{"title":"LGBTİ+\/Queer","description":null,"products":[{"product_id":"zirhini-hurdaciya-veren-prens","title":"Zırhını Hurdacıya Veren Prens","description":"\u003cp\u003eBu kitabı merak ettiniz ve arkasına baktınız, hemen hayati bilgiyi vereyim bu kitap bir “zırh çıkarma rehberi.”\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eMasal gibi başlayan ve ilerledikçe her okuyanı kendine ayna tuttuğu bir sokağa çıkaran bu hikaye sadece çocuklar için değil, büyümüş ama içindeki bazı yerleri ona biçilen kalıba sıkışmış kalanlara yazılmış bir metin. En çok da cinsiyet fark etmeksizin “güçlü ol”, “belli etme”, “idare et”, “sus” diyenlere… Ve elbette bir de erkeklere.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“Elalem ne der?” alaşımından yapılmış o görünmez zırh... O zırhı hepimiz bir yerlerden tanıyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“Erkek” olmanın yanlış öğretilmiş versiyonunu usulca söken bu hikâyede M. Emre Battal, bağırmadan, suçlamadan ama hiç de yumuşatmadan derdini ortaya koyuyor. Arel Talu’nun çizgileriyle Battal’ın kelimeleri mizahı bir kalkan gibi kullanarak zırhın altındaki çıplak gerçekliği bir düş dünyasında yeniden kuruyor: “Duygularını bastırarak güçlü olunmaz. Sevmeden koruyamazsın ve kimseyi kurtarmak zorunda değilsin.”\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKimseyi kahraman yapmaya çalışmadan, kimseyi yerden yere vurmadan bir yol gösteren bu rehber; eğer bir şekilde o zırhın ilk kopçasını çözmeye karar verdiysen sana da iyi gelecek. Bil ki yalnız değilsin ve bu kitap sana yoldaşlık edecek. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKeyifli okumalar.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eAslı Alpar\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525277941,"sku":"9786052604649","price":175.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/prens-cover-comp.png?v=1782145772"},{"product_id":"kaos-gl-207-sayi-yeni-bir-yer-kopya","title":"KAOS GL 208. Sayı - 17 Mayıs","description":"\u003cp\u003e“17 Mayıs” dosyamızla merhaba. 17 Mayıs Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel’e açılan dava dolayısıyla bu özel sayımızda 17 Mayıs 1990’ı, LGBTİ+’lara nefret ve baskı siyasetinin dünden bugüne seyrine, utançtan onura lubunya mücadelesinin verdiği ilhamları tartıştık. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÖnümüzdeki sayıda “Hormon Hakkım” diyeceğiz. Transların hormona erişiminin engellenmesini; biyopolitika, beden özerkliği, sağlık hakkı gibi başlıklarla tartışmaya açmak istiyoruz. Her zaman olduğu gibi katkılarınızı \u003ca href=\"mailto:editor@kaosgl.org\"\u003eeditor@kaosgl.org\u003c\/a\u003e adresine bekliyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, üzerimize giydirilmek istenen utanç gömleğini çıkarıp atma çağrısı yapan Çerçeve yazımızla başlıyor. Hemen ardından Levent Pişkin, utançtan onura geçtiğimiz o güzel eylemleri, Onur Yürüyüşlerini hatırlatıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eSinan Ünal, eşcinselliğin hastalık ve suç ikiliğine nasıl sıkıştırıldığını 1800’ler Almanya’sına giderek tartışıyor. Psikolog Ecem Turgut, eşcinselliğin hastalık olarak damgalanmasının karanlık mirası “onarım terapisi” uygulamalarına uzman gözüyle bakıyor. Belgin Günay, intersekslerin hâlâ nasıl patolojikleştirildiğini aktarırken; Klinik Psikolog Alara Şevval Keskin toplumsal damgalamanın nasıl içselleştirilmiş LGBTİ+fobiye dönüştüğünü anlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eZehra Tuğba Atalar, 17 Mayıs’a başka bir yerden bakmaya davet ediyor ve homonormativiteyi tartışmaya açıyor. Çağrı Odabaşı, 17 Mayıs’ın hafızasını çağırdığı yazısında “hastalık, suç ve onur” kavramlarını açıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayıda sizleri dosya içinde mini dosyamız da bekliyor. 17 Mayıs’a emek ekseninden bakan üç yazımız okurla buluşuyor. Queer bir işçi olan F. Yankıer, “Lezbiyen ve Geyler Madencileri Destekliyor” deneyimi üzerinden LGBTİ+ mücadelesinde sosyalist ufkun neden önemli olduğunu hatırlatıyor. KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, LGBTİ+’lara ayrımcılığın neden bir sendikal mesele olduğunu anlatıyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan (TGS) Gülfem Karataş ise toplu iş sözleşmeleri ve LGBTİ+ haklarını tartışıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eToprak Sena Kağnıcı, “Aynı mahallede kesişmek: Romanlar ve LGBTIQA+lar” başlıklı yazısında mücadeleleri aynı potada eritmeye davet ediyor. Dosya röportajımız ise Enes Hocaoğulları’ndan geldi. Hocaoğulları, “terapi” adı altında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini değiştirmeyi hedefleyen işkenceye karşı Avrupa genelinde bir milyondan fazla imza toplayan “Dönüşüm\/Onarım Terapisine Karşı” (Against Conversion Therapy) örgütünden Mattéo Garguilo ile konuştu. Dosyamızın son yazısında Sercan, “dolabımın kapağı aralık kalsın” diyor.\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eGüncel sayfalarda; Ayşenur Sarı’nın Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda birincilik kazanan öyküsü, Efsun Cazu’nun “Örümcekler İçin Felsefe” kitap incelemesi, Can Memiş’in Erinç Seymen’in Sürpriz Tanık serisine yeniden baktığı yazısı ve Burak Altınok’un tezi üzerinden medyada nefret söylemi değerlendirmesi yer alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247525343477,"sku":"8STV5HFPG4","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-1.jpg?v=1781018294"},{"product_id":"kaos-gl-207-sayi-yeni-bir-yer","title":"KAOS GL 207. Sayı - Yeni Bir Yer","description":"“Yeni Bir Yer” dosyamızla merhaba. Toplumsal cinsiyet karşıtlığından, “Perperişan” hallerimize uzanan serüvenimizin son durağında “yeni bir yer” diyerek unutturulmaya çalışılan hayal gücümüzü göreve çağırarak nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi tartışmak istedik. Böylece son 4 sayımız kendi içinde dört başı mamur bir tartışmanın ürünü oldu. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eÖnümüzdeki sayıda, “17 Mayıs” diyeceğiz. 17 Mayıs Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel’e açılan dava dolayısıyla bu özel sayımızda 17 Mayıs 1990’ı, LGBTİ+’lara nefret ve baskı siyasetinin dünden bugüne seyrine, utançtan onura lubunya mücadelesinin verdiği ilhamları tartışmak istiyoruz. Her zaman olduğu gibi katkılarınızı editor@kaosgl.org adresine bekliyoruz. