Cengiz Türüdü - yazarın kitap listesi

Cengiz Türüdü

18 Mayıs 1959 yılında babamın öğretmenlik yaptığı Giresun

ilinin Dereli ilçesinin Çal köyünde doğmuşum.

Çocukluğum Bulancak’ta geçti. Babam öğretmen olduğu için

tayini çıktığı Bulancak’ın değişik köylerinde ortaokul son sınıfın

ikinci dönemine kadar okudum. Ortaokulu Bulancak Merkez

Ortaokulu’nda bitirdim. Liseyi de Bulancak’ta okudum.

Liseyi bitirdikten sonra Giresun Eğitim Enstitüsü’nde bir yıl

okudum. Orada öğrenciyken Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandım;

Eğitim Enstitüsü’nü bırakıp 1978 yılında Siyasal’a kayıt yaptırdım.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ikinci sınıfı bitirince, İşletme

Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyken rahatsızlanıp, ruh sağlığımı

kaybederek okuldan ayrıldım. Öğrenim hayatım kısaca bu.

***

Bizim ailemiz çok çocuklu bir aile. Yedi kardeşiz ve hepimiz

hayattayız. Dokuz kişilik ailenin tek geliri annemle babamın maaşlarıydı.

Böyle yoksul bir ailenin içerisinde ve yoksul bir çevrede

büyüdüm.

Babam yoksul olmasına rağmen Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki

Dicle Köy Enstitüsü’nden mezundu. Babam orada aydınlanmış,

6 Hayat Üzerine Diyaloglar

bilinçlenmiş, Cumhuriyet değerlerini özümsemiş, Cumhuriyet’i

benimsemiş bir öğretmendi; aydın ve devrimci bir insandı.

Özellikle bende tarihe, siyasal fikirlere, toplumsal değişime

karşı çocukluktan beri bir ilgi, merak gelişti. Bulancak’ta üniversitede

okuyan çocukların demokrat fikirleri, eğilimleri, babamın

Köy Enstitüsü’nden gelen ilericiliği, devrimciliği, edebiyat öğretmenimizin

devrimci fikirleri, olağanüstü ahlaklı, olgun davranışları

bizlerin üzerinde büyük etkiler yarattı.

Bu yıllar (70 sonrası) aynı zamanda Türkiye’nin 12 Mart faşist

darbesinden sonra yeniden politikleşmeye başladığı yıllardı. Köylerdeki

üniversite öğrencilerinin etkisi bende sola karşı, devrimci

fikirlere karşı ilgi uyandırdı.

Ortaokulda az kitap okumama rağmen ortaokuldan sonra okumayı

hızlandırdım. Babam ateist bir adamdı ama ben annemi çok

sevdiğimden ve onun etkisiyle Kur’an kursuna gidip Kur’an’ı hatim

etmiş, bir süre namaz kılıp oruç tutarak din eğitimi almış bir

çocuktum ilkokuldayken. Ben annemin telkinleriyle ailede dini

eğitim alan ilk ve tek çocuk oldum. Ayrıca ailede ilk politikleşen

çocuk da ben oldum.

Ortaokul yıllarımda 1973 seçimleri oldu. Bu yıllar ilericilik,

devrimci dönüşüm için potansiyel taşıyan yıllardı. Solculuğumuz

daha çok roman, şiir, edebiyat üstüne kuruluyordu o yıllarda.

Siyasi dergiler, broşürler 1975’ten sonra yeni yeni çıkmaya

başlamıştı. Birtakım fraksiyon dergilerinin çıkmasına bağlı olarak,

gençler kendi eğilimlerine göre, etkilendikleri çevreye göre o dergileri

takip eder hale geldi.

Bu etkilerle birlikte yavaş yavaş sol öğrenci derneklerinin, sol

partilerin kuruluşu, sol aydınların ve 71’den kalan devrimci yöneticilerin

hapisten afla 1974’te çıkışları toplumda canlılığı çok artırdı.

Bu sırada faşist, kontrgerilla saldırıları, provokasyonlar yoğunlaşmaya

başladı. Bu saldırılar karşısında sol politizasyon hızlandı.

Ben Cengiz Türüdü 7

DİSK’in, TÖB-DER’in varlığı, Barolar Birliği’nin ilerici konumu,

TMMOB, TTB’nin devrimci tercihleri, konumu, eylemleri,

gençlik dernekleri, kadın dernekleri, emekçi-der, çırak- der şeklinde

kurulan işçi dernekleri, kooperatifler, sol partiler (TİP, TSİP,

TEP, VP) sol fraksiyonlar ve bunların legal, illegal yayınları; tüm

bunlar o dönemde büyük bir politizasyon yarattı.

