiğinde, geçmişten bu yana sürekli olarak birleşme tartışmaları içinde olunduğu, gösterilen çabalara rağmen kimi zaman ideolojik farklılıkların kimi zaman ise yapısal ayrışmaların bu birlikteliğe engel oluşturduğu görülecektir. Dolayısıyla mevcut durumu anlayabilmek için işçi sınıfı mücadelesinin tarihsel süreç içindeki serüvenini doğru okumak gerekir. Emeğin örgütlülük eğilimi, örgütlülük eğiliminin tarihsel süreçteki değişimi, son dönemdeki örgütlenme arayışları ve uygulanan sendikal stratejiler bu okuma sürecinin başat unsurlarıdır.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\nKitapta, uluslararası emek hareketinin günümüzdeki yeni örgütlülük çabası ele alınmaktadır. Bu niyet doğrultusunda, uluslararası sendikal hareket içinde gerçekleşen tartışmalar ve sorunlara yönelik geliştirilen çözüm yolları geçmişten açılan bir pencere çerçevesinde görünür kılınmaya ve anlamlandırılmaya çalışılmaktadır. Uluslararası sendikal harekete ilişkin ortaya konulan çalışmaların azlığı ve kitabın temelini oluşturan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC)’nun tüm boyutlarıyla ele alındığı bir çalışmanın daha önce Türkiye’de yapılmamış olması, kitabı daha anlamlı hale getirmektedir. Uluslararası sendikal hareketin tarihsel süreç içinde geçirdiği dönüşüm, dünyada meydana gelen önemli olayların sendikal harekete etkileri, günümüzde ortaya konulan yeni sendikal stratejiler ve yeni politikalarda uluslararası sendikal yapıların etkinliği, tarih boyunca faaliyet gösteren uluslararası sendikal yapıların ruhu ve bütün bunların ötesinde mevcut uluslararası sendikal yapılarda ortaya konulmaya çalışılan dönüşüm ve yenilenme çabalarının ne kadar başarıya ulaştığı bu kitapla, tartışılmaya çalışılmaktadır.\"","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740544757,"sku":"9786059679060","price":301.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-ush.jpg?v=1781039448"},{"product_id":"tekel-direnisinin-isiginda-gelenekselden-yeniye-isci-sinifi-hareketi","title":"Tekel Direnişinin Işığında Gelenekselden Yeniye İşçi Sınıfı Hareketi","description":"\u003cdiv\u003eBaşladıktan kısa bir süre sonra Tekel işçilerine özgü olmaktan çıkan ve genel kamusal destek bulan direniş, hem toplumun hem de toplumsal muhalefetin çektiği nefes darlığını aşmak için kurtarıcı oldu.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eTekel direnişi üzerine daha derin düşünmek gerekiyordu. Bu; olanın hem anlaşılması hem de göstergelerinin açığa kavuşturulması bakımından yol gösterici olacaktı.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e….\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eDirenişi değerlendirirken, Tekel işçilerinin elindeki fener ışığının düştüğü yeri görmeye çabaladık. Tekel Direnişinin Işığında Gelenekselden Yeniye İşçi Sınıfı Hareketi kitabının ikinci baskısını, değerli görüşleriyle kitabın koyduğu çıtayı yükselten herkese teşekkür ederek sunuyoruz.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740479221,"sku":"9786055513016","price":269.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/adsiz-tasarim_92225bb3-55a0-48de-a7cd-44595e6c82b3.jpg?v=1781039446"},{"product_id":"cetin-uygur-kitabi","title":"ÇETİN UYGUR KİTABI","description":"\u003cdiv\u003eİşçi sınıfının parladığı anlar vardır, çağına ve sonraki zamanlara damgasını vuran… Komün gibi, Ekim Devrimi gibi, Gal Madenci Direnişi gibi… Anadolu topraklarında da bu parlayışlar eksik olmaz: Yakın tarihteki 1970 15-16 Haziran eylemleri, 1980 Yeni Çeltek öz yönetim deneyimi, 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü, 2010 Tekel Direnişi… Bunlar belki hemen sonuç vermez ama kendi yolunda çok önemli birer birikimi temsil eder. Mazlumların yüreğine su serpen bir inancı besler, bir sonraki kervanın yolcularına rehberlik eder.