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eGelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, içinden geçtiğimiz fetret devrinin illetlerini tartışan, hayal gücünden yeni bir yere geçişin imkanlarını sorgulayan Çerçeve yazımızla başlıyor. Hemen ardından Karin Karakaşlı, yeni bir yer hayallerinin en çok dibe vurduğumuzda çıktığını hatırlatıyor ve okuru yüzen adalara davet ediyor. Süreyya Karacabey, “başka bir şafağın altında yeniden doğmaya” çağırırken; Emine Köygülü, nefretin karşısında anne olmak diyerek gerçek ailelerin gerçek mekanlarını anlatıyor. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eEzgi Sarıtaş, Pluribus ve The Last Of Us dizileri üzerinden bir ol(a)mayanların izini sürüyor. cloudberry, onurun coğrafyasını tartıştığı yazısında “Hayallerim vardı, hayallerim olmuştu. Hayallerim ölmüştü. Bu onur bana lütuf mu edilmişti?” diye soruyor. Ecmel Deniz ise, yeni bir yeri Kapsama Alanı ve trans laço örgütlenmesi üzerinden yeniden düşünüyor. Dosyamız Öykü Ay’ın mutluluk rejimi dışında yaşamayı tartıştığı yazısıyla devam ediyor. \u003cbr\u003e\u003cbr\u003eArdından Tuğçe Duydu, yeni bir yeri eski bir yerden, Mparntwe’den ilhamla tartışıyor. Kuir Baykuş ve Asosyoloji, ortak yazılarında kırılgan müştereklerin üniversitesinin nasıl olabileceğini hayal ediyor. Oğulcan Özgenç’in Nisan Alıcı ile röportajında yeni bir yer, süregiden “barış süreci” bağlamında ele alınıyor. “Ütopyalar hem güzeldir hem de gerçek!” diyen Özge Özgüner, ihtimallerin peşine düşüyor. Emircan Tiryaki, Poyraz ve Matmazel’e ithaf ettiği yazısında muğlaklığa musallat olmayı tavsiye ediyor. Aynur Yılmaz, kişiselden kamusala uzanan yazısında hep beraber uçmaya davet ediyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eDosya içindeki mini kültür sanat dosyamızda Dilara Güven, Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar’ın The Pond adlı video eserini yeni bir yer bağlamında ele alıyor. Erdoğan Anık, fotoğrafları ve ona eşlik eden manzum metniyle, Mehmet Furkan Ede “Sanatta queer bir gelecek tahayyülü: Nilbar Güreş’in Mayzu’su” yazısıyla dergimizde yer alıyor. Dosyanın son yazısında Gonca Nebioğlu ise, Portekiz ve Türkiye’deki LGBTİ+ örgütlenmeleri üzerine araştırmasını yeni bir yer bağlamında ele alıyor.\u003cbr\u003e\u003cbr\u003eGüncel sayfalarda ise Selin Güven’in Kürliçe röportajı okurla buluşmayı bekliyor. Bir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48247526064373,"sku":"K5ZSJ4M2S4","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/207-kapak.jpg?v=1781018308"},{"product_id":"kaos-gl-206-sayi-perperisan","title":"KAOS GL 206. Sayı - Perperişan","description":"\u003cp\u003e“Perperişan” dosyamızla merhaba. Mabel Matiz’in sansürlenen şarkısından ilhamla hazırladığımız bu sayıda, içimize de sinen ahlakçılık ve muhafazakarlığı sorguluyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBiz dosyayı hazırlarken, 11. Yargı Paketi’nin taslağı düştü önümüze. LGBTİ+’ları hapse atmayı ve transların cinsiyet uyum ameliyatı yaşını 25’e çıkarmayı hedefleyen bu tasarı; LGBTİ+ hareketinin yoğun direnişi sonucu şimdilik geri çekildi. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eTam da bu “şimdilik”ten hareket ederek, bir sonraki sayımızda “Yeni Bir Yer” temasıyla mücadelenin geleceğini, hayallerimizi, arzularımızı, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi tartışmaya açmak istiyoruz. Yazılarınızı her zaman olduğu gibi \u003ca href=\"mailto:editor@kaosgl.org\"\u003eeditor@kaosgl.org\u003c\/a\u003e adresine bekliyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, \u003cb\u003eYıldız Tar\u003c\/b\u003e’ın muhafazakarlaşmayı tartışmaya açtığı çerçeve yazısıyla açılıyor. Tar’ın hemen ardından \u003cb\u003eRemzi Altunpolat\u003c\/b\u003e, genel ahlakın hukuki inşasını, LGBTİ+ düşmanı yasa tasarısı örneği üzerinden tartışmaya açıyor: Kurucu şiddete karşı kurucu özgürlük mümkün mü? \u003cb\u003eYıldız Taghızade\u003c\/b\u003e, toplumsal cinsiyet karşıtlığı sayımızda başlattığı faşizm tartışmasını nefret yasası bağlamında genişletiyor. Taghızade, faşizm bir kez kurumsallaştı mı bundan kimsenin kurtulamayacağını hatırlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eAksu Bora\u003c\/b\u003e, dosyamızda ilham aldığımız Mabel’in “Karakol”u üzerinden güvenlikçi politikaları ve içimizi, bizi sorguluyor; “ayna dünya”nın yalnızca karşımızda gördüklerimiz olmadığını vurguluyor. \u003cb\u003eKarin Karakaşlı, \u003c\/b\u003eaynı tartışmaya “edebiyat ve tekmil sanat” üzerinden dahil oluyor, “muhaliflik terbiyesi”nden bahsediyor. \u003cb\u003eCelal Gündoğdu\u003c\/b\u003e ise, “içselleştirilmiş ahlakçılık” üzerinden çuvaldızı kendimize batırıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eAile Yılı logosundan başladığı yazısında \u003cb\u003eBatıkan Erkoç\u003c\/b\u003e, siyasal iktidarın daha yargı paketi geçmeden adeta uygulamaya koyduğunu ama LGBTİ+’ları “Perperişan” edemediğini söylüyor. \u003cb\u003eMahmut Şeren,\u003c\/b\u003e sansürün yarattığı “erteleme”nin ne anlama geldiğini ortaya koyarken; \u003cb\u003eMehtap Erdem,\u003c\/b\u003e “ama”ların ardındaki karanlığa ışık tutuyor: Mağdurdan mükemmellik beklenir mi?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eÇağrı Odabaşı\u003c\/b\u003e, kırılmanın her zaman da kötü bir şey olmayabileceğini söylüyor ve dağılmanın içindeki direnişe bakmaya davet ediyor. \u003cb\u003eBilge Yerli\u003c\/b\u003e ise kaybettiği arkadaşı Su’nun hatırasına sığınarak, perişan mekanlara bakış atıyor. \u003cb\u003eAli Can\u003c\/b\u003e, ahlaki manipülasyon aracılığıyla heteronormatif kültürel hegemonyanın nasıl yeniden üretildiğini aktarıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eSinan Ünal\u003c\/b\u003e, Aile Yılı’nı heterodoks pratiklerin inşası bağlamında okuyor; habitus ve doksa kavramları ışığında görünürlük mücadelesine değiniyor. \u003cb\u003eÖykü Ay\u003c\/b\u003e, ekofeminist bir perspektifle arzu ve onarımın imkanlarını tartışıyor. Dosyamızın son yazısında \u003cb\u003eFurkan Y.