Reduced price!

BABAM İNTİHAR ETMEMİŞTİ / Özge Kılıçoğlu

Özge Kılıçoğlu: Varmak değil, yalnızca olmak isteyen bir kalem

12,00 TL

-35%

7,80 TL

- +

Kilise duvarının üzerindeki el izlerini görebilen bir yazar Özge Kılıçoğlu. Ay’da yürür gibi, ayakları yere değmeden tüy uçuşuyla geziniyor geçmişin an’ları üzerinde. Öykünün ana yollarında gezinmek yerine, kılcal damarlara benzeyen ara yollarına sapan tutumuyla yazar, öykücülüğümüze ilk kitabıyla güçlü bir giriş yapıyor. Koca bir boşluğa benzeyen evrene hepimizin cebimizden çekilmesi, çağımızın bitimsiz bir baş dönmesiyle süre giden devinimi, duvarların, içinden ve dışından çekilmek suretiyle genişlemesi ama yok olmaması… Özge Kılıçoğlu bunları anlatmıyor okura, adeta saçından, kolundan tutup çekiyor anaforun dibine.

Umut. İncitici bir kelime. Ne ki hep başköşesinde kalbin.

Babanın ve annenin siyah beyaz fotoğrafları ağır, yine de cebinde taşıyor yazar, ölürken, yirmi dördünde. Geliyorum demeden gelen, belki de hep var olan, var’la yok’u da sorgulayan, cebindeki kalemlerin uçlarını birbiri ardına sivrilttikçe etine, canına batıran, yine de yazan. Sonra yazmakla da alay eden, yaşamakla da.

“Uyanamayacak kadar uykudasın. Herkes dışarıda. Hepimiz dışarıdayız. Sen. İçerde.”

Okuru yazanın kendisi kılan, kendisine söylediklerini işittiren, mesafesiz, dur duraksız bir sorgulama. Bir içerisi ve dışarısı kalmayıncaya kadar… Yeter’lerle ve yetmez’lerle doldukça çocuk göğsü, çömelecek yer kalmayan bir anılar dolabının en dibinde, karanlıkta oturan orta yaş, aydınlığa da inanmıyor. Baba bir kez ölmüş, anneye içilen şaraplar ve şiirler de…

“Haydi, gidelim artık. Bir şeyleri beklemek zor ve iyicil değil.”

Babam İntihar Etmemişti, zor ve iyicil olmayan okurlarına sesleniyor. 

Kitaptan:

Kapıda durup yüzüme baktı. Göz bebekleri iyice büyümüştü. Bu kapıyı sana ardına kadar açıyorum. Koca bir boşluk göreceksin önce. İçi dolu bir boşluk. Senden önce ne yaşandı merak edeceksin. Anladın diyelim tüm bunları, sonrası asıl başına bela olacak olan. O kadın da öyle boş ümitlerle gelmişti buraya. Yanında beş yaşında bir kız çocuğu ile. Kız mı onun elinden tutmuştu yoksa o mu kızın, anlamamıştım. Sonra öldürdü kendini. İçeri giremedim o gün. Kapıcı kadının anlattıkları zihnimde kocaman bir delik açtı. Üç gün boyunca kendimi bilmeden evin etrafında dolaşıp durdum.

Senin ellerin hep böyle damarlı mıydı Ayşe?

            Hep böyleydi. Yeni yapılmış kaldırım taşlarından, üzerinde delikler açılmış asfalt yola kadar tüm izlerini takip ettim. Buradan yürümüştü. Şu ağacın altında durmuştu. Şurada gözleri dalıp gitmişti belki, saatlerce burada ağlamıştı. Kelimeler beynimde zıplayıp duruyordu. Sıraya giremeyen yaramaz ilkokul öğrencileri gibiydiler. Ama sadece o değil, saflık, masumiyet hepsi... Kalmadı ah yarim senden bir parça...

Ayşe öyle değil mi? Kaldı mı?

            Kalmadı baba.            Nasıl kalsın? Senin bile sadece adın kaldı. Seni istediğin yere bile gömmekten aciz yaşayanlarız biz. Sözler verip sonra ölüm gelince, verdiğimiz sözleri de öldüren...