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBu başkaldırıların mutfağında, kitlelerin içinde kaybolmuş kimi esin kaynakları vardır. Bir adım önde giden isimsiz kahramanlar, çoban ateşi yakıcıları… İşte Çetin Uygur, tam da bu tasvirin ete kemiğe bürünmüş halidir. Çetin Uygur’un paltosunu şöyle bir silkeleseniz son 60 yılın bütün dönüm noktalarının kaldırım taşları; yürüyüşler, işgaller, grevler, cezaevleri, işkenceler, başkaldırılar dökülür. Hepsinin tek bir amacı vardır: Üretenlerin yöneten olacağı bir dünya hayalinin fitilini ateşlemek. Onun açısından bu bir slogan veya ütopya değildir.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eÇetin Uygur, Türkiye’deki ilk işçi örgütçüleri kuşağının özelliklerini taşımasıyla, 1970’li yılların politikleşmiş işçi hareketine kattıklarıyla, 1989-91 dönemindeki yükselişte oynadığı rolle, 1991 sonrasında yeni bir işçi hareketinin oluşumuna yönelik önayak olduğu tartışmalarla, örgütlenme ve mücadele stratejisi arayışlarıyla işçi hareketinde benzersiz biridir. Bu yönleriyle işçi hareketinde 20 ve 21. yüzyıl arasında bir köprü rolü oynar, işçi hareketinin geçmişini temsil ettiği kadar bugününü ve geleceğini de temsil eder.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eÇetin Uygur kitabı, onun bu uzun serüvenini ele alıyor; hayatının sadece dönüm noktalarını değil, yakından tanıyanların dahi pek bilmediği ayrıntıları içeren bir biyografik çalışma özelliği taşıyor. Mücadeleci kişiliğinin yanı sıra okur, onun renkli yanlarını da öğrenme fırsatını elde ediyor. Bununla beraber kitap, bir işçi hareketi tarihi kitabına, kısmen de bir siyasal tarih kitabına ilişkin boyutlar kazanıyor. Bu yönüyle 1975’lerden 2000’li yıllara işçi hareketinin soldan bir eleştirel değerlendirmesi olarak da okunabilir.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKitap, sendika-siyasal örgüt ilişkisi açısından önemli veriler ve bakış açıları sunuyor. 70’lerin işçi hareketine alışılmadık bir bakışla yaklaşarak bu alandaki külliyata katkı sağlamayı hedefliyor. Bu noktada Yeraltı Maden-İş ve Yeni Çeltek örgütlenmesi mercek altına alınıyor, örnek vaka incelemesi olarak da değerlendirilebilecek ayrıntı ve analizlerle mevcut çalışmaların epey ötesine geçiliyor. 1975-80 döneminin işçi hareketi ve ana aktörleri ise farklı bir pencereden ele alınıyor. 1980’li yıllara dair az bilinen pek çok ayrıntı okura sunuluyor. Emniyet ve cezaevlerindeki Çetin Uygur portresinden 1989 bahar eylemlerine, 1991’deki Zonguldak Büyük Yürüyüşüne ilişkin bilinmeyenler gibi… Okur 1990’ların emek alanındaki tartışmalarının bugünlerle bağını da izleme fırsatı elde ediyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eSon bölümde yer alan makaleler ise özgün yaklaşımlarıyla tartışmalara derinlik katacak içeriklere sahip. Çetin Uygur’un icraat ve düşüncelerinin geleceğe ilişkin neler katabileceklerini ele alıyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBu yönleriyle kitap, Çetin Uygur’u tanıyanlara olduğu kadar tanımayanlara da hitap ediyor. Siyasal eğilimi fark etmeksizin duyarlı tüm işçiler, sendikal mücadeledeki açmazları hissedenler, sosyalistler, bu kitapla umut tazeleyecek; konuyla ilgilenen akademisyen ve araştırmacılar, zihinlerindeki sorulara ilişkin epey veri bulacaklar.