\u003c\/b\u003e ise, The Children’s Hour filmi ışığında ahlaki panik olgusunu tartışırken; “sessizliğin suçuna” dikkat çekiyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGüncel sayfalarda, \u003cb\u003eOğuz Erışık\u003c\/b\u003e çevirisiyle \u003cb\u003eChaaz Quigley\u003c\/b\u003e, Filistin’in silinen kuir hafızasını geri kazanmanın imkanlarını ortaya seriyor. \u003cb\u003eSuay Yüksel\u003c\/b\u003e’in Umami Yayınları’ndan \u003cb\u003eSeçil Epik\u003c\/b\u003e’le söyleşisi; kuir yayıncılığın sessizleştiği dönemlerde bile nasıl direngen olduğuna dikkat çekiyor. Kapak ve umumda eserlerine yer verdiğimiz \u003cb\u003eCan Akgümüş\u003c\/b\u003e ise, \u003cb\u003eOğulcan Özgenç\u003c\/b\u003e’in söyleşisinde sanat ve iktidar ilişkisini ele alıyor. \u003cb\u003eMuhammet Fatih Doğan\u003c\/b\u003e, Türk eğitim sisteminde heteronormativite bağlamında LGBTQ+ öğretmenlerin deneyimleri ve hayatta kalma stratejilerini aktarıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDergimizin kapanışı ise bundan seneler önceki bir başka sansür hikayesi… \u003cb\u003eŞebnem İşigüzel\u003c\/b\u003e, sansürlenen Hanene Ay Doğacak kitabını hatırlatarak; sansür döngüsünü kıran güçlü bir mesajı dergimizle paylaştı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248732811509,"sku":"9770130250156-206","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak.jpg?v=1781039315"},{"product_id":"kaos-gl-205-sayi-toplumsal-cinsiyet-karsitligi-2","title":"KAOS GL 205. Sayı – Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı-2","description":"\u003cp\u003e\u003cb\u003eKaos GL’den\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“Toplumsal cinsiyet karşıtlığı – 2” dosyamızla merhaba. Bu temayı tek sayıda ele almak için yola çıksak da, sizlerden gelen katkılar ve tartışmayı derinleştirme ihtiyacı bu sayımızı da aynı dosya konusuyla çıkarmamızı sağladı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBiz sayıya hazırlanırken, özellikle Mabel Matiz’in başına gelenler sansür gündemini ve esasen içimize de sinen ahlakçılığı ve muhafazakarlığı da sorgulama ihtiyacı yarattı. Bu sebeple 2026’nın ilk sayısında “Perperişan” dosyamızla karşınızda olacağız.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eToplumsal cinsiyet karşıtlığının ilk sayısında, meseleyi kavramsal ve genel boyutlarıyla ele alan yazılarla meseleye bir giriş yaptık. Bu sayıda ise; farklı alanlardaki yansımalarını, teorik ve pratik sonuçlarını tartışıyoruz. Dosyamız, iki sayıyı birbirine bağlayan çerçeve yazımızla açılıyor. \u003cb\u003eYıldız Tar\u003c\/b\u003e; ideolojiden piyasaya, piyasadan siyasete toplumsal cinsiyet karşıtlığını tartışıyor ve toplumsal cinsiyet karşıtlığının nasıl kendi sermaye ve piyasasını kurduğunu ortaya koyuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eHemen ardından \u003cb\u003eBerfu Şeker\u003c\/b\u003e, \u003ci\u003e“doğal düzen kimin düzeni”\u003c\/i\u003e diye sorarak ataerkil aile, faşizm ve Türkiye’de toplumsal cinsiyete yönelik saldırıları ele alıyor; Aile Yılı icraatlarını neoliberal faşizm bağlamında tartışıyor. Geçtiğimiz sayıda ilk bölümünü yayımladığımız \u003ci\u003e“İnkâr, tahakküm ve sosyal mühendislik: İslamcılığın toplumsal cinsiyet karşıtlığı” \u003c\/i\u003ebaşlıklı yazının son bölümünde \u003cb\u003eRemzi Altunpolat\u003c\/b\u003e, başlattığı kuramsal tartışmayı güncel örneklerle zenginleştiriyor. \u003cb\u003eNiyaz Uslu\u003c\/b\u003e ise tam da Altunpolat’ın bıraktığı yerden trans hakları için çalışan yerel siyasetçi \u003cb\u003eShahzadi Rai\u003c\/b\u003e söyleşisi ile Pakistan’da yaşananları aktarıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayıda bir diğer yazarımız \u003cb\u003eÖzgür Sevgi Göral\u003c\/b\u003e, \u003ci\u003e“bizi birbirimize bağlana görünmez bağlar”\u003c\/i\u003e üzerinden toplumsal cinsiyet karşıtlığıyla mücadele ittifakların önemine dikkat çekiyor, \u003ci\u003e“bir ilişki, çatışma ve bağ kurma biçimi olarak dayanışmadan”\u003c\/i\u003e bahsediyor. Dosyadaki bir diğer söyleşimiz, Rusyalı trans aktivist \u003cb\u003eKate Messorosh\u003c\/b\u003e ile. Messorosh, \u003cb\u003eOğulcan Özgenç\u003c\/b\u003e’e \u003ci\u003e“Rusya’da onur talebinin yerini hayatta kalma hedefinin nasıl aldığını”\u003c\/i\u003e anlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyanın, “çuvaldızı kendimize batıran yazısı” ise \u003cb\u003eZeliha B. Cenkçi\u003c\/b\u003e’den geliyor. \u003ci\u003e“Yeterince queer miyim” \u003c\/i\u003ediye soran Cenkçi; queer alanlarda norm üretimi ve toplumsal cinsiyet kimliklerinin metalaşmasını iptal kültürü, şefkat ve sorumluluk kavramları ışığında tartışmaya açıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eElif Ceylan Özsoy,\u003c\/b\u003e Pakistan ve Rusya örneklerini Birleşik Krallık’taki trans karşıtı dalga ile birleştiriyor; bedenlerin kendi kaderini tayin hakkının nasıl engellendiğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eYunus Kara\u003c\/b\u003e, sosyal hizmeti \u003ci\u003e“toplumsal cinsiyet karşıtlığı üzerinden iktidarın aracına dönüşen bir meslek”\u003c\/i\u003e olarak tariflediği yazısında koruma rejimini eleştiriyor. \u003cb\u003eEmir Okul\u003c\/b\u003e, patriyarkal devletin kuruluşuna ve hayatlarımızı kuşatma motivasyonuna kısa bir bakış atıyor. \u003cb\u003eSarphan Uzunoğlu\u003c\/b\u003e ise, \u003ci\u003e“Diyet kola bağımlısı teknoloji lordlarının çağında toplumsal cinsiyet ve medya”\u003c\/i\u003e diyerek meselenin dijital alandaki yansımalarına bakıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eAnlatı Gücü İttifakı\u003c\/b\u003e’nın çalışmalarını aktardığı yazısını, \u003cb\u003eSena Kağnı\u003c\/b\u003e’nın kişisel deneyimleri ile siyasal olanı birleştirdiği \u003ci\u003e“Dolaptan ancak çıkarabildiğim birkaç mülahaza: Kadın özgürleşmesi özelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinden korku”\u003c\/i\u003e başlıklı yazısı takip ediyor. \u003cb\u003eSeymen Doğan\u003c\/b\u003e ise, Mabel Matiz ve Manifest’in başına gelenleri toplumsal cinsiyet karşıtlığı ekseninde ele alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eOzan Ulaş\u003c\/b\u003e’ın arkeoloji disiplinine kuşbakışı bir bakış attığı ve Antik Yunan’daki queer deneyimleri ele aldığı yazısı ve \u003cb\u003eMurat Can Akbaş\u003c\/b\u003e’ın \u003ci\u003e“Toplumsal cinsiyetin inkârı: Kurumsallaşan bir fantezinin anatomisi”\u003c\/i\u003e yazısı ile sayımız sonlanıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003ePerperişan hallerimizi tartışacağımız bir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733729013,"sku":"9770130250156-205","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak_8635697d-7845-4ce6-ad30-5489f6ead96e.jpg?v=1781039333"},{"product_id":"kaos-gl-204-sayi-toplumsal-cinsiyet-karsitligi","title":"KAOS GL 204. Sayı – Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı","description":"\u003cp\u003eSansür, ev kapatmalar ve nefret saldırıları ile geçen bir yazın ardından Eylül-Ekim sayımızla karşınızdayız. Bu sayımızda, “Toplumsal cinsiyet karşıtlığı” dosyasıyla sizlerle buluşuyoruz. Tek sayı olarak planlasak da hem yoğun ilgi hem de bu meseleyi daha fazla tartışma ihtiyacımızdan dolayı Kasım-Aralık sayımızı da aynı dosya konusuyla çıkarmaya karar verdik.