Çocukluğum ve gençliğim bu gelişmeler içerisinde yaşandı.

Elimden geldiğince bu gelişmeleri takip ettim, hepsinden deneyim,

bilinç elde etmeye çalıştım.

Liseli yıllarda Regis Debray, Mahir Çayan, Marks, Engels, Lenin,

Stalin, Dimitrov, Che Guevara, Hikmet Kıvılcımlı, Hüseyin İnan,

Perinçek, Mao, Giap, Ho Chi Minh, Castro ve Kaypakkaya’nın broşür

ve kitaplarını okurdum. Çıkan her sol dergiyi almaya çalışırdım.

Bulancak’ta tüm bunlara ilgi duyan ve tartışan bir gençlik

kesimi vardı. O sıralar 12 Mart sonrası Bulancak’ta dernekleşme

oldu. Tüm bunlar 12 Eylül öncesinde Bulancak’ı; Hatay’ın

Samandağ’ı, Artvin’in Şavşat’ı gibi faşistlerin ifadesiyle “Küçük

Moskova” haline getirdi.

***

1978’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geldiğimde beni en çok

şaşırtan okulun kütüphanesi ve orada bulunan kitaplar oldu. Daha

sonra Ankara’daki Zafer Çarşısı’na gittiğimde yine şaşırdım. Ömrümde

hiç o kadar çok kitabı bir arada görmemiştim. Böylece ilgi

duyduğum, merak ettiğim alanlardaki yazarların tüm kitaplarına

kavuşmuştum.

Siyasal’daki öğrencilik yıllarımda o dönem okunması gereken

hemen her kitabı okudum. Siyasal’daki öğrenciliğim de pek öğrenciliğe

benzemedi. Buradaki öğrenciliğim öğrencilikten daha çok kitap

okumakla geçti. Dolayısıyla öğrencilik hayatım verimsiz oldu. Çok

okuyan, araştıran biriydim ama iyi bir öğrenci değildim. Derslerde

verilen bilgilere değil, siyasi bilgilere konsantre olan bir çocuktum.

8 Hayat Üzerine Diyaloglar

Ben Siyasal’a o zamanlar Kurtuluş Sosyalist Dergisi’nin

görüşleri etrafında birleşen bir grubun üyesi olarak geldim.

Okulda bu grubun en çok okuyan, tartışan çocuğu olarak bilinirdim.

ODTÜ’ye, Hacettepe’ye, Beşevler’deki okullara, seminerlere,

eğitim çalışmalarına, gruplar arası tartışmalara giderdim.

Kurtuluş’un Ankara’daki pullama, yazılama, korsan eylemlerine

gençlik içerisinde kendi gücümle, becerimle katılırdım. Bunların

yanında daha çok da okumayı sürdürürdüm.

***

Bu hızla okumalarım devam ederken 12 Eylül geldi. 12

Eylül’den sonra herkes panik halinde kaçarken, sığınacak yer

ararken; ben, sokakta kalmayı, aç kalmayı kendime dert etmeden

okumayı daha da hızlandırdım. Herkesin tersine, 12 Eylül’ün benim

açımdan şöyle olumlu bir etkisi oldu: 12 Eylül faşist darbesi

ve işkenceleri beni tahrik etti. Ben daha önce yaptığım okumaların

iki, üç, dört misli okumayı gerçekleştirdim 12 Eylül’den

sonra. Günde 8-12 saat kitap okurdum. Yolda, kahvede, parkta

her yerde okurdum.

Tüm bunların sonucunda 1982 Temmuz’unda çıldırıp akıl

hastanesine düştüm. Orada bana şizofreni teşhisi koydular. Bu sırada

bilincim bulandı, geçmişi unuttum, dünyayla ilişkim koptu,

topluma giremez, insanlarla konuşmaz oldum. Yemek yiyemez,

banyo yapamaz, kendinden haberi olmayan, bilincini yitirmiş bir

insan haline geldim. Açıkçası yaşayan bir ölü gibiydim. Dünya

ile hiçbir alakam yoktu. Örneğin çıldırdığım bu yıllarda Amerika,

Granada’yı işgal etmiş ama ben hiç bunu bilmiyordum. Bu işgali

ben 1988’de dergilerden öğrendim. Dünya gerçekliğinden o kadar

kopuktum. Gazete, kitap hiçbir şey okuyamıyor, televizyon

izleyemiyordum, dünyayla hiçbir bağım yoktu. Bilincim ruhum

parçalanmış olarak yarı bitkisel bir hayat yaşıyordum. Yaşayan

ölü halim, beyin sızlamalarım, beyin acılarım 5-6 yıl sürdü.