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKısacası, 11 kişilik bir ekibin 2.5 yılda ortaya çıkardığı ve 16 yazarın yer aldığı bu kitap, Türkiye işçi sınıfı ve devrimci mücadele tarihi açısından önemli bir kaynak niteliğinde. Titiz bir çalışmayı yansıttığı gibi, kapsamlı hacmini unutturacak akıcılıkta bir dile sahip olması da dikkat çekici.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740741365,"sku":"9786052604366","price":700.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-cu.webp?v=1781039453"},{"product_id":"kaos-gl-199-cinsel-saglik","title":"KAOS GL 199 Cinsel Sağlık","description":"Dünya Sağlık Örgütü’ne göre cinsel sağlık; fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal açıdan tam bir iyilik hali olarak tanımlanır. Bu da bize, cinsel sağlığın temel bir insan hakkı olduğunu hatırlatır. Ancak bu hakkın herkes için erişilebilir olmadığını biliyoruz. Özellikle LGBTİ+’lar, toplumsal önyargılar, ayrımcılık ve damgalanma nedeniyle cinsel sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Sağlık profesyonellerinin yetersiz bilgi ve önyargılı tutumları, güvenli alanların eksikliği ve politikaların kapsayıcı olmaması, bu eşitsizliklerin başlıca nedenlerindendir. Cinsel sağlık, bir yandan bireysel özgürlüklerimizi, öte yandan sosyal adaleti doğrudan ilgilendirir. İnsan hakları perspektifinden bakıldığında, herkesin ayrımcılığa uğramadan sağlık hizmetlerine erişme hakkı vardır. Ancak bu, yalnızca sağlık hizmetlerine erişimi değil; aynı zamanda doğru bilgiye ulaşmayı, kendi bedenine dair bilinçli kararlar almayı ve güvenli bir cinsel yaşam sürebilmeyi de kapsar. Cinsel sağlık politikalarının LGBTİ+’ları kapsayıcı bir şekilde ele alınması, hem bireysel hem toplumsal düzeyde olumlu bir değişim yaratır. Bu politikalar, sadece sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmakla kalmaz; aynı zamanda eşitlik, kapsayıcılık ve insan haklarına dayalı bir toplumsal dönüşümü de teşvik eder. Cinsel sağlık, bireyin insan onuruyla yaşamasını mümkün kılar. LGBTİ+’lar için bu hakka erişim, sadece bireysel esenlikleri için değil, aynı zamanda toplumsal eşitliğin inşası için de kritik öneme sahiptir. Kaos GL’nin 199. Sayısında cinsel sağlık dosya konusuyla, kişilerin haklarını ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin önündeki engelleri tartışıyor, çözüm yollarını birlikte arıyoruz.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740937973,"sku":"9770130250156-199","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kaosgld199-scaled.jpg?v=1781039458"},{"product_id":"kaosqueer-calismalari-dergisi-sayi-13-post-humanizmde-queer-ufku","title":"KaosQueer+ Çalışmaları Dergisi Sayı:13 Post-Hümanizmde Queer Ufku","description":"\u003cdiv\u003ePosthümanizm(ler) yalnızca beyaz, Batılı, heterokseksüel, sağlam, erkek İnsan’ın merkezdeki yerini sorgulamakla kalmadı (Braidotti, 2014); bedenin kendinden menkul addedilen sınırlarını, varsayılmış normalliğini, atanmış cinsiyet kategorilerini ve cinsellik, üreme, arzu hakkındaki varsayımlarımızı da yeniden düşünmek için çeşit çeşit kapı araladı. Böylece queer kuramlarla posthümanizm(ler), tarihsel-toplumsal olandan bağımsız, ona temel ve\/ya karşıt teşkil eden doğa\/beden tasavvurunu ve ona eşlik eden bir dizi hiyerarşik ikiliği sarsma ihtimaline, kimi zaman yakın, kimi zaman uzak yerlerden göz kırptı.