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosya çağrımızda, \u003ci\u003e“Bir ideoloji olarak toplumsal cinsiyet karşıtlığı, “geçmiş güzel günler” fantezisinden beslendiği kadar; şimdimizi ve geleceğimizi de ipotek altına almaya çalışıyor. Bunu yaparken de, toplumsal cinsiyetin kendisinin bir “ideoloji” olduğunu öne sürmekten geri durmuyor”\u003c\/i\u003e demiştik. Bu sayıda tam da bıraktığımız yerden tartışmayı derinleştiren yazılar yer alıyor. Bir sonraki sayımızda ise, farklı tematik alanlarda toplumsal cinsiyet karşıtlığını inceleyeceğiz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyamız, \u003ci\u003e“Krizin fantazması, direnişin gölgesi”\u003c\/i\u003e yazımızla başlıyor. Toplumsal cinsiyet karşıtlığının tarihine, Judith Butler’ın deyimiyle bir ‘fantazma’ olarak nasıl inşa edildiğine, geçmişin hayaletlerinin bugünün krizlerini nasıl maskelediğine değindiğimiz çerçeve yazımız; direnişin açtığı ve açabileceği patika örnekleriyle devam ediyor. Çerçevenin hemen ardından sizleri \u003cb\u003eRemzi Altunpolat\u003c\/b\u003e’ın İslamcılığın toplumsal cinsiyet karşıtlığını incelediği yazısı karşılıyor. Altunpolat, ikinci bölümü bir sonraki sayımızda yayımlanacak bu yazısında \u003ci\u003e‘geri tepme’ \u003c\/i\u003eve \u003ci\u003e‘ataerkil restorasyon’\u003c\/i\u003e kavramları ışığında toplumsal cinsiyet karşıtlığını teorik bir çerçeveden inceliyor. Bu incelemesini, toplumsal cinsiyet karşıtlığının İslam coğrafyasındaki tarihsel ve teolojik temelleri ve güncel durum üzerine örneklerle zenginleştiriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyamızın üçüncü yazısı \u003cb\u003eYıldız Taghızade\u003c\/b\u003e’den geliyor. \u003ci\u003e‘Faşizmin dönüşü’\u003c\/i\u003e diyen Taghızade, toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojiyi bir tür gericilik ya da muhafazakarlığı aşan \u003ci\u003e‘küresel bir faşist ittifak’\u003c\/i\u003e olarak tanımlıyor. Taghızade, günümüz faşizminin ideolojik çekirdeği olarak tanımladığı toplumsal cinsiyet karşıtlığıyla ilgili şu soruyu soruyor: \u003ci\u003e“\u003c\/i\u003e\u003ci\u003eBu faşist ittifakın sembolik yapıştırıcısı neden toplumsal cinsiyet oldu?”\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eOğuz Erışık\u003c\/b\u003e, tam da Taghızade’nin bıraktığı yerden devam ediyor ve \u003ci\u003e‘illiberal rejimlerin yükselişi’ \u003c\/i\u003ebağlamında toplumsal cinsiyet karşıtlığını inceliyor. Erışık, Türkiye’nin özgün konumuna da değinerek, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlere mercek tutuyor. \u003cb\u003eElçin Aktoprak\u003c\/b\u003e ise, bütün bu ideoloji ve hareketleri milliyetçilik bağlamında tartışıyor. Milliyetçiliğin \u003ci\u003e‘iyi\/kötü’\u003c\/i\u003e dikotomisinde kimleri, nasıl şeytanlaştırdığını hatırlatan Aktoprak, İtalya örneği üzerinden toplumsal cinsiyet karşıtlığını teorik ve pratik olarak ele alıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eToplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri, feminizme \u003ci\u003e‘karşı saldırı’\u003c\/i\u003e olarak analiz eden \u003cb\u003eZeynep Kıyak\u003c\/b\u003e, Latin Amerika’dan feminist yazar, araştırmacı ve aktivist Verónica Gago’nun \u003ci\u003e‘feminizm hayaleti’\u003c\/i\u003e kavramını inceliyor. \u003cb\u003eDiren Ezel Dinler\u003c\/b\u003e ise, Kıyak’ın bıraktığı yerden devam ederek şu soruyu soruyor: \u003ci\u003eFeminizm neden bir tehdit?\u003c\/i\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eSeymen Doğan\u003c\/b\u003e, toplumsal cinsiyet karşıtlığını dışımızdaki bir mesele olmaktan çıkartıp; bu ideolojik saldırının queer bedenlere etkisini inceliyor\u003ci\u003e. ‘Görünmezliğin dayatması’\u003c\/i\u003e, kavramını kullanan Doğan, görünürlüğü adalet mücadelesi bağlamında tartışıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDosyamızın kapanışında \u003cb\u003eLilith\u003c\/b\u003e, toplumsal cinsiyet karşıtlığını ‘modern cadı avları’ olarak tanımlıyor ve toplumsal cinsiyet karşıtlığının bir ‘siyasal hegemonya kurma çabası’ olduğunu vurguluyor. \u003cb\u003eDefne Ada Yapıcıer\u003c\/b\u003e ise, Édouard Louis’nin eserleri ile Butler’ın kuramsal çerçevesini birbiri ile konuşur hale getiriyor ve \u003ci\u003e‘korkuya’\u003c\/i\u003e odaklanıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGüncel sayfalarımızda \u003cb\u003eSuay Yüksel\u003c\/b\u003e’in KaosGL.org’a sansürün anatomisini çıkardığı söyleşisi, \u003cb\u003eLevent Pişkin\u003c\/b\u003e’in ‘Dayanışma’ sayımızdaki tartışmayı \u003ci\u003e‘şefkat’\u003c\/i\u003e kavramını kullanarak geliştirdiği yazısı, \u003cb\u003eOğulcan Özgenç\u003c\/b\u003e’in gazeteci ve siyasetçi \u003cb\u003eİrfan Değirmenci\u003c\/b\u003e ile söyleşisi, \u003cb\u003eİlker Hepkaner\u003c\/b\u003e’in Sezen Aksu’nun son albümünü incelediği yazısı, \u003cb\u003eYusuf Çelik\u003c\/b\u003e’in \u003cb\u003eCeren Avşar\u003c\/b\u003e’la son kitabı üzerine söyleşisi, \u003cb\u003eAni Nar\u003c\/b\u003e’ın trans kadınların göç ve ev deneyimlerinden yola çıktığı yazısı ve \u003cb\u003eEcmel Deniz\u003c\/b\u003e’in hormona erişim kısıtlamalarını tartıştığı söyleşisi sizleri bekliyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eÇerçeve yazımızda da dediğimiz gibi, unutmayalım: toplumsal cinsiyet bir “tehdit” değil. Tam tersine, eşitlik ve özgürlük için kurulmuş en radikal sorulardan biri. Ve bu soruyu sormaktan, hep birlikte, asla vazgeçmeyeceğiz…\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eİyi okumalar,\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e\u003cb\u003eYıldız Tar\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248733991157,"sku":"9770130250156-204","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/1.jpg?v=1781039337"},{"product_id":"lgbti-kultur-yasam-203-sayi-aile","title":"KAOS GL 203. Sayı – Aile","description":"\u003cp\u003e“Aile” yalnızca bir toplumsal yapı değil, aynı zamanda güçlü bir ideolojidir. Kimin kimle yaşaması gerektiğine, kimin kimi sevip destekleyeceğine ve hangi yaşam biçimlerinin meşru olduğuna dair uzun ve sessiz bir uzlaşmanın adıdır çoğu zaman. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDevletin 2024 yılını “Aile Yılı” ilan etmesiyle birlikte, bu ideolojik çerçeve daha da sertleşti. Aile, artık yalnızca korunması gereken bir yapı değil; toplumun kimliğini, inancını ve cinsiyet rejimini muhafaza etmekle görevli bir kale olarak tarif ediliyor. Devletin düzenlediği, dinin kutsadığı ve hukukun sınırlarını çizdiği; bu yolla toplumsal normların bekçiliğini yapan bir yapı olarak yaşamlarımıza sirayet ediyor. Siyasetçilerin kürsülerinden medyanın haber diline, eğitim müfredatından sosyal politika belgelerine kadar her yerde karşımıza çıkan bu mabul aile tanımı, çoğumuzu yok sayan, bazılarımızı ise açıkça hedef alan bir düzene işaret ediyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayıyı hazırlarken sormak istedik: Aile kime denir? Kimler aile sayılır? Ve biz bu kavramı nasıl yeniden sahiplenebiliriz?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eAile, pek çoğumuz için bir aidiyet değil, bir kopuş anıdır. Kimimiz evden kovulduk, kimimiz görünmez kılındık, kimimiz susturulduk. Ama hepsinin ardından yeni ilişkiler kurduk. Seçtik. Kimi zaman aynı evi paylaştıklarımız, kimi zaman yalnızca birlikte ağlayıp gülebildiklerimiz oldu ailemiz. Bazen tek bir dost, bazen bir sokak eylemi sırasında omzumuza dokunan el… Seçilmiş ailelerimiz, hayatta kalmanın ve iyileşmenin yollarını gösterdi bize. Ve gösteriyor hâlâ.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL’nin bu sayısında, devletin aileyi bir kontrol mekanizmasına dönüştürme çabasını, bu çabanın geçmişte ve bugün nasıl direnişle karşılandığını inceliyoruz. Seçilmiş aile deneyimlerinden kişisel anlatılara, queer kuramın aile eleştirisinden hukuki tartışmalara uzanan metinlerde, çok sesli ve çok katmanlı bir “aile” resmi çiziyoruz.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKeyifli okumalar\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248734613749,"sku":"9770130250156-203","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-203.jpg?v=1781039347"},{"product_id":"kaos-gl-201-sayi-calisma-hayati","title":"KAOS GL 201. SAYI- Çalışma Hayatı","description":"\u003cp\u003eİş yerlerinde görünmez olmaktan, açık kimlikle var olmaya; ayrımcılıkla mücadeleden dayanışma ağları kurmaya… LGBTİ+ çalışanlar, özel sektörde ve kamuda hangi deneyimleri yaşıyor? İşyerlerinde karşılaştıkları engeller neler, hangi politikalar hayatlarını kolaylaştırabilir? Sendikalar ve kurumsal mekanizmalar LGBTİ+’lar için nasıl bir rol oynuyor?\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL Dergisi’nin yeni sayısında, LGBTİ+’ların çalışma hayatındaki haklarını, mücadelelerini ve dayanışma pratiklerini birlikte tartışmaya açtık.\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735138037,"sku":"9770130250156-201","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-201.jpg?v=1781039359"},{"product_id":"kaos-gl-200-sayi-kelimeler-ve-izler","title":"KAOS GL 200. Sayı -  Kelimeler ve İzler","description":"\u003cp\u003eKaos GL Dergisi’nin 200. Özel sayısı “\u003cb\u003e\u003ci\u003eKelimeler ve İzler\u003c\/i\u003e\u003c\/b\u003e”  dosya konusuyla yayınlandı. Derginin editör yazısı şu şekilde:\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003e“\u003cb\u003eDergi:  \u003c\/b\u003eBir dergi, sadece basılı kâğıtlardan oluşmaz; bir dergi, bir topluluğun haykırışının, umutlarının ve mücadelelerinin yansımasıdır. \u003cb\u003e\u003c\/b\u003e\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir dergi, bir arşivdir; ama yalnızca geçmişin değil, geleceğin de arşivi. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBir dergi, bir itirazdır; ama yalnızca mevcut düzene değil, aynı zamanda umutsuzluğa karşı. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eVe bir dergi, bir yolculuktur; bir kişinin hikayesinden bir toplumun ortak rüyasına doğru.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eDergi, unutturulmak isteneni hatırlatır. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eSusturulanların sesini duyurur. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eGörmezden gelineni görünür kılar. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL, yıllardır tam da bunları yaptı.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eHer sayısında yeni bir kapı açtı, her kelimesinde umut dolu bir dünya tasarladı. \u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eBu sayfalar, kimliklerimizin, direnişimizin ve hayallerimizin kâğıda döküldüğü birer tanıklık oldu.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL Dergisi, tam 200 sayıdır, 30 yılı aşkın süredir LGBTI+ mücadelesinin tanığı ve dönüştürücüsü olarak bu coğrafyada var oluyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp\u003eKaos GL Dergisi, bir düşün filizlendiği, bir hareketin büyüdüğü, seslerin bir araya gelip yankılandığı bir platform olarak LGBTI+’ların özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini dile getirdikleri, hikayelerini yeniden yazdıkları bir bellektir.”\u003c\/p\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248735334645,"sku":"9770130250156-200","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kapak-200.jpg?v=1781039363"},{"product_id":"kaos-gl-199-cinsel-saglik","title":"KAOS GL 199 Cinsel Sağlık","description":"Dünya Sağlık Örgütü’ne göre cinsel sağlık; fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal açıdan tam bir iyilik hali olarak tanımlanır. Bu da bize, cinsel sağlığın temel bir insan hakkı olduğunu hatırlatır. Ancak bu hakkın herkes için erişilebilir olmadığını biliyoruz. Özellikle LGBTİ+’lar, toplumsal önyargılar, ayrımcılık ve damgalanma nedeniyle cinsel sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Sağlık profesyonellerinin yetersiz bilgi ve önyargılı tutumları, güvenli alanların eksikliği ve politikaların kapsayıcı olmaması, bu eşitsizliklerin başlıca nedenlerindendir. Cinsel sağlık, bir yandan bireysel özgürlüklerimizi, öte yandan sosyal adaleti doğrudan ilgilendirir. İnsan hakları perspektifinden bakıldığında, herkesin ayrımcılığa uğramadan sağlık hizmetlerine erişme hakkı vardır. Ancak bu, yalnızca sağlık hizmetlerine erişimi değil; aynı zamanda doğru bilgiye ulaşmayı, kendi bedenine dair bilinçli kararlar almayı ve güvenli bir cinsel yaşam sürebilmeyi de kapsar. Cinsel sağlık politikalarının LGBTİ+’ları kapsayıcı bir şekilde ele alınması, hem bireysel hem toplumsal düzeyde olumlu bir değişim yaratır. Bu politikalar, sadece sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmakla kalmaz; aynı zamanda eşitlik, kapsayıcılık ve insan haklarına dayalı bir toplumsal dönüşümü de teşvik eder. Cinsel sağlık, bireyin insan onuruyla yaşamasını mümkün kılar. LGBTİ+’lar için bu hakka erişim, sadece bireysel esenlikleri için değil, aynı zamanda toplumsal eşitliğin inşası için de kritik öneme sahiptir. Kaos GL’nin 199. Sayısında cinsel sağlık dosya konusuyla, kişilerin haklarını ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin önündeki engelleri tartışıyor, çözüm yollarını birlikte arıyoruz.