Tam bir hafta sonra tekrar eve gitmeye cesaret ettim. Ağır demir anahtar cebimden aşağı çekiyordu beni. Paslanmış kapı demirlerinde yukarılardan atılmış bir çift kadın çorabı takılıydı. Gözlerim üst katlardaki elektrik tellerine takıldı. Belli ki kaçak çekmişler. İçerisi karanlıktı, küf kokusu her yeri sarmıştı. Duvarların üst kısımlarında boya kalkmış, tek tük eşyanın üzerine gelişigüzel atılmış örtüler nemden başka bir hal almıştı. Pencereleri açtım önce, sonra bütün eşyaları dışarı attım. Yazı masamı bahçeye bakan pencerenin önünde koydum. Tabureye oturup, önüme bir kâğıt çektim.        

Sana da hayat dar geliyor mu? Her gün duvarlar biraz daha üzerine gelmiyor mu? Kendine güvensizliğin suratın suratına çarpmıyor mu? Her şeyden ve herkesten korkmuyor musun?       

Kadın kendine geldiğinde banyonun soğuk zemininde yatmaktaydı. Çocuk tepesinde dikilmiş ağlıyordu.           

Böyle başlamış olmalı. Sonra da devamı geldi. Kapıcı kadın, küvette bulundu, demişti. Küvetin içinde anne babasının siyah beyaz evlilik resimleri saçılmış vaziyetteymiş. Yanak yanağa, mutlu bakışlar, mahşer kalabalığı. Yeni evlilere yol açın, müsaade edin, geçsinler. Olacaklardan habersiz ilk çocuklarının tohumlarını atmak üzere geçmelerine izin verin. Başlangıçların hep sonucu doğurması gerekmiyordu, bu sefer sonuç baş olmuştu.

Göklerde ay soldu ninni

            Yıldızlar kayboldu ninni       

Yum sen de güzel gözlerini ninni     

Biricik yavrum ninni...          

Öyle yapmıştır. Belki de şimdi burada, benim yazmaya gebe olduğum yerde.      

Ayşe kızım ölüyorum.           

Ölüyorum demekle ölünmez baba, bu iş o kadar kolay değil.         

Tırnaklarımı etime geçirdiğim, duvarları yumrukladığım, ölmek istediğim... Ama bak hâlâ buradayım... İstediklerimiz hemen olmuyor. Olmamasının da bir sebebi var. Her şey bir sebep sonuç ilişkisi içinde. Hareket eden bir zaman tünelindeyiz. İlerleyen zaman, bizler sabit. Kaç mutsuz günümün ağırlığında saatler akışını yitirdi. Duran benmişim, bunu fark etmem yüzyıllar aldı.  

            Masanın bir köşesinde yemek yeniliyor, diğer köşede ben ders çalışıyorum. Dört kere beş kaç ederdi baba? Bana yardım et, çarpamıyorum. Böl o zaman kızım, böl çoğalsın, küçülsün, azalsın. Bu yaman çelişkiydi babacım. Bölmek hem çoğalmak hem de azalmaktı. Aynı anda hem çoğalıp hem de azalıyorduk. Hayatın kendisi gibi Ayşe, dedin. Ama şimdi değil, büyüyünce öğreneceksin.

Odalarında dolaştım. Hepsi küçük. Banyoya geldiğimde ordaydı. Elini uzatmış bana bakıyordu. Sana yardım edemem. Kendi babama edemedim, sana nasıl... Düşünce ölüyorsun. Suyun içinde çok kalınca da... Aciz yaratık insan. Kırılgan, fani... İsterse kendini öldüren, sen istedin... Ben de...        Kapı çaldı. Zili varmış demek. Onu da kaçak çektikleri tele bağlamışlardır. Karşımda genç bir delikanlı duruyordu. Yüzünde bir sırıtma. Postaları almaya geldim, dedi. Ne postası? Bir önceki kiracıya gelen... Hâlâ sırıtıyor.          

Bacaklarının arkasına bir kız çocuğu ilişmiş.            

Kapıyı suratına kapattım. Zil tekrar çaldı. Tekrar. Tekrar.   

            Duymuyor musun Ayşe? Ambulansın sireni bu.

            (……)

            Babam İntihar Etmemişti adlı öyküden alıntıdır. 

Henüz hiç okur yorumu eklenmemiş. İlk yorum yazan siz olun!

Yorum yaz!

BABAM İNTİHAR ETMEMİŞTİ / Özge Kılıçoğlu

BABAM İNTİHAR ETMEMİŞTİ / Özge Kılıçoğlu

Özge Kılıçoğlu: Varmak değil, yalnızca olmak isteyen bir kalem