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eNitekim siborg (Haraway, 2010), insan(organizma)\/makine ayrımıyla birlikte, ben\/öteki, akıl\/beden, kültür\/doğa, erkek\/kadın, uygar\/ilkel, gerçek\/yanılsama, bütün\/parça gibi bir dizi hiyerarşik ikiliği de tartışmaya açan bir figürdü. Haraway henüz 1980’lerin başında “Bedenlerimiz neden derilerimizle sınırlanmak ya da en iyi ihtimalle derinin altında kalanları kapsamak zorunda olsun?” (2010. s. 86) diye sorduğunda, insan için kurucu belirlenimleri olan kimlik kategorilerini (kadınlık, erkeklik, heteroseksüellik, sağlamlık) ve bu kategorileri ihtiva eden (kapalı) beden fikrini tartışmaya açmıştı (örneğin hayvan ve bitki bazlı sentetik hormon terapileri insan bedeni kadar cinsiyet, cinsellik ve arzu meselelerini yeniden düşünmeyi gerektirmiştir, Preciado, 2013, Haraway 2016a). Yeryüzünün insan olmayan sakinlerine daha yakından bakmak, pek çok soruyu beraberinde getirdi. Darwin’in incelediği kaya midyesi (Hird, 2006), gender-bending bakteri wolbachia (Kirksey, 2019), likenler (Griffiths, 2015), çevresel etkilere bağlı olarak hayvan veya bitki gibi “davranan” pfiesteria piscicida (Barad, 2011) ve daha birçok örnek söz konusu ikilik ve sınırların çok da çalışmadığını, doğalın\/doğanın normatif ve ahlaki tespitlere dayanak sağlayamayacağını gösterdi. Hayward mercanlar (2010a), örümcekler (2010b) ve ahtapotlarla (2019) birlikte dokumak, dokunmak, duyumsamak, arzulamak ve bakmak\/bakış arasındaki ilişkileri türler-arası bir dikkatle sorguladı. Bir patates tarafından baştan çıkarılan Pollan (2001), elma, lale, kenevir ve patatesin insanın arzularını tarihler boyunca nasıl harekete geçirdiğini anlattı. Morton (2010) queer bir ekoloji ihtimalini tartıştı.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ePosthümanizm(ler) ve queer kuramlar aynı zamanda bedenli ve konumlu bilgi üretimini vurgulayarak,\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBirey-toplum kategorilerine hapsolmamış ölçeklerde,\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBilim-kurgudan spekülatif feminizme uzanan (Haraway, 2016b) çeşitli araçlar ve\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eMevcut kategori ve hiyerarşilerden yola çıkmayan (aynı zamanda türler-arası) bir adalet fikriyle,\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eFarklı tarihler yazmayı önerdiler.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKaosQ+’nın bu sayısı bu kesişimlerden yola çıkan bir çerçevede, bu iki alan arasındaki olası konuşma imkanlarını ve ittifakları ele alan yazılardan oluşuyor. David Griffiths’in Oğuz Karayemiş’in çevirisiyle yayımladığımız “Likenler İçin Queer Teori” makalesi, likenlerden yola çıkarak biyolojik bireysellik varsayımını tartışmaya açıyor ve hepimiz likenler gibi birleşik varlıklarsak, bu durum cinsellik açısından ne anlama gelir, diye soruyor. Griffiths’in işaret ettiği gibi buradaki çaba “biyolojik olanı toplumsal olana basitçe tercüme etmek değil”, fakat biyolojik ve toplumsal kutupluluğu içinde ayrıştırılan iki alanın birbirine bağlı bulunduğu karmaşık yollardan yeni ihtimallere açılmak. Ben, Myra J. Hird’ün “Hayvanlarda Trans\/lık” (çev. Murat Göç ve Elif Lizge Duman) metnine de benzer bir çabanın yol gösterdiğini düşünüyorum. İnsan olmayan hayvanların