Ben Cengiz Türüdü 9

O dönemde aynı zamanda konuşamıyordum da, cümle kuramıyordum.

Kurduğum cümlenin başı sonu birbirini tutmuyor, zihin

bütünlüğüm dağıldığı için cümle bütünlüğünü, anlam bütünlüğünü

sağlayamıyordum. Bu kadar şiddetli zihinsel bir sorunla

karşılaştım. Yaklaşık tam 10 yıl düzgün konuşamadım. Hafızamı

tam olarak kaybettim. Çıldırışımdan sonra, 20 yıl geçmişimi net

ve tam olarak hiç hatırlamadım.

Bu arada devamlı tedavi gördüm. 1989 Temmuz’unda bana

tıbbî olarak düzenli müdahale edilmesinin sonucunda zihinsel

problemlerim çözülmeye başladı. Tedavi sürecinde bana annem

başta olmak üzere sadece ailem sahip çıktı. Bu yıllar aynı zamanda

kimsenin benimle konuşmadığı, kimsenin yüzüme bakmadığı

yıllardı. Bu yıllar “deli” damgası yediğim yıllardı. Tek arkadaşım,

kardeşim Recai idi. O ise 12 Eylül’den önce kafasından kurşun

yemiş, o da psikolojik olarak rahatsızlanmıştı. Bu yıllar çok uzun

sürdü. Kimse; sen zor durumdasın, sen aydınsın, senin bu ülkede

emeğin var, gel seni tedavi ettirelim, demedi. Maddi manevi

yardım olmadığı gibi arayıp soran da olmadı. Bir Naim geldi

Samsun’un Terme ilçesindeki evimize beni ziyaretlere. Üçüncü

gelişinde yanında Siyasal’dan Feodal Ahmet, Çağatay ve Gönen

Orhan vardı. Bir de Naim’in kardeşi Hamdullah.

Son 17 yıl devrimci arkadaşım psikiyatrist doktor Erdoğan

Özmen tedavimle ilgilendi. Toplamda 7 yıl düzensiz, 27 yıl düzenli

olmak üzere tam 34 yıl tedavi gördüm. 34 yıl sonra tekrar

kendim oldum.

İyileştikten sonra gazete, dergi okur hale geldim. Artık günde

sağ-sol demeden 5-6 gazete okuyorum. Solcuların, devrimcilerin

çıkardığı dergileri takip etmeye çalışıyorum. İyileşmeme bağlı

olarak algılama, sorgulama, soyutlama yeteneğim gelişti, zihnim

canlandı.

***

10 Hayat Üzerine Diyaloglar

Naim’le sık sık telefonda konuşuyorduk. Bir keresinde Naim

sürpriz yapıp konuşmamızı diyalog halinde yazıya dönüştürerek

bana telefonda okudu ve iznimi alarak internet ortamında arkadaşlarımızla

paylaştı. Yayınladığımız konuşmalarımıza ilgi olunca

bu diyalogları sürdürdük. “Bunlar somut durumlara işaret ediyor.

Bunlar hayatla ilgili saptamalar içeriyor,” şeklindeki geri dönüş

bilgileri bize ulaşınca bu diyaloglarımızı devam ettirerek 16 diyalog

gerçekleştirdik. Bu diyaloglarımız 2017 yılında “İnziva Diyalogları”

adıyla NotaBene Yayınları tarafından kitaplaştırıldı ve sol

çevrede ilgi görerek 4 baskı yaptı.

Ben tedavi sürecinde 16 yıl evden dışarı çıkamadım. 16 yıl

evin kapısına bile çıkamadım. Tam bir inziva hayat, tam bir münzevi

hayatıydı. İnziva Diyalogları kitabımız adını buradan aldı.

***

2017 yılının Mayıs ayında tekrar diyaloglarımızı Naim’le sürdürmeye

başladık. Yine telefon görüşmelerimizi kaydetme yöntemiyle

yaptığımız yeni diyalogları bu kez; ilk kitapla inzivadan

çıktığımı düşünerek “Hayat Üzerine Diyaloglar” adıyla kitap olarak

çıkarmaya karar verdik.

Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.

Aradığınız şey için tekrar arama yapın