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740937973,"sku":"9770130250156-199","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/kaosgld199-scaled.jpg?v=1781039458"},{"product_id":"kaosqueer-calismalari-dergisi-sayi-13-post-humanizmde-queer-ufku","title":"KaosQueer+ Çalışmaları Dergisi Sayı:13 Post-Hümanizmde Queer Ufku","description":"\u003cdiv\u003ePosthümanizm(ler) yalnızca beyaz, Batılı, heterokseksüel, sağlam, erkek İnsan’ın merkezdeki yerini sorgulamakla kalmadı (Braidotti, 2014); bedenin kendinden menkul addedilen sınırlarını, varsayılmış normalliğini, atanmış cinsiyet kategorilerini ve cinsellik, üreme, arzu hakkındaki varsayımlarımızı da yeniden düşünmek için çeşit çeşit kapı araladı. Böylece queer kuramlarla posthümanizm(ler), tarihsel-toplumsal olandan bağımsız, ona temel ve\/ya karşıt teşkil eden doğa\/beden tasavvurunu ve ona eşlik eden bir dizi hiyerarşik ikiliği sarsma ihtimaline, kimi zaman yakın, kimi zaman uzak yerlerden göz kırptı.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eNitekim siborg (Haraway, 2010), insan(organizma)\/makine ayrımıyla birlikte, ben\/öteki, akıl\/beden, kültür\/doğa, erkek\/kadın, uygar\/ilkel, gerçek\/yanılsama, bütün\/parça gibi bir dizi hiyerarşik ikiliği de tartışmaya açan bir figürdü. Haraway henüz 1980’lerin başında “Bedenlerimiz neden derilerimizle sınırlanmak ya da en iyi ihtimalle derinin altında kalanları kapsamak zorunda olsun?” (2010. s. 86) diye sorduğunda, insan için kurucu belirlenimleri olan kimlik kategorilerini (kadınlık, erkeklik, heteroseksüellik, sağlamlık) ve bu kategorileri ihtiva eden (kapalı) beden fikrini tartışmaya açmıştı (örneğin hayvan ve bitki bazlı sentetik hormon terapileri insan bedeni kadar cinsiyet, cinsellik ve arzu meselelerini yeniden düşünmeyi gerektirmiştir, Preciado, 2013, Haraway 2016a). Yeryüzünün insan olmayan sakinlerine daha yakından bakmak, pek çok soruyu beraberinde getirdi. Darwin’in incelediği kaya midyesi (Hird, 2006), gender-bending bakteri wolbachia (Kirksey, 2019), likenler (Griffiths, 2015), çevresel etkilere bağlı olarak hayvan veya bitki gibi “davranan” pfiesteria piscicida (Barad, 2011) ve daha birçok örnek söz konusu ikilik ve sınırların çok da çalışmadığını, doğalın\/doğanın normatif ve ahlaki tespitlere dayanak sağlayamayacağını gösterdi. Hayward mercanlar (2010a), örümcekler (2010b) ve ahtapotlarla (2019) birlikte dokumak, dokunmak, duyumsamak, arzulamak ve bakmak\/bakış arasındaki ilişkileri türler-arası bir dikkatle sorguladı. Bir patates tarafından baştan çıkarılan Pollan (2001), elma, lale, kenevir ve patatesin insanın arzularını tarihler boyunca nasıl harekete geçirdiğini anlattı. Morton (2010) queer bir ekoloji ihtimalini tartıştı.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ePosthümanizm(ler) ve queer kuramlar aynı zamanda bedenli ve konumlu bilgi üretimini vurgulayarak,\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBirey-toplum kategorilerine hapsolmamış ölçeklerde,\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBilim-kurgudan spekülatif feminizme uzanan (Haraway, 2016b) çeşitli araçlar ve\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eMevcut kategori ve hiyerarşilerden yola çıkmayan (aynı zamanda türler-arası) bir adalet fikriyle,\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eFarklı tarihler yazmayı önerdiler.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKaosQ+’nın bu sayısı bu kesişimlerden yola çıkan bir çerçevede, bu iki alan arasındaki olası konuşma imkanlarını ve ittifakları ele alan yazılardan oluşuyor. David Griffiths’in Oğuz Karayemiş’in çevirisiyle yayımladığımız “Likenler İçin Queer Teori” makalesi, likenlerden yola çıkarak biyolojik bireysellik varsayımını tartışmaya açıyor ve hepimiz likenler gibi birleşik varlıklarsak, bu durum cinsellik açısından ne anlama gelir, diye soruyor. Griffiths’in işaret ettiği gibi buradaki çaba “biyolojik olanı toplumsal olana basitçe tercüme etmek değil”, fakat biyolojik ve toplumsal kutupluluğu içinde ayrıştırılan iki alanın birbirine bağlı bulunduğu karmaşık yollardan yeni ihtimallere açılmak. Ben, Myra J. Hird’ün “Hayvanlarda Trans\/lık” (çev. Murat Göç ve Elif Lizge Duman) metnine de benzer bir çabanın yol gösterdiğini düşünüyorum. İnsan olmayan hayvanların cinsiyet, üreme, sadakat, bakım gibi insan-hayvana özgü nitelikleri örneklendirdiği varsayımına karşı Hird, toplumsal ilişkilere dair varsayımlarımızı doğrulamak veya ahlaki sonuçlara varmak için hayvan morfolojisi ve davranışını temel alamayacağımızı iddia ediyor. “(Bilinen) türler arasındaki cinsiyet ve cinsel davranış çeşitliliği, insanlar tarafından oluşturulan kültürel kavramların izin verdiğinden çok daha fazla” ve bu çeşitlilik doğa-kültür ayrımı başta olmak üzere mevcut sınıflandırma ve tartışmaları yeniden düşünmek için bir fırsat sunuyor. Karen Barad’ın (çev. Ece Durmuş ve Sinem Özer) “Doğanın Queer Performatifliği” makalesi de doğa-kültür ayrımını yazarın kendi kavramsal bagajı içinden yeniden okuyor ve insanı insan olmayandan ayıran kesiğin [cut] nasıl maddeleştiğini, hangi kurucu etkilere yol açtığını sorguluyor, bir anlamda bu kesikten hesap soruyor. Barad’a bu makalede eşlik eden queer yoldaşları “yıldırım, vatozlardaki nöronal reseptör hücreleri, bir hayalet tür olarak dinoflagellatlar, (tuhaf bir tür olan) akademisyenler ve atomlar”.