cinsiyet, üreme, sadakat, bakım gibi insan-hayvana özgü nitelikleri örneklendirdiği varsayımına karşı Hird, toplumsal ilişkilere dair varsayımlarımızı doğrulamak veya ahlaki sonuçlara varmak için hayvan morfolojisi ve davranışını temel alamayacağımızı iddia ediyor. “(Bilinen) türler arasındaki cinsiyet ve cinsel davranış çeşitliliği, insanlar tarafından oluşturulan kültürel kavramların izin verdiğinden çok daha fazla” ve bu çeşitlilik doğa-kültür ayrımı başta olmak üzere mevcut sınıflandırma ve tartışmaları yeniden düşünmek için bir fırsat sunuyor. Karen Barad’ın (çev. Ece Durmuş ve Sinem Özer) “Doğanın Queer Performatifliği” makalesi de doğa-kültür ayrımını yazarın kendi kavramsal bagajı içinden yeniden okuyor ve insanı insan olmayandan ayıran kesiğin [cut] nasıl maddeleştiğini, hangi kurucu etkilere yol açtığını sorguluyor, bir anlamda bu kesikten hesap soruyor. Barad’a bu makalede eşlik eden queer yoldaşları “yıldırım, vatozlardaki nöronal reseptör hücreleri, bir hayalet tür olarak dinoflagellatlar, (tuhaf bir tür olan) akademisyenler ve atomlar”.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eElinizdeki sayıda iki de telif yazı var. Birincisi Gülşah Özgen’in “Siborg’un Olanakları ve Hadzihalilovic’in Evolution Filmi: Üreme Teknolojileri, Feminist Hikâye Anlatıcılığı ve İnsansonrası” başlıklı makalesi. Özgen bu makalede siborg figürünün özcü ve doğalcı varsayımlara yaptığı müdahaleden yola çıkarak Evolution filminin bir okumasını yapıyor ve bu bağlamda hem modern tıbbın kadın bedeni üzerindeki denetimini sorguluyor, hem de üreme ve akrabalığın farklı biçimlerini tartışmaya açıyor. Özlem Güçlü’nün “Evcilleştirme Siyaseti Karşısında “Başıboşlar”: Köpekler, Kadınlar, LGBTİ+lar” başlıklı yazısı ise Hayvanları Koruma Kanunu’nda yakın zamanda yapılan değişiklikleri, AKP’nin anti-feminist ve LGBTİ+ karşıtı söylem ve politikaları ile bir tür süreklilik içerisinde değerlendirerek, “evcilleştirme siyaseti” dediği şeyin sokağı nasıl tanımladığını, kimlere açık, kimler açısından tehditkâr hale getirdiğini tartışıyor. Bu yazının içinden geçtiğimiz şiddet iklimine ve benzerliğe teslim olmamış ittifak imkanlarına dair önemli tespitler içerdiğini düşünüyorum. Çünkü Güçlü aynı zamanda feminist ve LGBTİ+ mücadele ile köpekler için sokakta yaşam mücadelesi arasında ortak bir yaşam ilhamı da görüyor: Üreme dışı akrabalıklarda, alışılmadık yakınlıklarda, sokakta yaşama\/yaşatma ısrarında, ihtimamda yeşeren bir ilham. “Burdayım aşkım” diyen sese “sokaktayım, yanındayım” diyen ses karşılık veriyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eSayıyı Cansu Yıldıran’ın peyzajlarıyla bitiriyoruz. Burada peyzajı Tsing’i (2005) takiben insanların ve insan-olmayanların alanlar\/araziler [terrain] üzerindeki karmaşık konfigürasyonlarını ifade etmek için kullanıyorum. Tsing’e göre hem “‘toplumsal’ (insan müdahalesiyle oluşturulan) hem de ‘doğal’ (insanın denetimi dışında, insan olmayanların mesken tuttuğu)” bir yönü var peyzajın. Tsing kavramın, “belirli bir araziden tümüyle ayrışmış” estetik bir konvansiyona veya “toplumsal ve kültürel programlardan” bağımsız salt fiziki bir organizasyona işaret etmediğini, bu bakımdan insan ve insan-olmayanlar arasındaki ilişkilerin daha nüanslı (doğa-kültür veya gerçeklik-temsil ikiliklerine düşmeyen) bir açıklamasını mümkün kıldığını vurguluyor (2005: 173-174). Yıldıran’ın fotoğrafları da belirli peyzajların tanıklığına kulak kabartıyor; fotoğraflar, hayvanlar, insanlar, otlar, taşlar, topraklar (alfabetik sırayla) arasındaki dolanıklıklara iz düşüyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKaynakça\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBarad, K. (2011) “Nature’s Queer Performativity”, Qui Parle, 19(2).