Yeni Reduced price!

KaosQueer+ Sayı: 5

2148-8681

KaosQ+’ın bu sayısındaki tema emek. Kuşkusuz queer kuramı ve çalışmalarını alan olarak belirlemiş bir derginin bu temayı seçmesi ilk bakışta “garip” görünebilir.

15,00 TL

-35%

9,75 TL

- +

 Emek ve onunla bağlantılı olarak sınıf, sömürü, eşitsizlik gibi ne de olsa biraz modası geçmiş konuları dinamik bir alana bulaştırmayı tatsız bulanlar kadar böylesi ağırbaşlı meseleleri queer gibi uçarı bir kavram etrafında ele almayı uygunsuz görenler de olacaktır. Emeği konu edinmek queer çalışmalarını zenginleştirir mi? Queer kuramın lensi çalışmayı ve çalışmanın getirdiği sıkıntıları anlamakta yararlı olabilir mi? Bu teorik sorulardan daha pratik, gündelik ve yakıcı olarak; emeği ve queeri birlikte düşünmek çalışma yaşamındaki, işyerindeki heteronormativiteden kaynaklanan baskıları ve ayrımcılığı azaltabilir mi? Bunlar ve bu minvalde çoğaltılabilecek diğerleri ucu açık sorular. Öte yandan bu soruların olası yanıtları ne olursa olsun, emek, çalışma ve iş ile toplumsal cinsiyet, cinsellik, eşcinsellik ve bunlarla iç içe bir kavram olarak queer arasında ilk bakışta görünenden daha sıkı bir bağ var.

Cinselliğin çağrıştırdığı genelde sıkıntı, kaygı, acı gibi olumsuz duygulardan ziyade eğlence, mutluluk ve hazdır. Oysa tam da cinsellik, cinsiyet ve arzu kavramlarını konu edinen bir kitaba yazarı Judith Butler’ın uygun gördüğü başlık “Cinsiyet Belası” olmuştur. Aslında başa bela olan özgürce yaşanan insani bir pratik olarak cinsellik değil; toplumsal olarak belirlenmiş bazı cinsellik biçimlerinin ve cinsiyet rollerinin heteroseksüel bir varsayımla doğal, ideal hatta kaçınılmaz normlar ve sabit kimlikler şeklinde sunulması; böylelikle arzunun denetlenebilir ve yönlendirilebilir hale getirilmesidir. Queer kuram, işte geniş anlamıyla cinselliğin içerdiği bu farklı kategorilerin çelişkisinde, Butler’ın ifadesiyle “cinsellik, toplumsal cinsiyet ve arzu arasındaki süreksizlik ve uyumsuzluk”ta hayat bulur.

Emek de tıpkı cinsellik gibi bazıları başa bela olan çelişkili kategorileri içerir. Öyle ki batı dillerinin çoğunda emek anlamına gelen kelime, etimolojik olarak tam Butler’ın kullandığı şekliyle bela, dert, sıkıntı, zahmet kavramlarını işaret eder. Sanayi kapitalizminin ilk yıllarını tasvir ettiği eseri İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’nda Engels şöyle yazmaktadır: “İşçiler arasında umutsuzluğun bir başka nedeni de çalışmaya mahkûm olmalarıdır. Gönüllü, üretken bir iş bizim için ne denli büyük bir eğlence ise, mecburi bir çalışma da en acımasız ve onur kırıcı cezadır.”

Yaşadığımız toplumda işten kastımız esas itibariyle sosyo-ekonomik kategori içinde değerlendirebileceğimiz ücretli emek ve zorunlu çalışmadır, yani normalde yapmayı tercih etmeyeceğimiz halde yaşamımızı sürdürmek için yerine getirdiğimiz faaliyetler. Bu faaliyetler sıradan bir insanın gündelik yaşamının önemli bölümünü kapsamasının yanısıra kimliğini ve başkalarıyla kurduğu ilişkiyi de büyük ölçüde belirler. Birine ne işle meşgul olduğunu sorduğumuzda alacağımız yanıt onun toplumsal hiyerarşideki konumu, sahip olduğu zenginlik, güç, saygınlık, eğitim ve kültür seviyesi hatta dünyaya bakışı konusunda belli bir fikir verebilir.

Henüz hiç okur yorumu eklenmemiş. İlk yorum yazan siz olun!

Yorum yaz!

KaosQueer+ Sayı: 5

KaosQueer+ Sayı: 5

KaosQ+’ın bu sayısındaki tema emek. Kuşkusuz queer kuramı ve çalışmalarını alan olarak belirlemiş bir derginin bu temayı seçmesi ilk bakışta “garip” görünebilir.