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eElinizdeki sayıda iki de telif yazı var. Birincisi Gülşah Özgen’in “Siborg’un Olanakları ve Hadzihalilovic’in Evolution Filmi: Üreme Teknolojileri, Feminist Hikâye Anlatıcılığı ve İnsansonrası” başlıklı makalesi. Özgen bu makalede siborg figürünün özcü ve doğalcı varsayımlara yaptığı müdahaleden yola çıkarak Evolution filminin bir okumasını yapıyor ve bu bağlamda hem modern tıbbın kadın bedeni üzerindeki denetimini sorguluyor, hem de üreme ve akrabalığın farklı biçimlerini tartışmaya açıyor. Özlem Güçlü’nün “Evcilleştirme Siyaseti Karşısında “Başıboşlar”: Köpekler, Kadınlar, LGBTİ+lar” başlıklı yazısı ise Hayvanları Koruma Kanunu’nda yakın zamanda yapılan değişiklikleri, AKP’nin anti-feminist ve LGBTİ+ karşıtı söylem ve politikaları ile bir tür süreklilik içerisinde değerlendirerek, “evcilleştirme siyaseti” dediği şeyin sokağı nasıl tanımladığını, kimlere açık, kimler açısından tehditkâr hale getirdiğini tartışıyor. Bu yazının içinden geçtiğimiz şiddet iklimine ve benzerliğe teslim olmamış ittifak imkanlarına dair önemli tespitler içerdiğini düşünüyorum. Çünkü Güçlü aynı zamanda feminist ve LGBTİ+ mücadele ile köpekler için sokakta yaşam mücadelesi arasında ortak bir yaşam ilhamı da görüyor: Üreme dışı akrabalıklarda, alışılmadık yakınlıklarda, sokakta yaşama\/yaşatma ısrarında, ihtimamda yeşeren bir ilham. “Burdayım aşkım” diyen sese “sokaktayım, yanındayım” diyen ses karşılık veriyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eSayıyı Cansu Yıldıran’ın peyzajlarıyla bitiriyoruz. Burada peyzajı Tsing’i (2005) takiben insanların ve insan-olmayanların alanlar\/araziler [terrain] üzerindeki karmaşık konfigürasyonlarını ifade etmek için kullanıyorum. Tsing’e göre hem “‘toplumsal’ (insan müdahalesiyle oluşturulan) hem de ‘doğal’ (insanın denetimi dışında, insan olmayanların mesken tuttuğu)” bir yönü var peyzajın. Tsing kavramın, “belirli bir araziden tümüyle ayrışmış” estetik bir konvansiyona veya “toplumsal ve kültürel programlardan” bağımsız salt fiziki bir organizasyona işaret etmediğini, bu bakımdan insan ve insan-olmayanlar arasındaki ilişkilerin daha nüanslı (doğa-kültür veya gerçeklik-temsil ikiliklerine düşmeyen) bir açıklamasını mümkün kıldığını vurguluyor (2005: 173-174). Yıldıran’ın fotoğrafları da belirli peyzajların tanıklığına kulak kabartıyor; fotoğraflar, hayvanlar, insanlar, otlar, taşlar, topraklar (alfabetik sırayla) arasındaki dolanıklıklara iz düşüyor.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKaynakça\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBarad, K. (2011) “Nature’s Queer Performativity”, Qui Parle, 19(2).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eBraidotti, R. (2014). İnsan Sonrası. İstanbul: Kolektif Kitap.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eGriffiths, D. (2015) “Queer Theory for Lichens”, Journal of Critical Environmental Studies, 45, https:\/\/core.ac.uk\/download\/pdf\/235683163.pdf\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHaraway, D. J. (2010) “Siborg Manifesto”, Başka Yer içinde, çev. Güçsal Pusar, İstanbul: Metis.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHaraway, D. J. (2016a) “Awash in Urine”, Staying with the Trouble içinde, Londra: Durham University Press.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHaraway, D. J. (2016b) “Introduction”, Staying with the Trouble içinde, Londra: Durham University Press.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHayward, E. (2010a) “Fingeryeyes: Impressions of Cup Corals”, Cultural Anthropology, 25(4).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHayward, E. (2010b) “Spider city sex”, Women and Performance: a journal of feminist theory, 20(3).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHayward, E. (2019) “OctoEyes”, Frontiers in Communication, 3.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eHird, M. (2006) “Animal Transex”,  Australian Feminist Studies, 21(49).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKirksey, E. (2019) “Queer Love, Gender Bending Bacteria, and Life after the Anthropocene”, Theory, Culture and Society, 36(6).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eMorton, T. (2010) “Guest Column: Queer Ecology”, PMLA, 125(2).\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ePreciado, P. B. (2013) Testo Junkie. Sex, Drugs, and Biopolitics in The Pharmacopornographic Era, New York, NY: The Feminist Press.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003ePollan, M. (2001) The Botany of Desire, New York: Random House.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eTsing, A. L. (2005) Friction. An Ethnography of Global Connections, Princeton, NJ: Princeton University Press.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248740970741,"sku":"9772148868002-13","price":220.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/on-kapak-scaled.jpg?v=1781039458"},{"product_id":"kaos-gl-dergisi-sayi-198-uluslararasi-ahval-ii","title":"Kaos GL Dergisi Sayı 198 – Uluslararası Ahval II","description":"\u003cdiv\u003eAhval kelimesi, Arapça kökenli olup “durumlar, koşullar, olaylar” anlamına gelir. Bu terim, bir toplumun veya bireyin yaşamında karşılaştığı çeşitli durumları ve koşulları ifade eder. Uluslararası bağlamda ise ahval, ülkeler arası ilişkilerden, sosyo-politik dinamiklere, insan hakları mücadelelerinden kültürel etkileşimlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu kavram, küresel perspektifte yaşanan değişimlerin ve gelişmelerin bütüncül bir analizini yapabilmemize olanak tanır.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eLGBTİ+’ların uluslararası çalışmalarını ve aktivizmlerini konu edinen bu dosya ikinci sayısı ile siz okurlarımızla buluşmaktadır.Dünya genelinde LGBTİ+ hakları konusunda yaşanan gelişmeleri, zorlukları ve mücadeleleri paylaşarak, küresel ölçekte yaşanan bu dönüşümlere ışık tutmayı amaçlıyoruz. LGBTİ+ haklarının korunması ve geliştirilmesi, yalnızca belirli bir coğrafya ile sınırlı kalmayan evrensel bir insan hakları meselesidir.\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248741822709,"sku":"9770130250156-198","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/198-kapak-sayfa-1-scaled.jpg?v=1781039471"},{"product_id":"testo-canki-farmakopornografik-cagda-seks-uyusturucular-ve-biyopolitika","title":"Testo Canki Farmakopornografik Çağda Seks, Uyuşturucular ve Biyopolitika","description":"Bu kitap, yazarın bedeni üzerinde deneyimlediği değişimi kendi kaleminden çarpıcı bir şekilde anlatırken ele aldığı birçok konudaki derin ve keskin bakış açısıyla okuru sarsan benzersiz bir metin. Paul B.Preciado; kimlik, cinsiyet, pornografi, mimari ve cinsellik konularına odaklanan bir yazar, filozof ve küratör.