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBraidotti, R. (2014). İnsan Sonrası. İstanbul: Kolektif Kitap.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eGriffiths, D. (2015) “Queer Theory for Lichens”, Journal of Critical Environmental Studies, 45, https:\/\/core.ac.uk\/download\/pdf\/235683163.pdf\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHaraway, D. J. (2010) “Siborg Manifesto”, Başka Yer içinde, çev. Güçsal Pusar, İstanbul: Metis.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHaraway, D. J. (2016a) “Awash in Urine”, Staying with the Trouble içinde, Londra: Durham University Press.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHaraway, D. J. (2016b) “Introduction”, Staying with the Trouble içinde, Londra: Durham University Press.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHayward, E. (2010a) “Fingeryeyes: Impressions of Cup Corals”, Cultural Anthropology, 25(4).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHayward, E. (2010b) “Spider city sex”, Women and Performance: a journal of feminist theory, 20(3).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHayward, E. (2019) “OctoEyes”, Frontiers in Communication, 3.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHird, M. (2006) “Animal Transex”,  Australian Feminist Studies, 21(49).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKirksey, E. (2019) “Queer Love, Gender Bending Bacteria, and Life after the Anthropocene”, Theory, Culture and Society, 36(6).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eMorton, T. (2010) “Guest Column: Queer Ecology”, PMLA, 125(2).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ePreciado, P. B. (2013) Testo Junkie. Sex, Drugs, and Biopolitics in The Pharmacopornographic Era, New York, NY: The Feminist Press.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ePollan, M. (2001) The Botany of Desire, New York: Random House.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eTsing, A. L. (2005) Friction. An Ethnography of Global Connections, Princeton, NJ: Princeton University Press.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740970741,"sku":"9772148868002-13","price":220.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/on-kapak-scaled.jpg?v=1781039458"},{"product_id":"topragin-havalanmasi-gerekiyordu","title":"Toprağın Havalanması Gerekiyordu","description":"\u003cdiv\u003eUsta öykücü Refik Halit Karay, unutulmaz “Eskici” öyküsünde, ana dilin insanın hem vatanı hem de yuvası olduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Nur Akpınar da öyküleriyle ana dilin ne denli sağaltıcı bir gücü olduğunu, ona sığınmanın insanı dipsiz kuyulardan nasıl da çıkarıverdiğini bize bir kez daha hatırlatıyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKitaptaki öyküler, kendisi de bir göçmen olan yazarın psikolog sıfatıyla göçmen ve mültecilerle temas ettiği dört yıllık macerasının izlerini taşıyor. Yuva ve göç temalarının merkeze yerleştiği bu öykülerde yabancı olmanın, aidiyet duygusundan kopmanın ve her şeye rağmen tutunacak bir dal aramanın burukluğu kendini hissettiriyor. Yer yer düş ile gerçeğin birbirine karıştığı; anlatıcının karakter, karakterin yazar oluverdiği geçişler öyküleri dinamik kılıyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e“Bazılarının kökleri yine toprağı bulacak. Çok azının. Yine de yetmeyecek köklerinin toprağı bulması. Güneşe, suya, besine hatta bakıma da ihtiyaçları olacak. Böylesi bir darbeden sonra belki daha fazla sabır ve şefkat arayacaklar. Şansları bütün bunlara rağmen yaver giderse yeniden çiçek açacaklar. Daha güçlü mü, daha zayıf mı olacaklar bilinmez. Fakat bir daha asla unutmayacaklar bu köklerinden koparılışı, iliklerine kadar işleyecek.”\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248741167349,"sku":"9786052604359","price":224.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-thg.jpg?v=1781039462"},{"product_id":"azandelerde-cadilik-kehanetler-ve-buyu","title":"Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü","description":"\u003cdiv\u003e\u003ci\u003eAzandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü antropolojik alan araştırmasının en kıymetli örneklerinden biridir. Evans-Pritchard, sosyal antropoloji disiplini içerisinde kuruluşundan günümüze sürdürülen büyü-bilim-din tartışmasına elde ettiği alan verileri ve altını çizdiği kuramsal noktalarla destek sağlamış; büyü ve cadılık gibi okült inanış ve pratiklerin Batılı hâkim bilimsel ve dinsel bilme biçimlerine meydan okuyan doyurucu bir alternatif bilme biçimi oluşturma kabiliyetlerini sorgulamıştır. Okült inanış ve pratiklerin “yanlış” bulunarak ötelenmesi ve ötekileştirilmesi, modernleşme sürecine neredeyse tamamen sinmiştir. Antropoloji, 19. yüzyılın evrimci mülahazaları bir yana bırakılırsa, 20. yüzyılda başlayan alan araştırmasına dayanan modern dönemi ile birlikte, bu türden inanış ve pratiklerin bastırılmasıyla, bu sürecin günümüz dünyasındaki yansımalarını da içerecek ve sorgulayacak biçimde uğraşmıştır. Eser öylesine önemli hale gelmiştir ki cadılık veya büyücülükle ilgili inançları artık ona atıfta bulunmadan tartışmak mümkün değildir. Eser antropoloji dışındaki birçok alana da ilham kaynağı olmuştur.\u003c\/i\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003ci\u003eE. E. Evans-Pritchard’ın kabul görmüş baş yapıtının bu versiyonu, onu, öğrenciler ve genel okuyucu için daha erişilebilir bir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Eva Gillies kapsamlı Giriş bölümünde kitabın günümüzdeki geçerliliğini incelemekte ve okuyucunun kitabı tarihsel bağlamına oturtabilmesini sağlamak için Azandelerin etnografinin yazıldığı dönemdeki sosyal ve siyasi örgütlenmesini anlatmaktadır. Ayrıca Takdim yazısı ile Evans Pritchard, toplumsal yaşama yıllarca süren uzun süreli katılım ve topluluk mensupları ile aracısız-doğrudan etkileşime dayalı etnografik araştırma ve yazım geleneğine getirdiği söylemsel ve kuramsal yenilikler içerisinde konumlandırılmakta ve cadılık-büyü tartışmasına ilişkin tezlerin antropoloji içerisindeki güncel değeri ortaya konulmaktadır.\u003c\/i\u003e\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248741200117,"sku":"9786052604342","price":525.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-az.jpg?v=1781039462"}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/collections\/notabe--logo-comp.svg?v=1782391649","url":"https:\/\/notabene.com.tr\/collections\/notabene-yayinlari.oembed?page=33","provider":"NotaBene Yayınları","version":"1.0","type":"link"}