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248743624949,"sku":"9786052604175","price":434.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site.webp?v=1781039507"},{"product_id":"yalnizlik-kuyusu","title":"Yalnızlık Kuyusu","description":"\u003cdiv\u003eYazar Radclyffe Hall dönemine damga vurmuş, ardında izler bırakmış önemli bir kadın. Aynı zamanda da bir şair. Radclyffe Hall’un dilimize Yalnızlık Kuyusu olarak çevrilen Well of Loneliness adlı çığır açan bu kitabı, dünya lezbiyen edebiyatının öncüsü ve dünyadaki en çok satan, okunan ve tanınan lezbiyen roman olarak kabul ediliyor. Birçok dile çevrilen Yalnızlık Kuyusu, İngiltere’de yayınlandıktan hemen sonra 1928’de yasaklandı. Kitap bir süre sonra Fransa ve ABD’de yayınlanmasının ardından ünlendi ve pek çok dile çevrildi.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eKlasik edebiyat ekolünün başarılı bir örneği olan roman; uzun cümleleri, kahramanların psikolojik tahlilleri ve doğa betimlemeleri ile de döneminin üslup özelliklerini taşıyor. Büyük ölçüde otobiyografik ögelere sahip olan eser, yazıldığı dönemin eşcinsellik kavramına bakışını yansıtması açısından okura önemli doneler sunuyor. Kadın olmak tek başına toplumsal bir baskıya maruz kalmak için yeterliyken bir de eşcinsel bir kadın olarak var olma çabasının tüm zorluklarını gözler önüne seriyor. \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eRomanın ekseninde Stephen’ın çocukluğundan itibaren yaşadığı huzursuzluklar, kendini tanıma ve tanımlama çabası, uzun ve zorlu mücadelelerden sonra kendi gibi olabilme çabası yer alıyor. Çevresinin kendisini anlamayan, durumunu sezseler bile görmezden gelmeyi tercih eden insanlarla kuşatılmış olması, özellikle annesinin kendisinde yarattığı incinmişlik duygusu, bu mücadeleyi hepten zorlaştırıyor. Romanda Stephen’ın doğup büyüdüğü ve hep kök salmak istediği kasabası Morton da âdeta yaşayan, nefes alan, sezileri olan bir roman kahramanı gibi. Doğanın ve mekânın insan ruhu üzerindeki etkisi, Morton’la somutlaştırılıyor. Sadece doğa değil hayvanların da bu etkiye katkısı büyük. Özelikle atı ile kurduğu bağ, roman boyunca Stephen’ın yalnızlığını ve gelgitlerini gözler önüne seriyor.  \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eRomanda sadece başkahramanın değil farklı sosyal çevre ve sınıflardan eşcinsellerin de yaşamları mercek altına alınıyor. Bu da romanın bireysel bakış açısından sıyrılıp toplumsal bir perspektife sahip olmasını sağlıyor. Romanın dikkate değer bir başka yanı da eşcinsellerin din olgusuna yaklaşımlarını irdelemesi.\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003eRoza Hakmen’in olağanüstü çevirisi ile bu eseri dilimize ve siz okurlarımıza kazandırmaktan mutluluk duyuyoruz. \u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e“Kendini ortaya koymaya utananlara, huzur içinde yaşayabilmek için gizlenenlere gelince, akıllı olanlarından nefret ediyordu; onların hem kendilerine hem soydaşlarına ihanet ettiğini söylüyordu ısrarla. Aklın birçok kez eşcinsellikle bir arada olduğunu toplum ne kadar çabuk anlarsa yasağı da o kadar çabuk kaldırmak zorunda kalacak ve baskı o kadar çabuk sona erecekti. Baskı daima korkunç bir şeydi, korkunç düşünceler üretirdi ve bu tür düşünceler tehlikeliydi.”\u003c\/div\u003e\n\u003cdiv\u003e\u003c\/div\u003e","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248744476917,"sku":"9786052604113","price":546.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/site-1_81c2e424-ea0c-4092-94c1-c2677125b042.jpg?v=1781039525"},{"product_id":"gokkusagi-cocuk","title":"Gökkuşağı Çocuk","description":"Küçük bir çocuk yetişkinlerin o hep sordukları soruyu yanıtlamaya çalışıyor: “En sevdiğin renk nedir?” Ancak bu küçük çocuk pek çok harika renk varken nasıl cevap vereceğini bilemiyor.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248752931061,"sku":"9786052604090","price":192.5,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/on-kapak-gc.jpg?v=1781039760"},{"product_id":"kaos-gl-dergisi-sayi-176-diyalog","title":"Kaos Gl Dergisi Sayı 176 - Diyalog","description":"Aktivizmin içindeki kültürlerarası iletişimi, sosyal politikaların iyileştirilmesi ve kurumlar arası iş birliklerinin geliştirilmesi noktasında inşa edilen sosyal diyalog zemininde LGBTİ+’ların konumlarını, sanat aracılığıyla kurulan diyalogları, günden güne değişen diyalog kurma araç ve yöntemlerimizi, şiddetsiz iletişim teorisi ile aktivizme etkilerini ve queer ilişkilerdeki değişen güç dengeleriyle beraber yeni diyalog zeminlerine olan ihtiyacımızı Kaos GL Dergisi Diyalog dosyası ile birlikte tartışmaya açtık.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248774885621,"sku":"9771302501007-176","price":80.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/1787-kaos-gl-dergisi-sayi-176-diyalog.jpg?v=1781040104"},{"product_id":"hep-aska-dair","title":"hep aşka dair","description":"Her türlü iktidara ve ırkçılığa karşı duran, feminist hareketin önde gelen aktivist ve teorisyenlerinden Bell Hooks, aşkın\/sevginin ne olduğuna odaklandığı kitabında, Erich Fromm ve M. Scott Peck’i yankılayarak, sevmenin doğuştan gelen bir meziyet değil; bir irade, bir edim olduğunun altını çiziyor. Sevmeyi öğrenebilir, her an, her koşulda cesaretle, içtenlikle onu pratik edebiliriz… Kendimizi ve ilişkilerimizi yoksunluktan değil, bütünlüklü bir varoluş hâlinden kurmak… İşte Hooks’a göre gerek bireyin kendini gerçekleştirmesinin gerekse bireylerin eşitlik, adalet, özgürlük ve dayanışma temelinde bir arada olmasının, gereken toplumun tinsel, düşünsel ve edimsel gelişiminin biricik yolu budur.","brand":"NotaBene Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":48248817942773,"sku":"9786052601396","price":364.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/files\/935-hep-aska-dair.jpg?v=1781041226"}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0807\/8262\/2965\/collections\/notabene_ana_kalip_5.jpg?v=1782480716","url":"https:\/\/notabene.com.tr\/collections\/lgbti-queer.oembed","provider":"NotaBene Yayınları","version":"1.0","type":"link"}